futbolu neden seviyoruz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
futbolu neden seviyoruz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ocak 2009 Cumartesi

Futbolu Neden Seviyoruz #12


Bu başlık altında yazdığımız 12. yazıya geldik. Kimi zaman zevksiz sporları, kimi zaman da zevkli sporların zevksiz yönlerini ele aldık. Bu zamana kadar da bana izlemesi en manasız geleni curling adlı oyundu. Dün akşam tesadüfen Eurosport'a takılana kadar. Oynamaktan büyük zevk aldığım bir oyunun seyrinin bu kadar keyifsiz olacağını tahmin edemezdim...

Dün akşam hayatımda ilk kez profesyonel bir bowling maçı seyrettim. Kanalları gezinirken bowlinge denk geldiğimde sevinmedim değil, bir heyecanla seyretmeye başladım. Ama ne yazık ki heyecanım 1.5 dakika bile sürmedi. 1.5 dakikalık süreçte 3 atış ve 3 strike izledim. Sonra skorbordu gördüm, o ana kadar yapılan bütün atışlar strike ile sonuçlanmıştı. Yanlışım varsa düzeltin, bu oyundaki en başarılı hamlenin strike olduğunu zannediyorum. Bowling denen spor lobutları devirmeyi amaçlayan bir oyun bildiğim kadarıyla. Ama herkes hepsini devirince ne oluyor cidden bilmiyorum. Eğer atış şekline veya başka kriterlere puan veriliyor da ben bilmiyorsam kusura bakmayın, ama yine de kötü. 2 kendinden emin oyuncu sırayla atışlar yaptılar. İstisnasız hepsi strike oldu ve istisnasız hepsi alkış aldı. Bunun neyi alkışlanır ki. Bütün sporcular sektirmeden hepsini deviriyor, neyi alkışlıyorsun? Camiada bir iş mi başarmış oluyorlar? Şimdi anlatırken yine gerildim. Oynayanla işim yok, oraya toplanmış izleyenle derdim. Kalkmış, zaman ayırmış, muhtemelen belli bir ücret ödemiş, orada yerini almış izliyorsun. Benim gibi kanal değiştirme lüksün de yok. Oynayanın eşi dostu değilsen akıl işi değil bence. Birbirinin aynısı onlarca atışı izle, alkışla, dön. Eve gelince de "Süper bir gündü, Chris'i görmeliydin" diye anlat. Bütün bu sebeplerden dolayı şundan emin oldum ki bowling amatörler oynarken güzel, strike'lar o zaman özel...

Daha fazla gerilmeden futbola dönelim. Futbolu neden seviyoruz? Şimdi efendim, öncelikle bir sporda skor önemlidir ve özel olmalıdır. Skor her saniye istisnasız kaydedildiğinde bir özelliği, önemi kalmaz. Futbol bunun için güzeldir. 22 kişi 2 takıma ayrılır, 1.5 saat boyunca skor için çaba sarfederler. Bazı maçlarda gol bile olmaz. Bu durumda skorun önemi artar. İşte bu sebeptendir ki bütün gol sevinçleri özeldir. Bütün şutlar da aynı şekilde atılmaz. Kimi sağdan, kimi soldan, kimi falsolu, kimi dağlara taşlara. Nadiren gol olur, işte o zaman sevinir tribünler. Hakkıdır da, bunun hayaliyle gelir seyirci ve golü görüp göremeyeceği de kesin değildir. Hiç gitmedim ama muhtemelen Nou Camp'ta da kesin değildir.


16 Ocak 2009 Cuma

Futbolu Neden Seviyoruz #11


Konuyu bilardo üzerinden ele alıp almamayı çok düşündüm, çoğu zaman da istemedim. Hatta Pennearabiata'nın yakın zamanda duygusallaştırdığı bu sporu ben de çok severim. Ama futbolun güzellikleriyle kıyaslanmaya en müsait konu başlıklarından biri olduğundan bugün bilardoyu ele alıyorum duygusallığı bir kenara bırakarak, biz de işimizi yapıyoruz sonuçta burada...

