fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mart 2013 Cumartesi

Bunu yapanlar kim?


BATE maçındaki bir nevi meşale protestosu açıkça söylemek gerekirse gönül okşadı. Birçok yabancı futbolsever ve hatta The Guardian günün fotoğrafı olarak gösterdi bu fotoğrafı. Lakin bunun bir cezası var. Fenerbahçe bu sezon Avrupa Ligi'de oynadığı tek maç hariç hepsinde UEFA'dan ceza almış durumda. İşte liste;

Vaslui 15 bin Euro
Vaslui (D) 20 bin Euro
Spartak Moskova 80 bin Euro + ertelemeli 1 maç seyircisiz ceza
Marsilya 35 bin Euro
Mönchengladbach (D) 15 bin Euro
AEL (D) 8 bin Euro
AEL 40 bin Euro
Marsilya (D) 50 bin Euro
Mönchengladbach 40 bin Euro + 1 maç seyircisiz oynama
BATE (D) 20 bin Euro
BATE 60 bin Euro + 1 maç seyircisiz oynama + ertelemeli Avrupa kupalarından men!

Toplam 383 bin Euro + 2 maç hasılat

İstatistiki olarak bakacak olursak seyircisiz maçta bile ceza almışsak Avrupa kupalarından men için iddaa bahis açsa 1,05 oran verirdi herhalde.

Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı Türkiye'nin en modern stadyumu. Kapalı devre kamera sistemi stadın en ücra noktasındaki bölgedeki vuku bulan olaya vakıf. Herhangi bir eylemi gerçekleştiren o kişi anında tespit edilebilir durumda.

Deniz Tolga Aytöre FBTV'de şu açıklamayı yaptı; "Fenerbahçe’nin ceza almasına bilerek neden olan 50-60 kişilik kar maskeli grubu taraftar diye isimlendirmemiz yanlış olur. Açık bir şekilde ifade etmek gerekirse bunlar örgütlü, organize eylemlerdir. Bu cezanın nedeni çok açık. Avrupa’da oynadığımız son 13 müsabakanın 12’sinde saha ve seyirci olayları nedeniyle ceza almışız. 13 maçın 12’sinde siz bu eylemleri bile bile, üstelik tüm uyarılara rağmen, takımı, yönetimi başkanınızı provoke etmek amacıyla yapıyorsanız siz bunlara taraftar eylemleri deyip geçiştiremezsiniz. Biz de öyle yapacağız."

1 değil, 2 değil, 3 değil Sayın Aytöre. Tam 12 maç bahsettiğiniz organize grup bir eylem içerisinde. Peki bu isimler neden 12 maçtır bulunmadı? Spartak Moskova maçında UEFA uyarıyor, 'bakın bir daha olursa stadı kapatırım' diyor, sonrasında oynanan 6 maçta da yine ceza alınıyor. Türkiye'nin en modern stadında bu isimleri tespit etmek çok zor olmasa gerek.

Deniz Tolga Aytöre sözünü tutmalı, bu isimler kimse tek tek ortaya çıkarılmalıdır. Günümüzün futbolda en büyük ekonomik gelirlerinden birisi Şampiyonlar Ligi gelirleridir. Tam 4 sezondur Fenerbahçe bu ligden uzak.

Bu sezon Şükrü Saracoğlu'nda oynanacak olan 29 maçın şimdiden 7'si seyircisiz oynandı. Taraftar Kadıköy'deki 4 maçtan 1'ine gidemiyor. Ve bu maçların ikisi ezeli rakibimiz Trabzon ve Beşiktaş'a, diğer ikisi de Avrupa Kupası maçı. Kombine alan taraftar bu kadar zarara girerse gelecek sezon nasıl kombine satılır bunun da hesabını yönetim yapsın bir zahmet.

4 Şubat 2013 Pazartesi

Sivas maçında ne eksikti


Fenerbahçe Sivasspor karşısında neyi eksik yaptı?
Mücadele yeteri kadar iyi değil miydi?
Takımı dikine oynamadı?
Kanatları kullanmadı mı?
Pozisyona giremedi mi?

Fenerbahçe Sivasspor karşısında hepsini yaptı. Mükemmel oynamadı, Kuyt ve Meireles beklenenden uzaktı ama takım kazanacak futbolu oynadı. Üstüne bir de penaltı buldu, atamadı.

