kısa kısa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kısa kısa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Aralık 2009 Perşembe

Kısa Kısa Yılbaşı

- 31 Aralık herkesin övdüğü, yermediği bir gün. Ben yeriyorum arkadaş. İçimde bir kıpırtı var ama sevmiyorum bu günü. 31 Aralık demek sadece yıl sonu değil, ay sonu demek, paraların suyunu çektiği gün demek. Bir patron da cebinden balyayı çıkarıp ''yarın yılbaşı, ihtiyacın olur'' diyip para vermez. Bayram öyle mi? Patron kucaklar koliyi gelir. Bulgurundan pirincine, fasulyesinden salçasına kadar hepsi vardır. Bir de çıkarıp 50 lik attın mı demeyin keyfime.

- 70 ler, 80 ler, 90 lar konuşulur ya hep, 2000 lerde ne oldu acaba. 90 lardan çok mu farklıydı ? 80 ler çok farklı gelir ama 90 lar bizdendi. 2010 a geldik 90 lardan aklımda bi tek pop müzik kalmış. 90 lar pop güzeldi sevgili okur. Belki de ben çocuk olduğum olduğum için bana öyle geliyor. 2000 ler sanırım rock müzik yılı olarak geçti. Rock partisi düzenlemeyen üniversiteyi aşağıladılar, rock dinlemeyen üniversite gencini hor gördüler. Kıraç dinleyen adam bile prim yaptı. 2000 lerin sonlarına doğru alterno gençlik ve elektronik müzik revaçta. Sanırım 2010 lar böyle alterno çocuqlarla geçecek. Benim için 2000 ler patates kızartması, cola ve asla eriyeceğine inanmadığım bir göbek olarak geçti.

- 2000 lerin sonlarına doğru bir dizi furyası başladı. Anneler, babalar ulusal kanallara takılırken, gençler ve kendini genç hissedenler lost, himym, six feed under izlediler. En büyük damgayı şüphesiz Kurtlar Vadisi vurmuştur. Tüm bölümlerini toplasan 4 te 1 ini izlemişimdir ama bok atacak değilim, güzel diziydi. ''Racon kesmiyoruz, kafa kesiyoruz'' sahnesi yerli Tarantino'ydu.

- Her aralık ayı aynı zamanda Milli Piyango ayıdır. Bir ara her sene 1 tane yarım bilet alırdım. 2 sene üst üste son 2 rakamı bulmuştum. Biriyle hesap makineli casio saat almıştım. Diğerini de arkadaşlarla yedik. 3. kez yarım bilet alışımda son 2 yi tutturamadım. Ayrıca büyük ikramiyenin her sene çeyrek bilete çıktığını farkettim. 4-5 senedir bilet de almıyorum.

- Büyük ikramiye çıksa ne yaparım onu da bilmiyorum. Benim gibi bir adam o parayı bulunca sadece oturur. Parayı değerlendirecek bırak bir yatırımı, mahalleye dükkan bile açmam. Yine çeyrek bilete çıkacağını varsayarak 7,5 milyon lira üzerinden hayal kuralım. Açık konuşayım Şükrü Saraçoğlu'nun en güzel yerinden kombine almam. Mantıklı düşün. İstediğin maçı istediğin yerde izleyek durumdasın. İlk önce Panathinaikos vs Olympiakos basket maçına giderim. Oradan sağ çıkarsam doğru Buenos Aires'e Boca Juniors vs River Plate maçına. Bu 2 maçı atlatırsam Avrupa kolay. (Hatırlatayım dedim, bu haftasonu Old Firm var.)

- Geçen sene yılbaşı gecesini askerde, Ağrı'da geçirdim. Filmlerle tek benzer yanı kardı(gerçi İstanbul'da o bile denk gelmiyor). Akşam yemeğinde herkese yarım muz ve yaklaşık yarım kilo karışık çerez ikram ettiler. Çerezi severim. Kendiminkini bitirip arkadaşın beyaz leblebilerine ortak olmuştum. Ertesi gün de tatildi. Bütün gün 3. sınıf Amerikan filmi izlemiştik. Acaba Sencer ne yapar. İskenderun'da kesin balık yedirirler buna.

- Orta okulda iken yılbaşı çekilişi yapmıştık. Herkes birine hediye alıyor ama sözde kim kime hediye alıyor bilinmiyor. Ben Evren'e hayatı boyunca kullanmayacağı bir dolma kalem almıştım. Osman'da bana hayatım boyunca kullanmayacağım bir noel baba mumu almıştı. Bir kere kullanayım dedim annem ''yakma o hediye'' demişti. Ha bir de aslında bana hediye alması gereken kişi Mine idi. Gitmiş Osman'la değiştirmiş kaltak.

- Eskiden yılbaşı daha mı güzeldi yoksa bizim aile mi gençti çözemedim. Ya biz birilerine giderdik ya da birileri bize gelirdi. Bir de hep dansöz beklenirdi TV de. Şimdi Victoria's Secret'i bekliyor çağın genci. Eskiden daha şeymişiz. Neyiz tam bilemiyorum ama Dansöz izlemek Victoria's Secret izalemekten daha güzel gibi.

- Bu kısa kısa nasıl dolar diye merak ederken, aslında yılbaşı için yazılabilecek çok şeyin olduğunu farkettim. Daha uzatabiliriz ama uzamasın bence. Kısa kesmekte fayda var.

- Az daha unutuyordum. Sosis Kafa adında bir blog açtım. Yazmak istenen ama bu bloga yazılamayacak bazı postları oraya atıyorum. Herhangi bir iddiası olmayan, eğlenceli olacağına inandığım, olmasa da olur bir blog. Yine de beklerim.

27 Ekim 2009 Salı

Derbi Ertesi


  • Son yazıda bahsettiğim kafadayım. Maç öncesi yaşadığım stresi hatırlamaya çalışıyorum fayda etmiyor, hiç yaşamamışım gibi geliyor. Belki de stressiz bir maç öncesiydi, olmamız gerektiği kadar rahattık.

  • Maça dair en güvendiğim şey Galatasaray'ın galibiyete olan inancı ve özgüveniydi. Tabi inanacaklar, inanmadan olmaz ama en son beraberlik için geldiklerinde istediklerini almışlardı eksik kadroyla. (2007-2008 sezonu Türkiye Kupası eşleşmesi)

  • Maç öncesi duyduğum skor tahminlerinin tamamına yakını 3-1 Fenerbahçe galibiyetiydi. Hatta ters totem deneyen Galatasaraylı arkadaşın gazeteye verdiği iddaa tahmini bile 3-1 Fenerbahçe galibiyetiydi.

  • Totem demişken, bu sefer benimkiler ritmik işledi. Ayrıca ilk 11 blog'dan Göksel'in maç öncesi köftesi ve kırmızı Puma'larına teşekkürler.

  • Maç esnasında Fenerbahçeli taraftarlar taca çıkan topta bile hakeme tepkisini esirgemedi. İnternette yorumları okurken durumun Galatasaraylılar açısından da aynı olduğunu gördüm.

  • Ama -hemen hemen- kimse orta sahada Mustafa Sarp'a 20 metre top sürdüren Fenerbahçe'ye veya gelen bütün uzun topları yere indiren Galatasaray tandemine laf söylemiyor.

  • Sahada futboldan başka her şeyin olduğunu düşünenlerden değilim. Her ne kadar birbirini doğrudan etkilese de tribünden atılanlar ve maç öncesi yaşananlar haricinde futbolcuların neden olduğu önemli gerginlikler yaşanmadı. Bu nedenle sahada 'kötü futbol' olduğunu düşünenler olabilir ama 'çirkin futbolla' karıştırmamak lazım.

  • Baros'un sakatlığını Emre'nin omuzlarına yıkmamak lazım. Emre'nin müdahalesinin Baros'un sakatlığıla doğrudan bir alakası yok. Kaldı ki pozisyon gereği yapılan bir hamle. "Emre Baros'u sakatladı" demek marifet değildir, şanssızlıktır. Tıpkı Baros'un sakatlığı gibi.