Şimdi efendim bilardo oynarken iyi ama izlerken bir yere kadar olan sporlardandır. Televizyonda ara ara turnuvalarına denk gelirim ve her seferinde bir önceki seferi unutup bir heveste televizyon karşısına otururum. Zaten eskisi kadar 3 top turnuvalarına da denk gelemiyorum, varsa yoksa kuralını izleyerek çözemediğim snooker. 1 kilo ay çekirdeğiyle 1 litre kolayı alıp tv karşısına geçtiğim zamanlardandır bilardo turnuvaları. Ama gel gör ki hatasız kul olmaz deyimini çürütmeye niyetli 2 adamın maçını izleriz genellikle. Hatta çoğu zaman 1 tanesini izleyemeyiz bile rakip oyunu tek ıstakaya yüklediğinde. Olağan sakinlikte yapılan atışlardaki terslik kendini hemen göstermekte. Normalde bir müsabakanın heyecan yaratan anları alınan sayılar olmasına rağmen bilardoda sayının kaçtığı an beklenir hep, çünkü sayılar hep alınır ama nadiren kaçırılır. Ayrıca seyirciler arasında ses çıkarmaya pek hoş bakılmaz bu oyunda. Dolayısıyla taraflar pek sevinemez olan bitene. Bütün bu heyecansız trafiğin yaşandığı turnuvalarda bir de televizyon yorumcuları vardır ki; sıfıra yakın heyecanı daha da aşağı çekebilmek için elinden geleni yapar. Siz topların dizilişine bakıp kafanızda atış kurgularken televizyondan bir ses yükselir "şimdi bir uzun-kısa-uzun kombinasyonu deneyecek" şeklinde. Seyredilen oyunun belki de tek keyif veren olayı da böylelikle öldürülmüş olur.

Ama futbol böyle midir? Öncelikle taraflar arasında her an değişkenlik gösteren bir mücadele vardır. Top her zaman taraf değiştirebilir. Hataya çokça yer vardır futbolda. Hatta o kadar yer vardır ki hakemler de gönüllerince hata yapabilirler. Sakin oyuncular futbolda da vardır. Ama hırslı olup ortalığı birbirine katanlar da vardır. Kimi alır topu, burnunun dikine gider. Kaptırır ya da sonuca gider. Kimisi topu sevmez, geldiği gibi aynen geri gönderir. Tribünler de o kişiyi sevmez. Kimi vardır milyonların sevgilisi, çok gol atar. Kimi vardır kulübede sevilir. Kimi topa çok sert vurur, arada tribünleri selamlar şutları. Kimi kötü oynar ama iyi insandır, kızamazsın. Çeşit çeşittir hepsi. Elbet biri keyif verecek bir şeyler yapar. Seyirci de coşkuludur. Binlerce kişi doluşur tribüne, kimi çekirdeği, kimi davuluyla. Daha maç başlamadan coşku başlar. Kimse de niye bağırdın demez bir diğerine. Maç başlayınca da film kopar zaten. Gol olunca sevinilir olması gerektiği gibi, hatalardan pek haz edilmez. Hiç gitmedim ama muhtemelen Nou Camp'ta da edilmez...