Sivasspor çok da iyi futbol oynadı. Buna rağmen top devamlı rakip kaledeyken, sayısız korner vuruşu kazanılmışken skor üretilemiyorsa futbol şansından öte başka bir yere bakmak lazım.

Fenerbahçe bu sezon ön direk organizasyonu dışında kornerden gol atabildi mi? (Ben hatırlamıyorum, hatırlayan varsa uyarabilir).

Peki Fenerbahçe bu sezon Beşiktaş ve Galatasaray'ın neredeyse her maç attığı gibi tek pasla santraforu rakip kaleciyle kaç kere karşı karşıya bırakabildi?

Nurullah Sağlam Hayatım Futbol'a verdiği röportajda şöyle diyor; "İstatistiklere bakın dünyada yenilen gollerin en az yüzde 50’si topu rakibe kaptırdıktan sonraki ilk 7 saniyede içerisinde yenilen gollerdir." (bkz: Nurullah Sağlam / Hayatım Futbol)

Çabuk çıkmak için illaki Selçuk İnan'a ihtiyacınız yok. Veli Kavlak, benim bu yaştan sonra balet olma ihtimalinden hallice şut yüzdesine sahip. Ama kapıyor, sağdan kaçan Holosko'nun önüne bırakıveriyor.

Fenerbahçe dün çok koştu, mücadele etti, pozisyon buldu, penaltı kaçırdı, şu, bu eyvallah ama bir kere olsun hızlı çıkmadı, tam 17 kornerden yararlanamadı, sanırım 4-5 tane de tehlikeli olabilecek faul atışından yararlanamadı.

Alex demeyeceğim, demem de o devir kapandı. Lakin duran topları iyi kullanabilen, tek pasla santraforu pozisyona sokabilecek ve forveti çoklayacak bir oyuncusu olsa yenilen gole rağmen ilk yarı bitiminde maçı koparırdı.

Belhanda (veya bir benzeri) bu yüzden gelmeliydi.

18 Ocak 2013 Cuma

Belhanda gelmeli


"Galatasaray Sneijder'i alıyor, Fenerbahçe yönetimi ayakta uyuyor!!!" diye kampanya başatılsa imzamı atarım. Hayır, aslında Galatasaray'ın Sneijder'i alıp almaması bir Fenerbahçeli olarak beni pek alakadar etmez (Ama futbolsever olarak memnun olurum). Lakin Fenerbahçe'nin Belhanda'ya ihtiyacı var. Belhanda, 'Ha o, ha bu' diye nitelendirilecek bir futbolcu değil. Sevgili Salih Demirci (nam-ı diğer Noat Samisa), Hayatım Futbol'a harika bir Belhanda analizi yaptı, okumalısınız: http://www.hayatimfutbol.com/2013/01/11/en-iyilerin-mayasina-sahip-younes-belhanda/

Aynı sayıya ben de Belhanda'yı Fenerbahçe için değerlendirdim. Her ne kadar Abdullah Kiğılı 'çok para' dese de Belhanda bu paraya değer. Lafı da fazla uzatmadan neden Belhanda'yı almamız için önce Salih'in yazısını okumanızı, sonra da aşağıdaki yazıyı okumanızı öneririm.

Fenerbahçe'nin Belhanda'ya ihtiyacı var


Avrupa’nın en iyilerine oyuncu yetiştirmeyi misyon edinen Fransa futbolu, Aykut Kocaman’ın Fenerbahçe’de göreve başladığı günden beri göz hapsinde. İzliyor, izlettiriyor, Fenerbahçe’ye faydalı olabilecek isimlerin peşine düşüyor. İlk yıl Niang ve Dia’yı, ertesi yıl da Sow’u Fenerbahçe’ye kazandıran Kocaman’ın şimdiki hedefinde Younes Belhanda var.

Alex’in gidişi sonrası yalancı bahar yaşayan Fenerbahçe sonralara doğru düşüşe geçti ve lig yarışının 6 puan gerisinde kaldı. 7 yıldır işler kötü gittiğinde Alex’in yanlarında olduğunu hisseden sadece taraftarlar değildi. Aynı zamanda Brezilyalıyla oynayan futbolcular da onun varlığından mutluydu. Umudun olmaması için hiçbir neden yoktu. Bir serbest vuruş veya bir korner, Alex de sahadaysa umudun habercileriydi.