  • Isınırken iki takım oyuncularının birbirine girmesi hayatımda ilk kez gördüğüm bir şeydi. İki takımın bütün futbolcuları bir noktada toplanmışken o bölgeye yabancı madde atan kişilerin ne düşündüğünü ciddi şekilde merak ediyorum. Hakemler, Fenerbahçeli ve Galatasaraylı futbolcular... Atılan madde ortamdaki herkese isabet edip hernevi zararı verebilir. Aklınca Galatasaraylı futbolcuyu hedef alan Alex'i de gözden çıkarmıştır, hakemleri de, önümüzdeki maçları da, derbinin değerini de. Sahaya o maddelerden bazılarını atan herhangi biri bu blogu okuyorsa merak içinde yorumunu beklerim.

  • Bahsi geçen olaylardan ötürü muhtemelen askere gitmeden önce gittiğim son lig maçı oldu bu. Emeği geçen herkese teşekkürler.

  • Derbilerde bundan sonra salt futbol izlenmek isteniyorsa radikal yaptırımlar uygulanmalıdır. Maç öncesi yardımcı hakem yaralandığında maç tatil edilmeyerek büyük fırsat kaçtı. Zira Türkiye'de uygulanabilecek en ağır ve caydırıcı ceza bir Fenerbahçe - Galatasaray maçının iptalidir.

  • Yönetim katında ciddi önlemler alınmadıkça ligin ikinci yarısındaki maçta olaylar katlanacaktır. Bu nedenle olaylar katlanmasın diyorsak cezalar katlanmalıdır.

  • Tabi salt futbol izlemek isteyenlerin sayısı da önemli bu noktada. Söz konusu derbi olunca skordan fazlasını düşünemiyoruz. Konuyla ilgili Mehmet Demirkol ne güzel söylemiş: "Ülkede neden bu kadar çok skor yazarı var diye sorarsanız cevabı şudur: çünkü skorseverler sporseverlerden daha kalabalık!"

  • Kadıköy'deki seri kaşla göz arasında 10 sene oldu. Bilanço Fenerbahçe'nin 27 golüne karşılık Galatasaray'ın 5 golü.

  • Galatasaray Kadıköy'de ne zaman kazanır derseniz önce beraberlik derim. En azından niyet o olmalı...

  • Son olarak maç sonrası bugünkü idmanda yine bir Roland Koch mizanseni izledik. Koch, Alex'e bir sultan kavuğu, Carlos ve Güiza'ya birer flüt vererek üçlüyü onore mi etti maymun mu etti anlamadım. Ama oyuncuların bu adamla iyi vakit geçirdikleri ve iyi motive oldukları kesin. Yedikleri gol için 20 şınav çektirmeyi ihmal etmemiş bu arada.

7 Eylül 2009 Pazartesi

kısa kısa


- Monitörüm bozulduğu için 4 gündür yazamıyorum. Hala bir monitör sahibi değilim. Bir yerlerden monitör bulana kadar post sıklığı bu şekilde devam edebilir.

- Arjantin'in kazanmasını isterdim. Sırf dünya kupasına katılması için. Ne var ki Arjantin en az bizim milli takımımız kadar kıyafetsiz. Sanki sahaya çıkaralım bir 11 bakalım ne oluyor mantığı güdülüyor. Eminim ilk gol gelene kadar en az 2-3 Brezilya'lı ''biz buradan nasıl çıkacağız'' diye düşünüyordu. Mücadele, hırs, teknik bir yere kadar.

- Adana Demirspor - Livorno maçı ile ilgili çok fazla blog yazısı göremedim. Görsel materyal de az. Ntv'de 3-4dk lık tribün görüntüleri izledim. Hakkında bir şeyler yazmak isterdim ama uygun dil bulamıyorum. Biraz daha bilgi sahibi olursam belki o zaman yazarım.
- Kaladze Güney Amerikalı olsaydı şimdiye çoktan ölmüştü.

- İlkokul zamanından kalma pis bir huyum var. Sabahları annem uyandırır ''ya anne 5dk daha'' der ve uyumaya devam ederdim. Sonuçta anne bir şekilde dürter ve o sıcak yataktan mecburen kalkarsınız. Artık cep telefonu uyandırıyor ama anne gibi şefkatli değil. Alarm çalıyor ve aynı cümleleri içimden telefona sarfediyorum. Uyku sersemi halimle eğer alarmı kapatırsam yandı gülüm keten helva. Bu şekilde üniversitede vize kaçırıp ''0'' almışlığım ve işe geç kaldığım için patronun uyandırmışlığı var.

- İş demişken, birilerinin aramasını beklemek ne kadar zor. Diyorsun ki ha bugün, ha yarın arar ama aramaz. aaa bak haftasonu gelmiş, pazartesi arar dersin gene aramaz. aa pazartesi bilmem ne yapıyordur salı arar dersin ve ümidin kesilene dek bekler durursun.

- Tv de yayınlanan her futbol programını bir tutmam. Bazısının başlığı futbol programıdır ama içi başkadır. O programı futbol programı izlemek için de izlemem. Bay Tahmin benim için bu tip bir programdı. İddaa'ya çok meraklı değilim. Para kazanmak için değil, canım sıkılınca oynarım. Hiç iddaa programı da izlemem. Yalnız Fikret Engin ve Murat Özarı inanılmaz zevkli ve komik program yapıyorlardı. Zaten mail ve sms ile gelen mesajlar efsane olmuştur. Bir çok kaydı video paylaşım sitelerinde bulabilirsiniz. Murat Özarı facebook'tan geçen hafta yayının başlayacağını yazmıştı ama ertelendi sanırım. Bu hafta başlıyorlarmış.

- Laptop güya kolaylık ama insanı masaüstü pc den daha çok yoruyor bence.

- Bu aralar bayanlar futboluna feci sardım. Ha şu gün post atarım, ha bugün post atarım derken hem monitörü kaybettik hem de turnuvanın sonuna geldik. Finalistlerden biri Hollanda'yı eleyen İngiltere oldu. Hollanda bayanlar takımı çok garip. Erkek milli takımının tam zıttı. Diğer finalist ise bugün saat 19:00 da Almanya-Norveç maçıyla belli olacak. İnanın çok zevkli bir mücadele olacak bu maç.

- Milli takım da Bosna'yı yensin artık. Ayıp oluyor ama...

19 Temmuz 2009 Pazar

kısa kısa


- Şu resmi gördükten sonra liechtenstein da yaşayasım var. Herkesin dost olduğu, hiç kimsenin derdinin, tasasının bulunmadığı, güllük gülistanlık bir şehir. Gündüzleri gayet esnek çalışma ortamının olduğu bir yerde çalışıp, akşamları mark'ın barında takılabilirim. Amatör olarak futbol oynarım, belki de milli takıma seçilirim. Eminim orada ki antrenör bütün bir idmanı salt kondisyonla geçiştirmiyordur. Yan komşum Jürgen'nin çiçek açan menekşelerini göstererek ''Hey baksana bunun çiçekleri beyaz dostum. Mor çiçekli menekşeyi nerden bulacağım'' sorusuna ''Çiçekleri 1-2 gün mürekkepte beklet Jürgen'' demek istiyorum. Aynı zamanda asla ve asla orada ki küfürleri öğrenmeyeceğim. Prens'i kafalayıp Schalke 04-Dortmund maçına beraber gideceğiz. Hem de locadan, ''Şu viskiyi içmeden maç izleyemiyorum dostum ahahahah''.

- Lily Allen kadar tatlı ''fuck you'' diyen görmedim. Lily Allen, Nil Karaibrahimgil gibi şarkı tarzları hoşuma gidiyor nitekim. Fuck You'nun videosu da görülmeye değer. Not Fair de önerdiğim diğer şarkı olsun Lily'den. Bir de Lily Allen'ın gözleri milletin çok hoşun gidiyormuş. Eşek gözlerini tercih ederim. Şarkıları güzel ama kadın öyle çok güzel değil millet.

- Beşiktaş'ın formaları görücüye çıktı. Newcastle, Udinese ve Marsilya esintileri sunmuş adidas. Juventus esintisi sunsa daha iyi olurdu. Eğer buna benzer formalar Fenerbahçe için çıkarsa benden bi 90 lira kaybetmiş olur Fenerbahçe ve adidas. Açık konuşuyorum adidas yetkilisi, vaktin varken düşün.