18 Aralık 2008 Perşembe

Futbolu Neden Seviyoruz #10


Bir arazi düşünün, çitlerle çevrili. Genişçe bir arazi, dışarıdan bakıyorsunuz. İçeride olan biten de pek bir şey yok. Birkaç at geziniyor üstlerindeki kraliyet kılıklı jokeylerin yönlendirmesiyle. Hepsi pırıl pırıl atlar, kuşe kağıt gibi parlıyorlar. Ne güzel diyorsunuz. Biraz daha bakıyorsunuz değişen bir şey yok. Atlar geziniyor ince bir tempoyla. Aralarda engeller var. Kenarından geçmeyip üstünden atlıyorlar. Çoğunlukla da sorunsuz atlıyorlar. Arada birkaçının ayağı takılsa da olan engele oluyor, at yolundan olmuyor. Bütün atlar klasını sarsmadan geziniyor, sonra bir birinci seçiliyor. Kriteri elbet vardır ama izleyen büyük ölçüde anlamıyor. "O da atladı bu da" diyor içten içe. Kimsenin üstü başı kirlenmeden olay sonuca bağlanıyor. Şeker ise kazanan kazanmayan bütün atlara veriliyor, orası güzel.

Sonra dönüp futbola bakıyorum. Çitler yerine tel örgülerle çevrili yeşil bir alan. Yine dışarıdan seyrediyoruz doğal olarak. İçeride hatrı sayılır sayıda adam, bir de top var. Hiç bilmeyen birinin 90 dakikalık maçın 5. bilemedin 10. dakikasında mahiyeti anlaması zor değil. 2 tane kale var, topu rakibin kalesine göndermeye çalışıyor takımlar. Birkaç spesifik kuralı olsa da bilmeden izlenebiliyor, keyif alınıyor. Binicilikteki gibi engellerle karşılaşıyor futbolcular da. Bazen takılıp düşüyor, bazen çalımı basıyor. Her futbolcu değişik özelliklerde. Kimi bilekleriyle oynuyor, kimi kalçadan vuruyor. Kimi reflekslerini konuşturuyor, kimi beyniyle oynuyor. Öyle herkes de gol atamıyor. Atınca da skorborda yazılıyor ki kimin neden kazandığı belli olsun. Tempolu da olabiliyor, sıkıcı da. Ama başlangıcında tahmin edilemeyen heyecanı hep mevcut. Her zaman hakeden kazanamasa da istisnasız her zaman daha çok gol atan kazanıyor. Gollerde eşitlik bozulmazsa adı 'berabere' konuluyor ki izleyicilerin kafası karışmasın. Tribünlerde de insanlar belli bir coşkuyla izliyorlar maçı. Kah kızıyorlar, kah gurur duyuyorlar takımının oyuncusuyla. Ama genellikle kazansalar da kaybetseler de pişman olmuyorlar oraya gittikleri için. Hiç gitmedim ama muhtemelen Nou Camp'ta da olmuyorlardır.

30 Kasım 2008 Pazar

Futbolu Neden Seviyoruz #9


bu günkü kurbanımız su topu sporu olsun istedim efendiler. su topu sporunu bi tanıyalım öncelikle. 2 takım maksimum 15'erden havuzun kenarına dizilirler ilk önce. bu arkadaşlar iri yarı, kıyım tiplerdir. formalarını kafalarına geçirdikten sonra bu 15 arkadaştan 7 si suya atlar. geride kalan 8 kişi yedek bekler (gördüğünüz gibi oyuncudan çok yedek var). içerisi havuz suyundan dolayı hamam ılıklığında ve full rutubet. havuzun iki ucunda halı sahalardan araklanmış japon kaleler bulunur. hakemler ise us polo'lu veya dockers'lı halleleriye, bill gates'in bodrum sahillerinde gezdiği gibi suya girmeden havuz başında maçı yönetir.

topa sahip olan takım 35 saniye içinde hücumu sonlandırmak zorundadır. top sizdeyse her zaman hücumdasınız, böyle de bir güzelliği var. topu sürecek olan arkadaş topu önüne bırakır yüzmeye başlar. top iri kıyım arkadaşın kah kafasına, kah koluna dalga eşliğinde çarpa çarpa ilerler. rakip bastırınca topu en yakın arkadaşa verirsiniz. sık sık futboldaki gibi küçük üçgenler kurarlar. al gülüm ver gülüm eşliğinde kaleye yaklaşınca şutunuzu çekersiniz. bi de yerden şut vardır. taş sektirir gibi. gerilir piiuuvvv diye atarsınız topu. 1, 2, 3 sekti derken kaleye girer top. kalecilerde umumiyetle slow motion hareket ederler. faul itirazları da bir gariptir, ''hoca görmüyor musun ya boğuluyordum valla''. kavgaları ise daha bi garip. iki eli topuz yaparak, su üzerinde 60 derecelik açı çizmek. ''aha gözüme su attı, al sana dalga vuuroooovvv''. izleyene de pek zevk vermez. tribünde maçı 2d football manager izler gibi izlersiniz. sadece renkli kafalar falan. hoş onuda izleyemezsiniz zaman zaman sıçrayan sulardan.