Bir Alex değil ama olabilir
Alex’in her günü planlı, programlı. Eve gittiğinde moralini düzeltebilecek 3 tane şirin evladı ve arkasında milyonlarca onu destekleyecek taraftar vardı. Bu taraftan bakıldığında Belhanda bizlere bir Alex performansını garanti etmiyor. Ondan daha ilk senesinde takımı sırtlaması, her kötü anda sahneye olmadık yerde çıkıp filmin mutlu sonla bitmesini istemek biraz zor olur. Fakat Faslı oyuncunun bu kabiliyetleri var. Daha 22 yaşında, mental olarak kendini geliştirebilir.

Cristian’ı kulübeye hapseder
Alex sonrası takımın sistemiyle çok fazla oynamayan Kocaman, forvetin arkasına Cristian’ı yerleştirdi. Fenerbahçe için ‘Alex’siz ama Alex’li oynuyor’ çok da doğru değil. Hocanın tek istediği Alex’in temposundan daha üste çıkabilecek olan Cristian’ın hem hücumda yaratıcı olması hem de takım savunmasına fazladan katkı sağlaması.

Defansif bir oyuncu olarak başladığı kariyerinde deyimi yerindeyse saha içerisinde gidebileceği en uç noktaya kadar gitti. Libero başladı, orta saha oyuncusu olarak oynadı, kanat oyuncusu olarak A takıma çıktı ve şimdi 10 numara rolünde oynuyor. Ofansif bir oyuncunun sezgilerinde defans anlayışını barındırması büyük avantaj. Belki de büyük yeteneklerine rağmen çabuk kaybedilebilecek Arda Turan’ın Manisaspor’da sağ bek oynadığını ve Galatasaray’da sol açık olarak çıkışını gerçekleştirdiğini hatırlatmakta yarar var. Belhanda’nın taktik olarak Cristian’ın başaramadığı başarması büyük ihtimal gözüküyor. Ve o bir isyankar. Gördüğü kırmızı kartlar skora isyanında çıkmış olması negatif gibi gözükse de pozitif olarak değerlendirildiğinde takımı ateşleyebilir.

Kocaman jokeri sever
Kocaman joker oyuncuları seviyor ve zaten bu sezon sık sık da gördüğümüz üzere özellikle hücumda oyuncuların yerlerini değiştiriyor. Maça sağ kanatta başlayan Kuyt’ı 10 dakika sonra santrforda, bir 10 dakika sonra da sol kanatta görmek mümkün. Keza ayı şeyler Sow için de geçerli. Ve aynısı Belhanda için de geçerli olacaktır. Pek tabi ki Faslı oyuncunun tekniği, dripling özelliği, topa hakimiyeti, şut kabiliyeti de hesaba katılırsa Fenerbahçe’nin -devre arasını da hesaba katarsak- daha iyisini bulması pek mümkün değil.

Bu yazı Hayatım Futbol'un 64. sayısı için yazılmıştır 

19 Kasım 2012 Pazartesi

Caner'i asın!


Caner Erkin yemin billah ediyor, "Ben küfür etmedim. Veysel etti" diyor.
Veysel Sarı yemin billah ediyor, "Ben küfür etmedim. Caner'in de ettiğini duymadım" diyor.
Sonra kırmızı kartın küfürden değil, "Lan" kelimesinden çıktığı anlaşılıyor.
Sonra Veysel Sarı bir daha çıkıyor, "Bunu vermezsen neyi vereceksin lan" dediğini itiraf ediyor. Çocuk kendince küfür etmemiş ki... Ve bence de "Lan" küfür değil. Ayrıca Veysel Caner'in ağzından herhangi birşeyi duymadığını da yine aynı programda tekrarlıyor.
Daha sonra MHK Başkanı Zekeriya Alp televizyona bağlanıyor, Fırat Aydınus'un kendisine Caner'in "Bunu vermezsen neyi vereceksin lan" dediğini belirtiyor. Oysa Veysel birkaç saat önce başka bir televizyonda zaten itiraf etmiş bunu dediğini.
İddialardan bir tanesi de cümlenin "Has.ktir, bunu vermezsen neyi vereceksin lan" olduğu yönünde. Olsun farketmez.
Peki Fırat Aydınus kararı nasıl veriyor? Pozisyon bitiyor, arkasını dönüyor koşar adım orta sahaya koşarken birden o malum sözü duyuyor, arkasını dönüyor, kırmızı kartı Caner'e gösteriyor.