- South Park'ta ki ''ike'' gibi oğlum olsun isterim.

- İş bulmak için kariyer.net'te amaçsızca ona buna, önüme gelene başvuruyorum. Çünkü mezun olduğum bölümle alakalı çalışmak istemiyorum. Birinden mesaj geldi. Telefon edin, randevu alın falan yazmışlar. Cuma günü aradım ''yarın toplantı var, sizde buyrun dediler''. Şirket franchising tarzı çalışan bir emlak şirketi. Franchising tarzı bana göre genelde hep kafa ütüler ve sizin de başkalarının kafasını ütülemenizi ister. Açıkçası bana göre bir iş değil. O işe girmeyeceğimi de bilerek gittim görüşmeye. Merak ettim doğrusu ne ayaklar dönüyor bu işlerde diye. Verdikleri adrese gittim sağa bakıyorum yok, sola bakıyorum yok. Koca şirket yok yahu. Adresi mi yanlış aldım diye bir arkadaşımı aradım adresi teyit ettirdim. Adres doğru. Adresin olduğu yerde de başka bir franhising sistemiyle iş yapan emlakçı var. Binaya yaklaştım telefon numarasını farkettim. Telefon numaraları tutuyor. Aradığım yer oraymış. Sonra neden böyle bir şey olduğunu öğrendim ama geçeyim oraları. Her neyse toplantıya girdim Benle birlikte 3 kişi vardı. Patrondan gelen ilk söz muhteşem ''Ne içersiniz, çay, kahve, soda. Ofisimizde her şey var''. Patron belli ki çok kazanıyor. Şık bir ofis, patronun blackberry'si, en sevdiğim tekerlekli dönerli sandalyeler, kapalı camlar, odalarda klima, yerler parke, etrafta kibar ama kafa ütüleyen cümleler, koridordan gelen cezbedici topuklu ayakkabı sesi ve kıçı başı bir olmuş patron. Yapılabilir bir iş ama 250 liralık eğitim ve ''çok ama çok çalışmalısınız'' sözleri bana göre değil.

- ntvspor'da futbol tatilde programında bir gün İbrahim Üzülmez konuktu. Deli ibo tatile gitmemiş evinde takılıyormuş ailece. Bahçesini ve orada yetiştirdiği domatesleri gösteriyordu. İçimden ''Neden bu adam tatile gitmemiş ki. İnsan bi denize falan girer'' diye düşündüm. Sonradan farkettim adamın evinde havuz var.

- Askerde zaman zaman denk geliyordum düğün tv'ye. Bazı kere uzun uzun izledim. Olanlara anlam vermeye çalışıyorum. Gösterilen klasik düğün ama aklımı sağ alt köşedeki yazı tırmalıyor. Viyana/Avusturya... Düşünüyorum, düşünüyorum nasıl Viyana, hangi Viyana. Makara olsun diye mi Viyana yazılmış. Çünkü düğün salonunun Güngören düğün salonundan farkı yok. Basık bir mekan, bol ekolu mikrofon sesi, çifte telli, halay... Hayır hayır burası viyana olamaz diye düşünüyorum. O düğün bitiyor yenisi başlıyor. Paris/Fransa... Gelin damat almışlar kameramanı Eyfel Kulesi'nin önünde poz veriyor. Oradan geçiyorlar Seine Nehri'nde tur atıyorlar 5-6 poz daha çekiliyorlar. Çok mutlular... Sonra düğün salonuna geçiyorlar. Bir anda nasıl Bağcılara gittiler diyorum. Biraz önce gösterlen Eyfel Kulesi ve Seine Nehri ile aynı yer olamaz diyorum. Aynı basık mekan, bol ekolu mikrofon, çifte telli, halay... Bir yanda Paris, bir yanda Viyana, bir yanda Güngören, Bağcılar derken, ha Paris, ha Viyana, ha Güngören, Bağcılar diyorum ve bu yazıyı noktalıyorum.

- Eskisi kadar eğlenceli yazı yazmıyorum blogda farkındayım. Yalnız bu biraz da benim neşemle alakalı. Bu aralar neşesiz olduğum içim dolayısıyla eğlenceli yazılar çıkmıyor. İnşallah bir gün neşeli günler geçireceğim vakit gelir. O gün için size söz veriyorum.

- Souht Park'ın tüm sezonlarını baştan izlemeye başladım. Şu an 2. sezon 13. bölümdeyim. İyi vakit geçiriyor Terrence and Phillip osurukları.

- Dünya Fenerbahçe'liler günü mü ne oluyor bugün. Tüm dünyada ki Fenerbahçe'lilerin günü kutlu olsun. Ali Şen torununu sezeryen ile bugün doğurtmuştu yanlış hatırlmıyorsam. O çocuğun da doğum günü kutlu olsun.

- Gözlemlerime göre bu sene şampiyon Fenerbahçe olacak (hep böyle içi boş bir müjdeyi vermeyi istiyordum).

20 Haziran 2009 Cumartesi

kısa kısa


- Facebook'ta ''di massimo talento blog'' grubu kurduk arkadaşlar. bizi okuyan, seven, tanışmak isteyen gelsin buyursun.

- facebook'ta video da paylaşılıyor ya artık. bir gün dalmışım o videoları izliyorum. aklıma izlemek istediğim bi video geldi benim de. ''ne düşünüyorsun'' çubuğuna gitmişim istediğim videoyu yazmışım. açık açık ne düşündüğüm ortaya çıktı.

- ne zaman facebook'ta paylaşım yapan bir arkadaşımı görsem ''vay anasını bu da bilgisayar başında pineklenecek bir iş bulmuş'' diye söyleniyorum. (işşizim ve iş arıyorum sevgili okur)

- Aylardır girmediğim bir sokağa girdim birgün. Dutlar yerlere düşmüş insanlar ezip geçiyor dutları. Çocukluk günlerim aklıma geldi birden. Çıkardık dut ağacına, toplardık hamını mamını. Zamane çocukları annelerinin pazardan, marketten aldığı dutları yiyor. Bizim annemiz almaz mıydı? Elbette alırdı ama ben yemezdim. Çünkü evde kase içinde yerken ağaçtan kaçak toplamanın heyecanı yok. Dalacaksın ağaca, sahibi gelip kovalayacak. Bir yandan kaçacaksın, bir yandan hareket çekeceksin. Emekli amca sinirinden çatlayacak. Bugün benim de bahçem olsa, benimde boy boy dutlarım olsa, çocuklar gelip o dutları aparsa ben de kovalarım. Ağaçta duran dutu kendim yiyeceğimden değil. Onun da zevki başka sanırım.

- portacma.net diye bir site var. Port açmanız için yardımcı oluyor size. Güzel de bir site. Fakat bizim bahsedeceğimiz konu farklı. Millet kafasına takıldığı sorunu site sahibine mail olarak yolluyor doğal olarak. Site sahibi Meret abi de genel bi cevap yazarak önceden uyarmış arkadaşları. '' Not: Yaşım 50'yi geçtiği için e-maillerinizde oğlum, kardeş vb. hitaplar yerine Meret Abi derseniz sevinirim. '' Demem mi Meret abi hele şu port u bi açak.

- dünyada gece gündüz kavramı kalksa ne güzel olur. neden sabah 8 akşam 6 çalışıyor millet. 3 vardiyaya yayalım düzeni. banka, postahane 24 saat açık kalsın. pazar tatili kalksın. haftanın herhangi istediğin bir günü tatil olsun. pazar tatil oluyor ve o pazar günü bi işin olsa yapamıyorsun. çünkü pazar günü herkese tatil. derseniz ki enerjiyi nasıl sağlayacaksın. o da aşağıdaki postta yazıyor.

- kanada hükümeti bir ara haftalık iş saatini 48 saatten 35 saate indirmenin planlarını yapıyordu. bu da mantıklı. paso yiyici bir millet oldu dünya. ne kadar çok üretirsek o kadar çok yiyiyoruz. daha az üretelim daha az yiyelim. ben varım...