ah ah oysa futbol öyle mi. kızınca alırsın topu ayağına başlarsın çalıma. gergin ortamda 1. , 2. derken 3. indirir seni aşağıya. horozlanırken birbirinize o arada diğer çocuklar gelir. her an valencia - inter maçına dönebilir kavga. uçan tekmeler, sağ kroşeler. ayrıca hücum süresi diye bir şey yok. kötüysen hücum yapma şansın çok az. buna rağmen topu şişirerek pozisyon bulman da olası. 'su topu'nda olmayan topun yuvarlaklığı burada geçerli işte. futbolu izlerken aldığınız keyfin tarifi zor. yeşil çimlerin üzerinde çalımları, şutları, pasları izlemek açık ve net. toprak sahada bile toz bulutundan oyuncu göremedim diyen yoktur. hiç gitmedim ama heralde nou camp ta bile pozisyonu göremedim diyen yoktur.

13 Kasım 2008 Perşembe

Futbolu Neden Seviyoruz #8


Bisiklet yarışlarına ara ara denk gelirim televizyonda. Her seferinde de aynı yanılgıya düşerim. "Aaa ne güzel, dur şunu izliyim" derim. Ama bir süre sonra sivrisinek sürüsüne benzer bir topluluğu izlediğimi farkederim. Kamera açısı helikopter olunca bu durum iyice pekişir. En öndekilerden biri eşim dostum olsa belki gaza gelirim. Ama öyle bir durum da yok. En öndeki 4-5 taneden biri yarışı kazanacak. Yarışın ortalarında inceden inceye açılan fark kazananları erkenden tayin ediyor ve artık bitsin dedirtiyor insana. Bu nedendendir ki yarışı anlatan spiker sürekli yarışçılarla ilgili gereksiz bilgilerle donatıyor programı. Adam naapsın? At yarışı gibi de değil ki bu, heyecanlı bir şekilde anlatılıp 1.5 dk sonra bitsin. Zaten yarışçılar da aynı sıkıntıyı yaşıyor olacaklar ki bitişe 5-10 metre kala 'haydi eller' yapmaya başlarlar.

Haliyle ben de sıkılıyorum ve kanalları geziyorum. Alakam olmayan bir ligden, hiçbir oyuncusunu tanımadığım 2 takımın maçına denk geliyorum. 1 litre kola ve yarım kilo ay çekirdeği ile izlemeye koyuluyorum. Kendi kendime futbolcu keşfi yapıyorum, en azından kimin neyi neden yaptığını anlıyorum. Her an bir gol olup oyun düzelerinin değişebileceğini biliyorum, en azından umuyorum. Kendini ispat etmeye çalışan gençlerin çabalarını görüyorum ve tabi ki takımların yıldızlarını. Herkesin saygı duyduğu, takımı yönlendirebilen. Netice itibariyle sahadaki insanların durdukları yer belli ve bir ahenk içindeler. Herhangi bir noktada 6-7 futbolcu görmüyorsunuz hakeme itiraz edilmedikçe. Hele tribünde kale arkasına oturmuşsanız futbolcuların sahaya dağılımları nizami olarak seçebiliyor. Hiç gitmedim ama muhtemelen Nou Camp'ta da seçilebiliyordur.

