9 Eylül 2008 Salı

Futbolu Neden Seviyoruz #5


Hayatımda ilk kez masa tenisiyle tam anlamıyla içli dışlı olan ve iyi bir şekilde takip eden biriyle tanıştım. Ben nasıl Zidane'ın Leverkusen'e attığı golü hatırlıyorsam o da vakti zamanında adamın birinin bi sayıyı nasıl aldığını hatırlıyordu. Benim hatırladığım yıllarca jeneriklerde gösterilen, maçın 3 golünden biriydi. Ama onun hatırladığı ise sadece Akıllı TV'de gösterilen ve maçta alınmış onlarca sayıdan biriydi. Oturduğumuz mekandaki televizyonda Akıllı TV açıktı ve seri bir şekilde ilginç videolar yayınlanıyordu canı sıkılan ekrana tutulup bişeyler içsin diye heralde. Bir ara masa tenisi videoları başladı ve bu arkadaş o anda tutuldu. Seri olarak yayınlanan kısa videolardaki sayıları anlatıyor bize, "bakın şimdi bu falanca adam, birazdan şöyle bir sayı alacak" şeklinde. Gördüğünüz üzere ne isimler aklımda kalmış ne terimler. Bir an bizi mi yiyor dedim, baktım sayılar anlattığı gibi oluyor. Ya daha önce Youtube'dan izleyip ezberlemiş ya da cidden ilgili dedim. Sonra Fenerbahçe'li Cem Zeng'i sormamla bana Çin Halk Cumhuriyeti'nde bulunamayacak nitelikte bilgileri sıralayınca vay anasını dedim.

Sonra düşünür oldum: Neden? İlgilendiği sporu takip etmesi kadar normal bir şey yoktu ama garipsemekten kendimi alamadım. Masa tenisi dedim bu. Dar alanda oynanan kısır bir oyun. Üstelik oynamasını iyi bilmeyen kişi için sinir bozucu bir olay. Küçücük bir topu elindeki aynı küçüklükte raketle karşılayıp 2 metrekarelik masanın diğer yarısına düşürmeye çalışıyorsun, sonrasında karşındaki de aynı sıkıntıları yaşayıp sırasını savıyor. Kim illallah derse sayıyı diğer taraf alıyor. Ufacık top sonuçta, hızlı da geliyor. Nereye gittiğini görürsün, raketi o tarafa uzatırsın da ama olmaz işte. Dedim ya bilmeyene sinir bozucu. Ama eminim profesyonellerde de aynı gerginlik vardır. Ayrıca tribün olayı da gergin bu sporda. Dikkat dağıtmamak için sessiz olmak zorundasın ve sayı olunca 4 el çırpması uzunluğunda alkışlama lüksün var. Profesyonellerin oynadığı maçların en önemli özelliği ise üstüste çok sayıda vuruş yapılmasıymış. Kıran kırana işte, birinin bi tarafı kaşınınca sayıyı diğer taraf alıyor muhtemelen. Zaten bir işin dünyadaki hakimni Çinlilerse o iş deli işidir. Genellemek de hiç bu kadar güzel olmamıştı.

Ama futbol öyle mi? Öncelikle bu denli sinir bozucu değildir ve az çok herkes oynayabilir, hatta iyi oynadığını bile düşünür. Maç esnasında futbolcunun neresi kaşınırsa kaşınsın maçın gidişatını değiştirmez, bütün senenin birikimini heba etmez. Az sayıda akılda kalıcı gol olur ve yıllarca anlatılması yadırganmaz. Bu nedenlerden ötürü yığınlar stadyumlara koşar, tribünde coşar, eğlenir, bağırır, çağırır. Kendilerini tutan kimse yoktur. Hiç gitmedim ama Nou Camp'ta da tutan yoktur.

3 yorum:

cannksk dedi ki...

masa tenisi aslında çoğu spordan zevkli ve daha kolay yapılabilecek spor ama maalesef yaygın olmadığı için oynayacak partner bulunmuyor. onun haricinde , porofosyonellerin üst üste çok sayıda vuruş yapması özellikle son zamanlarda biraz değişti . vuruş sayıları azalmaya başladı (11 puana düşen setlerden sonra) kondisyon biraz daha önemini kaybetti ve güç ön plana çıktı. bir türkiye şampiyonasında bir sayı almak için vurulan ortalama vuruş , dünya şampiyonasındakinden daha azdır.

talento dedi ki...

tekrardan belirtmekte fayda görüyorum. bu seride futbolla kıyaslanan hiçbir spora bir kastım yok. sadece yazdığım serinin formatı itibariyle negatif yönlerine yüklendiğim oluyor. masa tenisi de öyle, denk geldikçe fbtv'de izlediğim de olur. ama futbolla kıyaslarken bu tip eksi yönleri ortaya serilebiliyor. sevenleri kusuruma bakmasınlar.

ilkay dedi ki...

masa tenisi, bilardo vs bunlar hep "oynayana zevk veren" sporlar. izleyici kitlesi de olmuyo dolayısıyla. ya da olanlar da oyunla amatör/prof herhangi bir şekilde ilgilenenler.

futbol öyle değil ki. en son çocukluğunda (90 yıl önce falan) ayağında top değen hıncal futbol uleması kesiliyor mesela.