- otobüse binip uzak diyarlara gitmeyi özledim. çok uzak değil 8-10 saatlik yollara. mola yerinde, tuvalette yeni bi alet görünce ''aaa bune lan'' deyip onunla oynamayı, çay, çorba içmeyi, dışarıya çıkıp üstümdeki tişört yüzünden üşüyerek alacele sigara içmeyi, sigara içerken otobüsü yıkanmasını izlemeyi özledim.

9 Haziran 2009 Salı

kıs kısa Heybeliada


- Piknik kolası diye bişi var sevgili okur. Piknik kolasını içmeden piknik yaptım diyemem asla. Piknik kolası nasıl oluyor peki? Tabi ki sıcak oluyor. Bazıları arabanın çakmak yuvasına dolap dibi soğutucular bağlayarak soğuk soğuk içtikleri kolalarla piknik yaptıklarını zannediyorlar. Pet bardağa koyacaksın kolayı baloncuklar gözükecek. Sıcak olacak ama gazı da olacak.

- Cengiz Semercioğlu bir yazısında(yazının tam metni) özetle demiş ki, adalar bilmem şu kadar nüfusa sahip ama yaz aylarında daha kalabalık oluyor. Haliyle o ekonomi ile kalkınamıyorlar. 3 tl lik vapur jetonu 5 tl olsun. adalar güzel olsun, ferah olsun, hoş olsun vs, vs, vs... Bunu derken de alaturka piknikçilere gönderme yapmış biraz. Yalnız kendisinin heralde bilmediği bir şey var. Geçen gün Heybeliada'daydım. 3 lira gidiş, 3 lira geliş yol parasıyla kurtaramıyorsunuz günü adalarda. piknik alanına giriş 2.5 tl adam başı. sırf piknik için gitmiyor insan oraya. gitmişken 2 kulaç atayım, denize gireyim diyor. hop 5 lira kelle başı para istiyor oradaki görevli. Denizi deniz olsa, sahili sahil olsa bari. Ha az ilerdeki kayalıklar, ha midye kabuklarıyla dolu sahil. Farkı yok. Denizin içinde ki yosun birikintisi mi desem, sahilde ki sayısız midye kabuğu mu desem. En azından o kelle başı 5 lira alan görevliye bi tırmık verse de sağı solu biraz toparlasa. Ayrıca adanın manavı, marketi, poğaçası ayrı bir kazıklık mertebesinde. Demem o ki adalar da masum değil, aynı adayı kirleten bizler gibi.

- Adaya akan gençliğe de laf atayım. O rahatlık kimsede yok arkadaş. Lise bitmiş. Bir kaç öğretmen demiş ''bu çocukları bir daha göremeyiz. Alalım bunları da hep beraber bi ada turu yapalım''. Erkekler sigara için firari olmuş. Kızlar voleybol peşinde. Öğretmenler de şu bilmem ne bitkisi, bu bilmem ne meyvesi diyerek hala bir şeyler verme derdinde. Dönüşte vapura binmiş elemanlar yer yok. Umrunda mı? Çök bir yere bağıra bağıra gül, sohbet et. Gençken biz de yaptık da, yaş olmuş 25. İnsan özeniyor şerefsizim. O köşeye ben de çöksem, o merdivene ben de yatsam, o kahkahaları bende atsam ne olur. Bi yaşlı amca gelse ''kazık kadar adam olmuşsun şu haline bak'' dese ne derim.

- Bir de şu bisiklet hadisesi var. Adayı gezmek için ya faytona bineceksin ya da bisiklet kiralayacaksın. Bisiklet iyidir, seledir, pedaldır diyorsun ama sigara mı desem, kondisyon mu desem, yokuş mu desem bilmemiyorum çok zahmetli iş. Elin oğlu basıyor gidiyor biz kalıyoruz arkada. Bir de bağırırlar ''hadi oğlum ya'' diye. Ne hadisi lan. Hele şurada soluklanıp bir sigara içelim, devam ederiz sonra.

- Faytonların da arabalardan farkı yok maşallah. İşin kötü yanı korna çalıp ''çıkın önümüzden'' diyeni de yok. Atların nefes alış verişlerini ensenizde hissetiğinizde o ne lan deyip kaçıyorsunuz. Ha bir de bi turist kafilesi varsa orada bekleyeceksiniz ilk önce onlar binecek sonra siz bineceksiniz faytona.

- Çok klasik bitirelim mi? Hani böyle bitirmesem içimde kalır o cümle. Lütfen beni hor görmeyiniz. Ben adaların en çok Kabataş'a dönüş zamanını sevdim.

19 Mayıs 2009 Salı

kısa kısa


- dün itibariyle istanbul'a ayak bastım. boğaz köprüsü biraz daha şekillenmiş, sağa sola uefa finali için bilbordlar, pankartlar yerleştirilmiş. gelenin gidenin parmak attığı bilgisayarım çöplüğe dönmüş. erik, kiraz pazara düşmüş. her yerde bugünün gazeteleri var. aylar sonra hem winston, hem de coca cola içebiliyorum.

- askerlik süresinin çoğunu azerbaycan camel'ı içerek geçirdim. azerbaycan winston'una göre daha güzel. kartonu 22 lira idi. winston'un kartonu ise 19 lira. kantinde ise viceroy, pall mall, tekel 2000 gibi british tobacco nun ürünleri bulunuyordu sadece.

- askerdeki tek eğlencenin maç izlemek olduğunu söyleyenler vardı. doğrudur, çoğu yerde tek eğlence maç izlemek olabilir ama benim izleyebildiğim tek maç türkiye kupası finali oldu. kötü bir fenerbahçe sezonu görmemiş oldum.

- pusu grubunun eğlencesi ise telefonla konuşmaktı. meğersem memlekette bir sürü gereksiz müzik kanalı varmış. bu kanallarda millet alt yazı ile telefon numarasını falan yolluyor. arkadaş bulup gerekli, gereksiz muhabbet yapılıyor. bizim pusuda da böyle bi tip vardı. aklınıza gelebilecek her türlü muhabbeti telefonda gerçekleştirdik. bu her türlü muhabbet benm daha önce kimse ile yapmadığı muhabbetlerdi. eminim bu blogu okuyan çoğu kişide ne bu muhabbetleri yapmıştır ne de şahit olmuştur.

- müzik dinlemeyi özledim. içimde durdurulamaz bi göksel dinleme isteği var. nerden çıktı hiç bilmiyorum. daha önce denk gelince dinlerdim.

- biraz kafa dinleyip sivil insanlarla muhabbet etmem lazım. 5 aydır sivil biri ile muhabbet etmedim. o yüzden konuşmalar ve yapılan espiriler çokça askeri kaçmakta. ayrıca yazmakta aynı şekilde.

- bir de evde yürürken sigaranın külünü yere atmamaya çalışmam lazım.

11 Nisan 2009 Cumartesi

kısa kısa


- bugün gece saat 02:00 gibi aldığım bir bilgiye göre yine bir aralık çarşısıyla beraberiz sevgili dostlar.

- cumartesi çarşı mı olur yaw. hiç sevmedim bu cumartesi-pazar çarşılarını.

- buralar hakkında hep sitem ettik. biraz da güzelliklerini anlatmak lazım. misal aras nehri. bütün bir gece donan nehir sabahın ilk ışıkları ile beraber çözülmeye başlıyor. nehirin erimesiyle birlikte çıkan buhar çok etkileyici. fotoğraflamak lazım ama benim için imkansız gibi birşey.

- bir de ağrı dağı'na vuran ay ışığı gölgesi. kasarsanız ve ay ışığının gününü tutturursanız bunu görüp karelemeniz mümkün. ay sonuna doğru hava zifiri karanlık oluyor. o zaman değil ağrı dağını 2 metre önünü göremiyorsun.

- soba yakmayı bile öğrendim. sobalar teneke, kömürler taş ama olsun. mangal partisinde kimseye bırakmam heralde mangalı.
- müzik zevkimiz sekteye uğradı. sıradaki parça azer bülbül den gelsin.
yanıyor yanıyor heyyeeyyy
bağrım yanıyor
vurulmuş gibiyim heyy heyyy
canım yanıyor
- atarsa 37...