futbolu neden seviyoruz #7 , futbolu neden seviyoruz #6 , futbolu neden seviyoruz #5 , futbolu neden seviyoruz #4 , futbolu neden seviyoruz #3 , futbolu neden seviyoruz #2 , futbolu neden seviyoruz #1

18 Ekim 2008 Cumartesi

Futbolu Neden Seviyoruz #7

Futbolu sevme nedenlerini düşünürken aklıma ilk gelen şeylerdendir şu spor; adı curling. Fotoğraftan ne demek istediğim anlaşılabilir. Birkaç kez televizyondan izlediğim curling sporunu anladığım kadarıyla tarif edeyim biraz. İnce uzun bir buz pist ve sonunda halkalar var. Adamın biri elindeki ütüye benzer yuvarlak şeyleri buz üstünde kaydırarak pistin sonundaki halkalara doğru yolluyor. Maksat ütünün halkaların içinde kalmasını sağlamak. Bu süreçte elinde paspaslarla 2 kişi beliriyor ve inanılmaz bir titizlikle yolu temizliyorlar. Yaptıkları bu işlem ütüyü hızlandırıyor mu yavaşlatıyor mu bilmiyorum. Ütünün buzda yavaşça kaydığı sancılı süreçte paspaslı sporculardaki gerginlik sizi de geriyor. İşin ilginci ütü hedefe yani halkaların içine geldiğinde gerginliğinizden kurtulamıyorsunuz. Ardından bir yenisi yola çıkıyor. Ekşisözlük'ten Rhy ne güzel söylemiş: "deli miyim gider misket oynarım dedirten oyun, spor, kelime..."

Anlatırken öyle gerildim ki, hemen futbola geçmek istiyorum.

Ama futbol öyle mi? Yağmurda da çamurda da buzda da toprakta da oynanan bu oyunda kimin ne yapmak istediğini kolayca anlayabilirsiniz. Çekilen bir şutta kimse topa eskortluk etmez, kafayı araya sokarlar gerektiğinde. Ayrıca bu sporu yapanların neye göre seçildiğini kolayca kestirebilirsiniz. İzleyeni zaman zaman gerdiği gibi gevşetmesini de bilir. Kullanılacak olan bir frikik öncesi gerginliği had safhaya çıkmış taraftarda topun auta çıkmasıyla bir rahatlama gözlenebilir. Keza 90. dakikada önde olan takımın kalecisi topa sahip olduğunda da aynı durum. Bir futbol maçının sonunda tribünlerde sevinç, üzüntü, sinir, sıkıntı, buruk sevinç gibi türlü duygular olur. Hiç gitmedim ama muhtemelen Nou Camp'ta da olur.
#futbolu neden seviyoruz 6
#futbolu neden seviyoruz 5
#futbolu neden seviyoruz 4
#futbolu neden seviyoruz 3
#futbolu neden seviyoruz 2
#futbolu neden seviyoruz 1

28 Eylül 2008 Pazar

Futbolu Neden Seviyoruz #6

Buz pateni ne güzel şeydir... Bulutlar üstünde süzülürcesine, muazzam bir ahenk. Çiftler harikalar yaratıyor, akıl almaz işler gerçekleştiriyor. Düz yolda yapamayacağımız bir çok şeyi buzun üstünde yaparlar. Hayranlık içinde izleriz. Ama hepsini izleriz. Hepsi buzda harikalar yaratır, ağzımızı açık bırakır. Arada düşseler de hemen hemen hepsi süper kayar. TRT 3'te eskiden uzun uzun izlediğim olmuştur artistik patinaj turnuvalarını. Biyerden sonra tek merak ettiğim, bir sonraki çiftin hangi şarkıda kayacağıdır. Can sıkıntısından 1 saat izlediğim programdan aklımda 3 tane hareket kalmaz. Çünkü hepsi birbirinden güzel ve birbirinin aynı hareketleri yapmıştır. Sadece birkaçı daha çok yapmıştır. Bir yerden sonra büyük çoğunluğuna şaşırmamışımdır. Sonunda hepsine oyuncak ayılar da atılmıştır.