Caner ne "Lan" demiş ne de "Has.ktir" demiş.
Veysel "Lan" dediğini kabul ediyor. "Has.ktir"i kabul etmiyor. Belki de hatırlamıyor. Zaten ağzından "Lan" ve "Has.ktir" kelimeleri her daim çıkan yurdum insanı bunları dese bile hatırlamaz. 

Sonuç
Caner suçsuz. Fırat Aydınus hata yapmıştır ve 26. dakikada çok kritik bir deplasmanda Fenerbahçe'yi 10 kişi bırakan karara imza atmıştır. Caner'i suçlayanlar, "Kişiliği bu, yapsa da yapmadım der" diyenler var. Bir adamı sevmeyebilirsiniz. Ondan nefret de edebilirsiniz. Ona karşı önyargılı da olabilirsiniz. Ama o adamı yapmadığı şeyle lütfen suçlamayın, bir tekme de siz atmayın. Veysel'in itirafı ve Fırat Aydınus'un kırmızı kartı nasıl gösterdiğinin video görüntüsü ortadayken bu kadar da alçalmayın.

9 Eylül 2012 Pazar

Aykut Kocaman daha çok konuşmalı

Fenerbahçe Teknik Direktörü Aykut Kocaman dün gece Lig TV'de Maraton programına katıldı. Fenerbahçeliler olarak oturup büyük bir merakla izledik. Aykut Kocaman bu tip uzun konuşmalarda derdini net olarak anlatabiliyor. Şampiyonluk kazandığı dönemin o buhranlı devre arasında NTVSpor'a çıkmış ve aynı dünkü gibi derdini net olarak anlatmıştı. Muhakkak verilen mesajlar oyuncularında kulağına gidiyor. Hatırlarsanız o dönem Güntekin Onay'ın "Brezilya Milli Takımı'nda oynayan Andre Santos Fenerbahçe'de neden forma giyemiyor" sorusuna verdiği cevap şampiyonluğu getiren en önemli cevaplardan: "Brezilya Milli Takımı'nda oynayan bir oyuncu neden Fenerbahçe'de oynayamıyorun cevabını en iyi Andre Santos verir."

Öncelikle bir soruyla başlamak gerek; Aykut Kocaman'ın samimiyetine inanıyor musunuz? Bazen içi derin, düşünülmesi gereken ve karşı tarafı hedef alan çok şey söyleyebiliyor ama genel olarak ben samimi olduğuna inanıyorum.

Antrenör takımı

Kocaman, program boyunca en çok 'antrenör takımı' kelimelerini vurguladı. Aykut Hoca iş ahlakı üst düzey olan birisi. Oyuncusunun da kesinlikle böyle olmasını istiyor. Özellikle bu sezon alınan oyuncuların ortak özelliği saha içindeki oyun karakterlerinin aynı olması. Egemen, Kuyt, Meireles, Mehmet Topal ve Hasan Ali mücadeleden kaçmayan yapıdalar. Aykut Kocaman'ın karakteri bu, inandığı doğru bu.

'Antrenör takımı' tümcesine verdiği örneklerden biri de medyanın etkisi üzerine. Milli takımın son Hollanda maçında da görüldüğü gibi tercihler hep eleştiri konusu. Burada hocaya katılıyorum ama; Abdullah Avcı'nın Selçuk İnan'ı oynatmaması örneğini verdiği gibi kendisi için yapılan Alex ve Cristian eleştirileri de (Geçen sezonki Emre'yi kadroya almayışı da) bir örnek. O zaman Aykut Kocaman daha çok konuşacak. Neden oynatmadığını daha net bir şekilde ifade edecek. 'Benim tercihim bu yönde oldu, sorgulamayın' diyerek geçiştirmeyecek, daha şeffaf olacak. Çünkü büyük oranda böyle geçiştirdi. 3 kişi bu açıklamadan tatmin olduysa 7 kişi olmadı, speküle edildi.

Koşu mesafesi

Aykut Kocaman takımın koşu mesafesini çok önemsiyor bu çok net ortada. Geldiği günden beri mücadele, mücadele, mücadele diyor. Bunu da Avrupa Ligi rakibimiz B.M'Gladbach'ın takım halinde maç başına toplam 130 km mesafe katettiğini, Fenerbahçe'nin ise Spartak Moskova maçında 113 km katettiğini örnekleyerek verdi (Yine Kocaman'ın notlarına göre 2003 yılında ortalama 97 km, geçen sezon da 99 km mesafe katetmişiz. Neden 2003'ü söylediğini tahmin edersiniz).