8 Nisan 2009 Çarşamba

Kısa Kısa Kıbrıs


  • 8 gün süren Kıbrıs Günleri dün sona erdi ve yurda döndüm. Öneri ve uyarıları için deNNis, mcD ve LeFoot'a teşekkür ederim.

  • Yavruvatan'a ilk gidişimdi. Uçaktan ilk gördüğüm uçsuz bucaksız tarlalar oldu. Havaalanından taksiyle Magusa'ya giderken de çok fazla yerleşime rastlamadım.


  • Bir önceki maddeden anlaşıldığı gibi günlerimizi Magusa'da geçirdik. Bir öğrenci için ideal yer. Ama simit pahalı.


  • Evet, Kıbrıs ucuz memleket. Çoğu şey ucuz. Yeme içme ucuz, gezme ucuz, taksi ucuz, arabanın kendisi ucuz, su kaplumbağası ucuz. Ama simit pahalı. 1 simit 2 tl olur mu? 5 simit fiyatına ufak çaplı 1 şişe viski veriyolar.


  • Ama yine de dolu simit sarayı. Genç girişimlere önerimdir, 1 liradan simit satan mekan açıp voleyi vurun.


  • Kıbrıs, Türkiye'nin mi yavruvatanı yoksa Nijerya'nın mı yavru vatanı deseler kafam karışır. Her tarafta Ikbeba'lar, Okechukwu'lar var.


  • Bütün operatörlerde durum aynı mıdır bilmiyorum ama yurt dışında Turkcell kullanmak büyük sıkıntı. Arandıkça kontörünüz gidiyor, hem de yüklüce gidiyor. Nerede olduğumu bilmeden arayanlar hem kendilerine hem bana yazık ettiler.


  • Kıbrıs'ta futbol maçına gidemedim ama radyoda bir Yunan radyosundan maç dinledim. Aynı heyecanı aldım ama.


  • Trafiğin soldan akması bir yaya olarak benim için zor oldu. İleriden gelen bir arabanın hangi şeritte olduğunu kestirmem çoğu kez zaman aldı.


  • Ters direksiyonlu arabayı kullanmak da ilk anda kolay olmaz. Şahsen ben 2. vitese geçmem gereken yerde sağ kapıyı açarım.


  • Seçimlerin hemen ertesi günü gittik Kıbrıs'a ve orada pek televizyonla haşır neşir olmadım. Geldiğimde durumlar rayına oturmuş gibiydi. Bugün belediyeden görevli gelip, kağıt atık torbaları bıraktı. Açılan sandık 100% olmuş galiba.


  • İstanbul'da çok kez almaya niyetlendiğim maket uçaklar da oldukça ucuzdu oralarda. Bir tane aldım ve kutusunu az önce açtım. Parçaları çok küçük. Başlamadan yoruldum.


  • Gidip boş dönmedik. Müzik maksatlıydı ziyaret. Elde kayıtlarla döndük. Yakın zamanda onları da paylaşıcam.


  • Civarda çok fazla araba vardı. Çoğunluğu da ortalamanın üstünde arabalardı. Hal böyleyken eski arabalar dikkat çeker olmuş.


  • 1 hafta boyunca elimizin altında olmasına rağmen televizyon ve internetten uzak kaldım. Ben görmeyeli neler olup bitmiş yeni yeni toparlıyorum.


  • Derbi haftası geldi. Derbi özel programları ve haberleriyle dolu bir haftaya başlamak güzel şey...

18 Mart 2009 Çarşamba

kısa kısa



- yeni bir çarşı günü ile herkese selam yolluyorum. (her an çarşı karışabilir hızlı yazacağım)

- bu aralar keyifliyim. çünkü o berbat karakoldan kurtuldum. sürülmezsem askerlik bitene kadar (çünkü buraya gelmemin sebebi 2 kısa dönem askerin bizim karakola sürülmesi) bölük merkezinde askerliği bitireceğim.

- aslında bölük merkezi çok da farklı değil karakoldan. iki artsı var. bunlardan birincisi 1 tane ankesörlü telefonun bulunması. 2. ise hergün ağrı dağına tırmanmamak. onun dışında nöbet olayları coğrafi zorluklar aynı. yine sınırda nöbet tutuyorum.
- yukarıdaki resim hangi aya ait bilmiyorum ama şu an dağ eteğinin en altına kadar kar var. sıcaklık -5 ile 5 derece arasında gidip geliyor. geceler -10 u buluyordur belki.
- en son fenerbahçe - uşak maçının 60 dakikasını izledim canlı olarak. birde geçen hafta kocaeli maçının 45-50 dakikalık bir bölümünü banttan izledim. kötü sinyaller veriyor gibiyiz.

- nöbette cep telefonu ile konuşurken dikkatli olmak gerekiyor. kampüscell den kampüscell arıyorum diye kampüscell den iran üzerinden türkcell'in aranma ihtimali var.

- şu an yanımda simetri hastası bir mal var. devamlı klavyemi düzeltip duruyor. Türkiye'nin en doğusunda bile beni bulabiliyorlarya helal olsun.

- atarsa 60...

21 Şubat 2009 Cumartesi

kısa kısa

- en son yazdığım kısa kısadan beri ilk defa internete girme şansım doğdu. iran'a sınır bir karakoldayım. burada kartlı telefon bile bulunmamakta. tüm gece 12 saat nöbetteyim.

- buraların çarşısı 20-30 günde bir gelir insana. dün öğlen saat 12:30 da uyandım. karakola gidince sabah 6:00 ya kadar nöbet tutacağım. yani yaklaşık 42 saat uykusuz olacağım. işte tüm bunları göze alıp geldiğim çarşı iptal edildi. şu an yaklaşık karakola 1.5 saat lik uzaklıkta bulunan taburdan yazıyorum.

- özellikle şu an moralim sıfır ve birilerini fena dövesim var. gece nöbette badim uyumaya kalkarsa büyük ihtimal döverim.

- askerlik zor. özellikle buralarda daha bi zor. askerliğin beni değiştireceğini sanmazdım ama değiştirdi. bi insan 2 ayda değişmez diyebilirsiniz ama emin olun iran'a 0 noktasında bir karakolda hargün 50 tane bok çuvalıyla muhattap olmak herkesi değiştirir.

- G3 piyade tüfeği şu an bana oyuncaktan farksız geliyor. boş ve kuru sıkı bir tabancadan korkarken hergün 100 mühimatla saatlerce dolaşır hale geldik. bunun yanına ekstradan ağır makineli silahları da eklemem gerekir.

- bizi burda hudut kartalı olarak adlandırıyorlar. evet kısa dönemiz ama ciddi ciddi hudut kartallığı yapıyoruz.

- futbola gelince alakam yok. lig tv olmadığı için maçları izleyemiyorum. maç izlemeyi geçtim en son izlediğim fenerbahçe maçının özetini unutmuş durumdayım. arada bazen maç skorunu duyuyorum. hacettepe'ye 7 tane atmışız mesela.

- şafak denen şey atmıyor. şu an 84 mü ne. saymıyorum ben. sayanlardan yardım alıyorum bu konuda. 1 aydır karakoldayım ama sanki aylardır karakoldayım gibi.

- internete bir daha girip giremeyeceğimi bilmiyorum. giremezsem 84 gün sonra görüşmek dileğiyle.

17 Şubat 2009 Salı

Kısa Kısa


  • Açık Mektup sonuç getirmedi, Fizik'ten yine kalmışım. Bir dönem daha Marmara Üniversitesi semalarındayım. Eğitimin yaşı yok.

  • Sınav döneminde aralıklı kesintilere uğradık, kusura bakmayın. Hergün sınavlarla boğuştuğumdan değil aslında, ama dediğim gibi...

  • Ortaokul yıllarında gittiğim dersanedeki Türkçe hocasının yazdığı Çonamtika adında bir kitap vardı. Hediye etmişti, okuyamamıştım. İnce bir kitaptı ama adı gibi kendini de anlayamadığımı anımsıyorum. Paragraflar uzunluğunda kompleks cümleler vardı. Tekrardan aradım bulamadım kitabı. Hocanın da adını hatırlayamıyorum, ama o zamanlar sima olarak Oğuz Çetin'e benzetirdim. Hala benziyor mudur bilmiyorum.