Peki futbol böyle midir? Sahaya futbolcular çıkarlar. Neler olabileceğini maçın son dakikasına kadar tahmin edemezsiniz. Herkesten her şey beklenir. Alex kaleciyle karşı karşıya kaleciyi geçemezken, Takoz Recep orta sahadan becerir Alex'in yapamadığını; ya da Malmö maçındaki resitali sunar bize. Futbolda her an herkesten bir şeyler beklenebilir. Herkese de ayı atılmaz, bazısına ayı denir. Ayrıca futbolda öyle herkese 4.5-5 puan verilmez. Kazanırsan 3 berabere kalırsan 1 puan alırsın. Kaybedersen eksi averaj... Tribünden takibi de daha keyiflidir futbolun. İnsanlar küçük şeylerle mutlu olabilirler futbolda. Küçük bir topuk pası ile havaya girebilir tribünler. Hiç gitmedim ama Nou Camp'ta da girebilir.

9 Eylül 2008 Salı

Futbolu Neden Seviyoruz #5


Hayatımda ilk kez masa tenisiyle tam anlamıyla içli dışlı olan ve iyi bir şekilde takip eden biriyle tanıştım. Ben nasıl Zidane'ın Leverkusen'e attığı golü hatırlıyorsam o da vakti zamanında adamın birinin bi sayıyı nasıl aldığını hatırlıyordu. Benim hatırladığım yıllarca jeneriklerde gösterilen, maçın 3 golünden biriydi. Ama onun hatırladığı ise sadece Akıllı TV'de gösterilen ve maçta alınmış onlarca sayıdan biriydi. Oturduğumuz mekandaki televizyonda Akıllı TV açıktı ve seri bir şekilde ilginç videolar yayınlanıyordu canı sıkılan ekrana tutulup bişeyler içsin diye heralde. Bir ara masa tenisi videoları başladı ve bu arkadaş o anda tutuldu. Seri olarak yayınlanan kısa videolardaki sayıları anlatıyor bize, "bakın şimdi bu falanca adam, birazdan şöyle bir sayı alacak" şeklinde. Gördüğünüz üzere ne isimler aklımda kalmış ne terimler. Bir an bizi mi yiyor dedim, baktım sayılar anlattığı gibi oluyor. Ya daha önce Youtube'dan izleyip ezberlemiş ya da cidden ilgili dedim. Sonra Fenerbahçe'li Cem Zeng'i sormamla bana Çin Halk Cumhuriyeti'nde bulunamayacak nitelikte bilgileri sıralayınca vay anasını dedim.

Sonra düşünür oldum: Neden? İlgilendiği sporu takip etmesi kadar normal bir şey yoktu ama garipsemekten kendimi alamadım. Masa tenisi dedim bu. Dar alanda oynanan kısır bir oyun. Üstelik oynamasını iyi bilmeyen kişi için sinir bozucu bir olay. Küçücük bir topu elindeki aynı küçüklükte raketle karşılayıp 2 metrekarelik masanın diğer yarısına düşürmeye çalışıyorsun, sonrasında karşındaki de aynı sıkıntıları yaşayıp sırasını savıyor. Kim illallah derse sayıyı diğer taraf alıyor. Ufacık top sonuçta, hızlı da geliyor. Nereye gittiğini görürsün, raketi o tarafa uzatırsın da ama olmaz işte. Dedim ya bilmeyene sinir bozucu. Ama eminim profesyonellerde de aynı gerginlik vardır. Ayrıca tribün olayı da gergin bu sporda. Dikkat dağıtmamak için sessiz olmak zorundasın ve sayı olunca 4 el çırpması uzunluğunda alkışlama lüksün var. Profesyonellerin oynadığı maçların en önemli özelliği ise üstüste çok sayıda vuruş yapılmasıymış. Kıran kırana işte, birinin bi tarafı kaşınınca sayıyı diğer taraf alıyor muhtemelen. Zaten bir işin dünyadaki hakimni Çinlilerse o iş deli işidir. Genellemek de hiç bu kadar güzel olmamıştı.