Devre arası veya maç sonunda tv'ye yansıyan koşu mesafelerini çok umursamam. Çünkü önemli olan verimdir, önemli olan topu koşturmaktır. Barcelona topu koşturuyor artı kendisi de koşuyor. Bir dönem biz topu koşturuyorduk. Bu da bize Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final bile getirdi. Ama özellikle son haftalarda biz koşsak da topu koşturmakta büyük sıkıntı çekiyoruz. Topu koşturmak için sadece iyi oyuncular değil, ahenk de gerekli. Bu ahengin yakalandığını söylemek zor.

Bu konudaki bir diğer mesele de kondisyon seviyesi. Mücadele ettiğimiz Avrupa ekipleri de aynı tempoda oynamak zorunda. Aykut Kocaman ki İstanbulspor dönemini iyi hatırlarız sezona iyi başlayan ekipler yaratan bir hoca ama Fenerbahçe'de durum tam tersi. Sezon başı tüm sezonun geleceğini etkiyor. O zaman biz sezon başında da sezon ortasındaki kadar diri bir takım olmalıyız, yüklemeyi buna göre yapmalıyız. Kocaman aynı programda bakın ne diyor, "Futbolda taktiksel olarak herşey denendi, geliştirildi. Artık yapabileceğimiz tek şey fizik gelişim. Bunu da Amerika'dan, Avrupa'dan öğreniyoruz." Soru şu; Madem öyle rakibimiz Amerikalı bir kondisyoner getiriyorken biz neden getirmiyoruz?

Sonuç

Transferler ve Alex hakkında söylediklerine pek girmek istemiyorum. Alex sorununun Kocaman kaynaklı değil, yönetim kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Gürcan Bilgiç'in yazısı fikir verecektir.

Transferin içinse scout sistemine inanıyorum. Son gün transferinden hayır çıkmaz diye birşey yok ama şu transfer Haziran sonunda bitse, hazırlık kampında 1. öncelik olarak eksikler görülmese de sezonun planlaması yapılsa daha doğru olmaz mı? Şartları öne sürmek yerine bazı gerçekleri de kabul etmek gerek.

Aykut Kocaman'ın programdaki performansı kısmen beni tatmin etti. Felsefesini doğru aktarması önemli ama aynı şekilde sahadaki uygulamanın da başarılı olması şart. Ayrıca bazı konuların şeffaflıkla aktarılması, Aykut Kocaman'ın daha çok konuşulması zarar değil fayda sağlayacaktır.

20 Nisan 2012 Cuma

Aykut Kocaman ve altyapı

Dün, Nike Premier Cup U15 Türkiye Şampiyonası Süper Finali kura çekimine gittim. Orada Fenerbahçe antrenörü Engin Kabaş'la görüşme fırsatı buldum. Takımın durumunu sorunca ilk Aykut Kocaman'dan başladı söze...
Aykut Kocaman'ın gelmesi Fenerbahçe'de altyapıya inanılmaz tesir etmiş durumda. İki yıldır ne zaman altyapı meselesi hakkında birşeyler okusam, dinlesem, konuşsam en başta Aykut Kocaman'ın adı geçiyor. Gençler 'Aykut Hoca gelince oynayacağımıza inancımız arttı' diyor, hocalar da 'Aykut Kocaman'ın gelmesiyle destek arttı" diyor.

Bu son derece sevindirici ama bir gerçek de var ki Aykut Kocaman hala bir genci takımın içine sokamadı. Evet, kadroda var, olmak zorunda zaten ama rotasyonda bulunan yok! Geçen sezon Okan Alkan vardı, bu sezon Kayserispor'a verildi. Orada ancak takımın rotasyon oyuncusu oldu. Bu sezon Gökay İravul başlada forma şansı buldu ama o da sonradan kesildi.

Altyapı oyuncularının kiralık giderek kendilerini pek de geliştireceklerine inanmıyorum. Örnekleri de çok yok zaten. Hepsi özel ilgi istiyor. Fatih Terim bu sezon bizzat kendisi ilgilendi. Emre Çolak, Semih Kaya ve Aydın Yılmaz geçen sezonki görüntüsüyle ancak Süper Lig'de herhangi bir takımda belki oynar belki oynamaz (Semih Kaya'nın ikisinden de daha çok ümit verdiğini belirteyim) görüntüsü veriyordu.