  • OSJB adlı grubun ismi değişim sürecine girmiştir. Müdür adıyla arayabilirsiniz artık.

  • Yakın zamanda yeni albüm kaydı için Kıbrıs'a yol alıyoruz. Konsept yakın zamanda belli olur. Albüm tamamlanınca buradan haberdar edileceksiniz.

  • Yarın akşam Cemal Reşit Rey'deyiz, Tindersticks konseri münasebetiyle. Bordeaux - Galatasaray maçının skorunu bilehare öğreneceğiz.

  • İstanbul - Ankara hattı hızlı tren geri geliyormuş. Süre 3,5 saat civarı olacak diyorlar. Trenin adıyla ilgili bir anket başlatılmış. Turkuaz veya Yıldırım arasında yapılan oylama sonucu nihai kararı Binali Yıldırım verecekmiş.

  • Bir elektronik markette gezinirken Beach Soccer adında bir oyun gördüm. Fiyatı da 5 tl olunca çekinmeden aldım. Oynadığım daha kötü bir oyun var mıydı şu an kestiremiyorum. Oyunda hiçbir strateji yok. Pas ve şut tuşları var. Pas tuşuna basınca takımınızdan herhangi birine atıyor topu, şuta basınca da kaleye. Oyunda zorluk seviyesi, kamera açısı gibi seçenekler yok. Size sunulan en büyük ayrıcalık takım seçebilmeniz. Yeşil formalı İtalya ya da kırmızı formalı Hollanda'yı seçebilirsiniz.

  • Gittigidiyor'da imzalı formalara bakıyorum arada. Bu hafta bir tanesine denk geldim, enteresandı. Khlestov kimdir hatırlamıyorum ama Beşiktaşlı bir futbolcuymuş 2001-2002 sezonunda. O'nun formasını satıyor birisi, üzerinde o dönemin futbolcularının imzasıyla. Açık arttırmanın açılış fiyatı 25.000 tl, hemen almak isterseniz 50.000 tl'ye bırakıyor. Erken davranırsanız belki sizin olabilir.

  • Geçenlerde abimle tartışıyorduk. Ninja Kaplumbağalar'ın liderinin Rafael olduğunu iddia ediyordu. O zaman da anlatmaya çalıştım ama ikna olmadı, liderin Leonardo buradan huzurlarınızda kanıtlıyorum kendisine:

Leonardo leads, Donatello does machines (That's a fact, Jack!)

Raphael is cool but crude (Gimme a break!)

Michaelangelo is a party dude (Party!)

20 Ocak 2009 Salı

Kısa Kısa



  • Final haftası başladı. 2 tane zor sınavım var, ikisinden de geçtiğim takdirde mezun bir insanım. Bu nedenle blogda duraksama dönemine girdik.


  • Sınavlar bir yandan zayıf bünyem bir yandan. Yine yataklara düştüm, yeni antibiyotiklerim oldu. Bu da ikinci bir nedenidir duraksamanın.


  • Malzeme Bilgisi ve Fizik, biri 1. sınıf biri 2. sınıf dersi. Uğraştığımız şeylere bak ey okur.


  • Alex ve Carlos'la anlaşma sağlanmış. Benim aklım hala Lugano'da.


  • Marmara Üniversitesi, Teknik Eğitim Fakültesi'nden İngilizce transkript istediğinizde "Biz Türkçe transkript veriyoruz siz kendiniz çeviriyorsunuz" diyorlar.


  • Dijital ateşölçerle ateşimi ölçtüm dün, 117 °C çıktı. Sonradan anladım ki ekranında temassızlık varmış ve bazı ledleri çalışmıyormuş. Ekrana biraz bastırınca 38.7 °C belirdi gözümün önünde.


  • Bir haftadır Kaka haberleri ve yazıları okuyorum. Transfer gerçekleşse tahmini 1 ay daha okurdum. İyi ki Milan'da kaldı.


  • Roy Makaay'ı neden bir Türk kulübü transfer etmedi anlamış değilim. Türkiye'de büyük rahatlıkla gollerini atabilecek bir oyuncuydu bence.


  • Şu dakikada birçok kanalda Washington'dan canlı yayın var. Obama'nın göreve başlama törenini duyuruyorlar. Üstüne bir de ekliyorlar, bu töreni dünyada milyonlarca kişi izleyecek. Bütün kanallar gösterince mecburen izleyecek tabi.


  • Bulursanız Kargo - Şairin Elinde klibini izleyin derim. Teknik altyapı eksik olsa da zamane kliplerinden çok daha iyiymiş. Bugün gördüm...

  • Bu arada Yemekteyiz programına günübirlik katılıp ortamı hacamat etmek istiyorum.

  • Bir süredir yazamadığım için böyle bir kısa kısa seansıyla derdimi anlatmak istedim ama birkaç maddeden sonra başımı ağrıttı bu bilgisayar ekranı. Niyetim biraz daha uzun yazmaktı ama kusuruma bakmayın şimdilik. Haftanın ilerleyen günlerinde sınavlarımı atlattıkça görüşmek üzere...

11 Ocak 2009 Pazar

kısa kısa doğubayazıt


- doğubayazıt'a ayak basalı 25 gün oldu.

- acemilik süresini doğubayazıt'ta geçirmiş olacağım. yarın ığdır'a gidiyorum. usta birliği ığdır'ın aralık ilçesi olacak.

- aralık türkiye'nin en uç noktası. ermenistan, iran ve nahçivan ile sınır. nahçivan ve iran ile sınır kapımız burada bulunmaktaymış. bizde burada bir nevi sınır bekçiliği yapacağız. karakola gitme durumuda var taburda kalma durumuda var. bu saatten sonrası pek önemli değil zaten. bi nahçivana gitmediğimiz kaldı. ona da gideriz heralde.

- nahçivan nasıl bir memlekettir. nasıl bir millettir. ne bayrağını bilirim, ne para birimini. 1 tane nahçivanlı görmedim hayatımda. bu adamlar ne yer, ne içer.

- sıcaklık ortalama -20 derece. -30 olduğu da oluyor, -10 olduğuda. -10 derece güzeldir buralarda.

- ağrı dağına karşı bağırıp yankı duymak pek bi zevkli. fakat eğitimler yoğunlaşınca ağrı dağı da küfürlerden nasibini alıyor.

- geldiğimiz günden bu yana uzun dönem askerlerle aynı koğuşlarda kaldık. ilk geldiğimiz günlerde ufak tartışmalar yaşasak da ilerleyen haftalarda samimiyetimiz arttı. gerçekten çeşit çeşit insan var. en safından en arızasına kadar.

- kısa dönem askerlerin kibarca lakapları hoca. samimi hitap şekli ise poşet. poşet lakabını kabaca kabul edemiyoruz. komutana şikayet oluyor.

- dün çarşı günüydü. doğubayazıt pek büyük bir yer değil. yemek yenebilecek 1-2 yer var. onlarda pek iyi değil.

- çin malı nokia 8800 lar var. arkadaşın biri 380 liraya aldı, eve yolladı.

- geçen hafta birliğin gazinosunda porno vardı. adamlar 4 cd yi arka arkaya koyup izlediler.

- tv de genellikle kral tv açık. haber izlediğmiz yok. akşamları genelde 2. sınıf amerikan filmleri izliyoruz. güzel film olma ihtimali %50.

- kısa dönem diyoruz da içlerinde çok kibarları var. birine muhabbet arasına bok dediğim için bana küstü.

- bir daha ne zaman yazabilirim şüpheli. kendinize iyi bakın.

31 Aralık 2008 Çarşamba

Kısa Kısa


  • Yeni yıla girerken sıklıkla yazılır böyle şeyler, 2008'den kalanlar tadında. Ben de başlığı "Kısa Kısa 2008" olarak belirlemiştim, ama ilk maddeden anladım ki 2008'i maddeleyecek kudrete sahip değilim şu an.

  • Ama söz seneye bugün hazırlanmış olarak "2009'dan Geriye Kalanlar" başlığıyla sizleri karşılamak için yarından itibaren çalışmalara başlıyorum. Zira televizyonda bütün kanallarda gördükçe ben de imreniyorum buna.