Ama futbol öyle mi? Öncelikle bu denli sinir bozucu değildir ve az çok herkes oynayabilir, hatta iyi oynadığını bile düşünür. Maç esnasında futbolcunun neresi kaşınırsa kaşınsın maçın gidişatını değiştirmez, bütün senenin birikimini heba etmez. Az sayıda akılda kalıcı gol olur ve yıllarca anlatılması yadırganmaz. Bu nedenlerden ötürü yığınlar stadyumlara koşar, tribünde coşar, eğlenir, bağırır, çağırır. Kendilerini tutan kimse yoktur. Hiç gitmedim ama Nou Camp'ta da tutan yoktur.

18 Ağustos 2008 Pazartesi

Futbolu Neden Seviyoruz #4

Efendim malumunuz olimpiyat haftasındayız. Olimpiyat iyidir hoştur, eğlencesi boldur, tribi vardır. Bir de olimpiyatlarda halter sporu icra edilmektedir ki ülkemizin güreşle birlikte gururu olan bir daldır bu. Peki nasıl oluyor bu halter işi? Silkme ve koparma olarak 2 kategoride yapılıyor. Silkmede ağırlık nispeten daha fazla ve halteri 2 hamlede kaldırıyorsun. Koparmada ise gelip Allah ne verdiyse asılıyorsun, kaldırdın kaldırdın, kaldıramadın 2 hakkın daha var. Netice itibariyle 3 hakkında ne kadar ağırlığı gözün kesiyorsa kaldırmayı deniyorsun. Zaten sporcunun kaldıracağı haltere bakarken ne yapacağı az çok belli olan bu spor dalında heyecan, sporcunun yarım saniyelik ıkınma sesini kapsıyor. Neticesinde kaldırdıysa alkış, yoksa omza havlu. Kimsenin ayrı stili yok, kaldırıyor ya da kaldıramıyor. Bütün olay; sıradaki gelsin...

Peki futbolda öyle mi? Öncelikle takımlar sahaya çıkınca neyin ne olacağı hiç belli olmuyor. Bir bakıyorsun Antep gelip Fener'e 5 atıyor, bir bakıyorsun Famagusta Olimpiakos'u 3'lüyor. Biri sindire sindire oynuyor oyununu, biri rakibi hacamat etme arzusuyla saldırıyor. Biri nasıl olsa atarım derken ikinciyi yiyor, biri ful kontraatak takılıyor. Kimisi de içinden dua ederken 11 kişi defans yapıyor. Ama hiçbirinde heyecan kopmuyor. Halterden farklı olarak sporcu değil, izleyici nefesini tutuyor. Hiç gitmedim ama heralde nou camp'da da tutuyordur.

30 Temmuz 2008 Çarşamba

futbolu neden seviyoruz #3


daha önce bahsetmiştim türk insanının voleybola bakışından. erkek voleybolu kadar bayan voleybolu da izleniyor. hatta ülkemizde bayan voleybolu daha çok izleniyor heralde. erkek voleybolunun alman kaleden pek farkı yok bence. kaldır topu, vur havadan. çoğu servis sert smaçla başlıyor, her oyun smaçla bitiyor. bayan voleybolu daha çok hoşuma gidiyor. yanlış anlaşılmasın, ''karı var'' mantığına bürünmüş abazan triplerinden değil. erkek voleybolunda gelişim belli. vur servis smacı rakip karşılasın. diğeri yumuşatıp kaldırsın. bir diğeri tekrar smaçla yollasın. maçın büyük bölümü bu tekrarı içerir. bayan voleybolunda ise smaç servis atanı var, atamayanı var. gelen servisi karşılayanı var, karşılayamayanı var. sayı kazanınca seviçten bokunu çıkaran var, çıkarmayanı var. zaten adam gibi smaç vuranı efsane oluyor (bkn: neslihan). bayan voleybolundan da beceriksizlikten ve güçsüzlükten oluşan durumlardan ötürü sıkılıyoruz bu sefer. tribünlerde de genelde sayı olunca sevinirsin. yani sevinmen lazım ama o kadar çok sayı oluyor ki bi zaman sonra sevinmekten vazgeçiyosun. uzaktan bi ''aferim'' yolluyorsun.