  • Hazır konusu açılmışken, önceki gün FB TV'de "2008'in En Güzel Golleri"ni izliyordum. Obafemi Martins'in Inter formasıyla attığı gol görülmeye değerdi.

  • Massimo ile ara ara telefonda konuşuyoruz. En şikayetçi olduğu şey havanın soğukluğuyla beraber televizyonda her daim Kral Tv'nin açık olması anladığım kadarıyla. Durum nedir dedim, "Ebru Yaşar 1 numara" dedi. O an hatırladım, bir Ebru Yaşar vardı. Hala da varmış meğer...

  • Milli Piyango'dan herkes kadar umutluyum. Ama 25 trilyon çıkarsa sadece kendimi düşünmek gibi bir niyetim yok. Her ne kadar benim payıma 6 trilyon düşse de siz sevili okurları da düşünüyorum. Bu yazıya yorum yapan 3 okura laptop hediye edip, blogun sağ sütununu lale bahçeleriyle donatmayı düşünüyorum. Bilet No: 5554446

  • Üstteki maddeyi kendi biletinden* umudu olmayanların desteğini alabilmek için yazdım.

  • Yine üstteki maddede * işaretinin olduğu yerde burnum kanadı. Bu ara size çok kısa geldi diye tahmin ediyorum. Ama beni gayet uğraştırdı ve baya vakit aldı.

  • Yılbaşı gecesi balık yiyecek olanlar; yanında yoğurdu esirgemeyin, keyfinize bakın.

  • Bu madde işveren kesime. Bu maddelerden birine reklam vermek isterseniz benimle mail yoluyla iletişime geçin. Ürününüzden çok memnun kalmış havası yaratıp herkese sevdirebilirim. Üstelik kaçıncı madde olacağını siz seçersiniz.

  • 2009'da Fenerbahçe'den sağlığımızı bozmamalarını, mutluluğumuzu eksik etmemelerini istiyorum. Eğer bu isteğimi yerine getirirlerse yakın geçmişe bir sünger çekebiliriz beraberce. Ama ilk önce Lugano'yla sözleşme yenilesinler.

  • 2008 Anelka'nın yılı oldu diyicem ama her yıl onun yılı. Oynamış oynamamış umrunda değil ki adamın.

  • Dikembe Mutombo tekrar sahalara dönmüş. Artık pek izlemesem de mutlu oldum, tanıdığım biri daha eklendi NBA camiasına. Hem de sempatizanı olduğum Houston Rockets'la sözleşme imzalamış ki ne güzel.

  • Böyleyken böyle (bu da ne demekse), size daha iyi bir yılbaşı mönüsü hazırlamak isterdim ama bu çıktı şimdilik. Evde takılacaklar için bir de kokteyl önerebilirim akşam saatlerinde. Hepinize şimdiden mutlu yıllar diliyorum.

22 Aralık 2008 Pazartesi

Kısa Kısa


  • Acısıyla tatlısıyla ligin ilk yarısını geride bıraktık, kah güldük kah ağladık. (İlk maddeyi yazmak beni hep germiştir)


  • Ahmet Çakar dün gece beni duygulandırdı. "Muhtemelen buradan size son seslenişim" şeklinde programı kapatırken Melih Gümüşbıçak iyimserce umut vermeye çalışıyordu. Umarım Gürcan Bilgiç'li bir programda izleriz Ahmet Hoca'yı ikinci yarıda.


  • Liglerin tatile girmesiyle Fotomaç ve Fotospor mesai günleri başladı. Gerçi Fotospor bu mesaiyi yılın hiçbir günü bırakmasa da festival havasında 1 ay geçirecekleri için mutludurlar heralde.


  • 5554446 numaralı yılbaşı piyango bileti aldım, amorti çıkarsa bozdurmaya kıyamam, ama son 2 rakam tutsun acımam.


  • 1 milyona yaklaşan nüfusuyla Gebze'de vizyon filmleri izleyebileceğiniz bir sinema olmadığını biliyor muydunuz?


  • Ayrıca aynı Gebze trafik ışıklarını birkaç ay öncesine kadar tanımıyordu. Geçtiğimiz yaz gittiğim sürücü kursunda, trafik ışıklarıyla ilgili olarak hocaya sorulan bir soru: "Hocam biz bunları nerde kullanıcaz?"


  • Yıllardır merak ettiğim bir konuydu, Karl Heinz Feldkamp'a neden Kalli dedikleri. Öğrendim; Almanya'da Karl Heinz'ların genel kısaltmasıymış Kalli. Türkiye'deki İbo gibi heralde.


  • Rüyamda Lost'un Kate'i ve Kavak Yelleri'nin Aslı'sı karışımı birini gördüm. Ama kız Arap'tı. Ünlüydü ama rüyamda hangisiydi hatırlamıyorum.


  • Geçen hafta aldığım laptop soğutucudan gayet memnunum. Öyle ki zamanında yüksek performans gerektiren bazı işlerde bilgisayarı buzdolabına koymuşluğum vardı. Şimdi çok daha rahatım.


  • Bu arada Carles Puyol'u seviyorum.


  • Eskiden bir Limasollu Naci vardı, sağda solda reklamını görürdüm. İngilizce eğitim setleri falan satardı. Limasol'un Kıbrıs'ta olduğunu öğrenince benim için büyüsü bozulmuştu. Daha uzak, gitmesi zor biyer bekliyodum.


  • İleride bir maymunum olsun, adı Meymun olsun istiyorum...

16 Aralık 2008 Salı

Kısa Kısa


  • Massimo bu sabah itibariyle Doğubayazıt'a yola çıktı. Başka bir deyişle ben bu satırları yazarken o çok uzaklarda olacak. Muhtemelen şu an Erzurum - Ağrı arası bir yerlerdedir.

  • Gitti gitmesine ama uçağa binmeden konuşamadık kendisiyle. Telefonumun IMEI numarasını klonlamışlar ve kullanamıyorum şu an telefonumu. USB'den telefona bulaşan bir virüsün sebep olduğunu tahmin ediyorum.

  • Dün gece FOX TV'de Tribün Ateşi'ni izledim. Önce Fenerbahçelilere sonra Galatasaraylılara birer transfer haberi verdiler. Sonra programın sunucusu yönetmene seslendi "Beşiktaşlılara da bir transfer haberi verelim, bekliyorum" diye. Yönetmen gecikmeden Beşiktaş'a da bir transfer ayarladı. Çay söylese bu kadar çabuk gelmezdi ama.

  • Juventus - Milan maçı vardı Pazar gecesi. Şükrü Saracoğlu'ndan çıkıp ikinci yarıya yetişirim umuduyla Gebze'ye geldim. İkinci yarının başlangıcına yetiştiğim için mutluydum ama gel gör ki NTV Spor kanal listesinden kaybolmuştu. Maç sonrası geri geldi sağolsun. İyi ki artizlik yapıp maça gitmemezlik etmemişim...

  • Mehmet Yıldız geçen hafta Beyaz Show'daydı, transfer kokusu mu diyorum yoksa...

  • TOEFL sınavına kaydımı yaptırdım dün, 10 Ocak'ta Ankara'da giriyorum. Eğer işler istediğim gibi ilerlerse seneye bu zamanlar İsveç liglerinden haberlere yoğunluk verebilirim.

  • Gökhan Emreciksin'in Fenerbahçe transferini yazmış gazeteler. Gazetelerden ziyade NTV Spor da yazmış. Kendisini çok tanımıyorum ama yetenekli olduğunu söylüyorlar. Bir de son 2 maçta şut kabiliyetini gördüm. Sağda Kazım Kazım oynayacağına Gökhan Gökhan oynasın derim.

  • Zaman zaman ben de Ersan Çelik gibi olmak istiyorum, az konuşayım en çok ben biliyorum sansınlar istiyorum.

  • Gittigidiyor'dan bir Laptop Soğutucu aldım, yanında hediye olarak dijital ateş ölçer gönderdiler. Bir şey mi demek istediler acaba?

  • Lugano'yu çok seviyorum.

  • AROG'a hala gidemedim ama Cem Yılmaz'ın "Bu filmin ilk yarısında patlamış mısır yiyebilecek babayiğit varsa buyursun" lafı beni acayip cezbetti.

  • Bir de Issız Adam vardı. İyi gibi, değil gibi, duygusal gibi, tırt gibi. Ama gitmeyin demem, sevene de niye sevdin demem.

  • İlk maddede de belirttiğim gibi bloga şu andan itibaren tek kişi devam ediyorum. Massimo baya bir süre okuyamayacak bile. İkimizin de işi zor gibi. O biraz daha üşüyecek, ayrı mesele.

28 Kasım 2008 Cuma

kısa kısa


- youtube 16:9 sisteme geçmiş. helal lan size.

- beyaz show da çalan çek git bebeğim uzaklara şarkısının tam versiyonun dinledim. nerede antik kuntik olay varsa bu alamanya'da ki gurbetçi çocuklardan çıkıyor. antik ile kuntiği sevdiğim için bu çocuklarıda seviyorum. ne şekilde nefes aldıklarını bilmek güzel.

- ıssız adam filmini izledim.dikkatimi çeken ilk şey vatandaşın yoğun ilgi göstermesiydi. özellikle bayan sayısı fazlaydı. salon tamamen doldu. biz de salonun en boktan yerine, en önde yer bulabildik. sağolsun abiler yatış pozisyonu hazırlamış o kısma. koltukların önünde minderler vardı ayak koymak için. herkes gibi yatar vaziyette izledim. ben yattım, yanımdaki bayanlar yattı, film yattı. pozisyonuda değiştiremiyorsun çünkü perde eşşek kadar senin olduğun bölgede. kıçım ağrıdı.

- ıssız adam filmi için bişi yazmayacağım. yalnız genç patron alper'in iş yerindeki hal ve tavırları benim eski genç patronuma benziyordu. acayip ayar oldum, gıcık kaptım. öğlen vakiti işe gel, önlüğü giy, milleti motive edici ''haydi beyler çalışıyoruz'' diye bağır. lan bok kafa biz sabahtan beri çalışıyoz zaten. sen 2 saat çalışıp çekip gidicen. biz yine çalışıcaz. bırak kafa rahat kalsın öyle çalışalım. niye bu tribler. sonra niye manitayı sokuyon mutfağın içine. yok hıyar konuşurmuş, hıyarı dinlicekmişsin. bizim patronda atölyenin içine sokardı. tamamen şov amaçlı, ''bakın yeni manitam nasıııı'' havaları.

- turkcell gönlümde uzatmaları oynuyor. daha önce sahip olduğum 9 yıllık hattın sayesine göz yumdum. adamlar beni bi kampanyaya sokmuyor efendim. ulan bende kampus cell i olmak istiyorum, 10 dakikası 1 kontöre sıçarken bile konuşmak istiyorum, beleş mesaj atmak istiyorum. niye yapmıyon olum beni kampus cell.

- şu an da çıkan sagopa kajmer şarkıları beni çok çok mutlu etmiyor. şarkıdaki agresif adamı göremiyorum. oysa ki bi 10 kurşun albümü var ki. dinlemeyen sago severlere tavsiyemdir. şimdi dinliyorum ve kiremit kırasım var.

18 Kasım 2008 Salı

kısa kısa



- ilk önce futbol blog programını sunan ali okancı ve bülent timurlenk'e 5. programda bizi tanıttıkları için teşekkür edeyim kendi şahsım ve talento adına. 40 dakikaya çok şey sığdırıyorlar. ileride daha çok zaman alırlar inşallah.

- babam bazen odaya giriyor ''napıyon'' diye soruyor. ben de ''oyun oynuyorum baba'' diyorum. ''koca adam oldun hala oyun oynuyorsun, ders çalışsana'' diyecekmiş gibi bakıyor. çünkü böyle demesi artık bi anlam ifade etmiyor. bende ''napayım ders mi çalışayım'' diyorum. keşke okul bitmeseydi bee...

- malzeme dersimize giren irfan yükler hocamız vardı. kendisi hasta fenerbahçelidir. okula başladığımız ilk sene, ilk derste fenerbahçe'nin şampiyon olduğu senelerde kasmadığını, sınıf geçirme oranının yüksek olduğunu söylemişti. o sene daum'un da ilk senesiydi ve fenerbahçe şampiyon oldu, bense dersten kaldım. ertesi sene ikinci şampiyonluğu yaşadık ama ben yine dersten kaldım. söz konusu dersi denizli'de şampiyonluğu kaybettiğimiz sene geçtim. ertesi sene asansörde karşılaştık hocayla. beni iki sene bıraktığını ama şampiyonluğun gittiği sene geçirdiğini söyledim. bana ''demek ki sen tura hazırlanmaşsın sen'' dedi. bizi unutma hocam. bizim dönemimizde 4 yılda 3 şampiyonluk gördün.

- 1/2/3 aralık günü tuzla'da yedek subay sınavı var. daha önce gidenler 1 aralıkta gitmeyin kalabalık oluyor diyor. gidecek olanlara duyuralım. ben optik formda yedek subay kutucuğunu işaretliyeceğim. bakarsın iyi bir yere düşeriz, 1000 küsür lira para alırız. şu kriz zamanında iş bulmak zor. makul bir seçenek gibi duruyor.

- mustafa belgeseli izledim. izledim izlemesine de saatlerce tartışlacak bir şey yok. ayrıca hurraaa diye sinemaya koşturmacılık bir yapıt değil. tv dekiler tipik atatürk üzerinden program çevirmece, reyting almaca.

- yemekteyiz programı son zamanlarda gözüme takılanlardan. ev de çok boş kalınca çerezlik niyetine izlenesi bir programa ama suyunu çıkarmışlar. anlıyorum reyting, izlenebilirlik falan ama bu oyunculuk niye. zaten yemek yapmayı bilmeyen 5 kişiyi toplamışsınız program yapıyorsunuz. neden yarışmacılar bi de tiyatro çeviriyor. oysa ki hasan denen zat-ı muhterem kendi gibi dursa, bokunu çıkarmasa götürüyor programı.

- bu haftanın şarkısı nirvana'dan gelsin... love buzz...

4 Kasım 2008 Salı

kısa kısa


- eskiden başlığı kısa kısa karmaşa yapardım. şimdi kısa kısa olsun. karmaşa da ne ki.

- ortega 3 gündür bloguna yazı yazmıyordu. meğerse anneannesi vefat etmiş. kendisine baş sağlığı diliyoruz.

- pes 2009 çıktı. fm 2009 unda demosu yayınlanmış. ug'nin ilk izlenimleri fm 2009 adına olumlu. ben indirmem demo oyunları, kotalıyız. bir kaç cümle pes 2009 dan bahsedelim. bir kaç cümle diyorum çünkü become a legend moduna takıldım kaldım. 2-3 kere şampiyonlar ligi moduna baktım o kadar. become a legend modu şahane olmuş. ilk izlenimlerim mido ve lavezzi bencil oyuncular. bunun yanında napoli nin 3-5-2 lik taktiği beni deli ediyor. paso kanattan atak yiyoruz. middlesbrough'un da orta sahası kötü durumda. bir de yedekte bekleme durumu var. kendinizi genç semih gibi hissedebilirsiniz. ben daha çok ilk insan faruk gibi hissettim kendimi.


- bazı filmler vardır ve insana alışverış yaptırtır. mesela good bye lenin izleyince canım acayip salatalık turşusu, pulp fiction izleyince de milk shake çeker. hoş hiç milk shake de içmiş değilim. bir de vanilyalı cola vardır. nasıl acaba tadı.

- nil karaibrahimgil'i seviyorum. aşığım, ölüyorum değil yani. şarkıları falan hoşuma gidiyor. komple hoşuma giden bi hatun yani. nedenini bilmiyorum ama seviyorum işte. penti desen desen... (penti alasım gelmiyor ama)
(talento'nun notu: hayal kırıklığına uğratmak istemem ama penti reklamlarında bacak dublörü kullanıyor kendisi)

- haftanın şarkısı ayın şarkısına dönmüş durumda. en kısa zamanda değiştireyim.

- ve son olarak, ne olacak bu fener'in hali...