oysa ki futbol öyle mi? kimi lampart gibi allah kitap dinlemez abanır, kimi deivid gibi kalçasından güç alıp vurur. kimi santrafor defansın arkasına sarkmayı sever, kimi santrafor ceza sahasını karıştırıp karambole girer. 10 numara ceza sahası çevresinde topu aldığında herkesi bir anda heyecan sarar. o an ki desibel 10 saniye önceki desibelden bariz bir şekilde yukarıya çıkar. ''hadi oğlum, vur olum'' gibi herkesten ayrı bir ses çıkar. hiç gitmedim ama heralde nou camp'da da çıkar.

16 Temmuz 2008 Çarşamba

Futbolu Neden Seviyoruz #2

Yıllardır duyarım Dünya'nın en fazla kazanan sporcusunun Tiger Woods olduğunu. Adı da üstündedir zaten; zengin sporu. Peki olayı nedir golf sporunun ve neden zenginler oynar? Olay şudur ki 2 zengin biraraya gelirler, oyun alanına kurulurlar, topu yerleştirir ve birbirlerine artizlik yaparlar:

- 15'le atmalısın bence.
- Yok bu havada 13'ten şaşmam...

Kaldı ki vurduktan sonra topu görmeyecekler, ağaçların arasında giden top için zengin samimiyetsizliğinde "iyi işti dostum" diyerek kapısız arabalarına binecekler. Sonra başka deliğe gidecekler. İşte bu nedenle zengin sporudur golf. Hayattan artık yeteri kadar zevk alamayan zenginlerin son umududur. Zevkli ne varsa denemişlerdir, bir golf kalmıştır.

Peki futbol öyle midir? Bir kere Titanic gibidir stadlar. Zengin yeri ayrı, fakir yeri ayrı, ortadirek ayrı. Ama hepsine yer var. Sonra stadın neresinde olursan ol topa vurulduğunda top kaleye mi girdi, tribünlere mi gitti görürsün ve samimi bir şekilde o zevki en az stadyumdaki diğer kişiler kadar yaşayabilirsin. Hiç gitmedim ama heralde Nou Camp'ta da yaşayabilirsin.

10 Temmuz 2008 Perşembe

Futbolu Neden Seviyoruz #1

yeni bir yazı dizisi başlatmak istiyoruz. futbol ile diğer spor dallarını kendimizce karşılaştıralım.

mesela ben hiç kürek yarışı seyretmedim. bay mahmut denk gelmiş izlemiş. bay mahmut şişecam da çalışıyor. o da bizim gibi fenerbahçe'li. bir gün şişecam ile fenerbahçe'nin kürek müsabakası varmış, iş yerinden haber vermişler. işin içinde fenerbahçe olunca gitmeye karar vermiş. diyor ki; ''abi dediler ki şişecam ile fenerbahçe'nin kürek yarışı var. bi gideyim bakayım dedim. gittik abi başladı yarış, yalnız adamlar teee gitmiş ileri. kim önde kim geride göremiyorsun ki.''

oysa ki futbol öyle mi. şükrü saraçoğlu'nda sahaya en uzak noktaya otursan futbolcuların ne yapmaya çalıştığını anlarsın. o zevki en az stadyumda ki diğer kişiler kadar yaşayabilirsin. hiç gitmedim ama heralde nou camp'ta da yaşayabilirsin.