Hazır sözleşme desteğini almışken ümit ediyorum ki Aykut Kocaman daha da fazla ilgilenir altyapı ile. Ne kadar iyi olduğunu bilmem ama kötü bir altyapımızın olmadığı kesin. geçen sezonki u15 yakımından 8 oyuncu milli takımda oynuyormuş. Bu sezon da henüz açıklanmadı ama Engin hocanın tahminine göre 7-8 oyuncu milli takıma seçilebilir.

Bu arada 2-3 hafta önce Cristian izin gününde kendi isteğiyle A2'nin maçına gitmişti. Engin hocaya onu da sordum, maçlara, antrenmanlara pek giden futbolcu olmuyormuş. İki haftada bir her yaş kategorisine birer oyuncunun ziyarete gidebileceği bir sistem oturtulabilir.

12 Nisan 2012 Perşembe

Semih oynamalı

29 yıldır Türkiye Kupası'nı kazanamayan Fenerbahçe hasretini 30 yıla çıkaracaktı ki sahneye Semih çıktı! En son 2 Şubat'ta Samsunspor deplasmanında oyuna giren 'nöbetçi golcü', iki ay aradan sonra Aykut Kocaman'ın son umudu olarak Kayserispor'a karşı bitime 8 dakika (!) kala şans buldu. Girer girmez de ceza sahasında etkili oldu, hem gol pozisyonu yarattı, hem kendi pozisyona girdi. Nitekim de uzatma dakikalarında Özer'in ortasına dokunan oydu, topu boş filelere göndermek Sow'a kaldı.

Aykut Kocaman'ın oyuncuları kadroya alış tarzı biraz farklı. İsimden öte başka şeylere bakıyor. Kocaman kriterlerini kısaca 'iş ahlakı' çervesinde özetliyor. Elbette gönül ister ki bir futbolcu kadroya girebilmek için antrenmanlarda kendini yırtsın, kaybettiği formasını geri kazanmak için herşeyini ortaya koysun. Ama bir şekilde de bu adamlara şans vermek, umut aşılamak gerekiyor.

Semih, süzme golcü. Adam golü kokluyor. Atamasa da ortalığı karıştırıyor, arkadaşları pozisyona giriyor. Evet, sezonun ilk devresinde kötüydü ama ikinci devrede de bu kadar arka plana atılacak bir isim değildi. Profesyonel kariyerinin tamamını Fenerbahçe'de geçirmiş Semih şansı hakediyor. Zira yapabileceklerini biliyoruz.

6 Şubat 2012 Pazartesi

İdareten galibiyet


Kötü maçtı. Takımla sadece 2 idmana çıkmış olan Sow'un ilk 11'de başlaması da hataydı. Senegalli ile bir ver-kaça girilmedi mesela. Bienvenu ile başlanabilirdi. Bienvenu deplasmanlarda kötü eyvallah ama Şükrü Saracoğlu'nda büyük koz. Mücadelesi ile defansı yıpratır, arkadaşlarına da koşu yolları açabilirdi.

Aykut Kocaman'ın derbi performansını beğenmedim diyeceğim ama bir bakıma da eli kolu bağlandı. Emre ve Gökhan'la 2 değişiklik hakkı kullanmak zorunda kaldı. maç 1-1'e gelseydi neler olurdu merak ediyorum. Şöyle ki 0-0'ken kontra ataklarda sıkıntı yaşadık. Beceriksiz Beşiktaş hücumcuları etkili olabilselerdi mağlup ayrılabilirdik.

Stoch son haftaların en formda ismi. Zamanla çok daha iyi olacak, o gelişimi gösteriyor lakin papaz her zaman pilav yemez. Hareketleri çokça ezber. Aman dikkat diyorum, bir kaç yıl sonra Hasan Şaş'ı izliyor olmayalım sakın.

Bir sürü eksiği olan Beşiktaş karşısında Fenerbahçe idareten kazandı. Galatasaray derbisi böyle olmaz. Play-off'lar hiç böyle olmaz. Sow'un bir an evvel takımla uyumlu hale gelmesi lazım. Bugün attığı gol de bu süreci hızlandırabilir.

Fenerbahçe 2 - 0 Beşiktaş
14' Yobo
90' Sow

2 Şubat 2012 Perşembe

Alex'siz denemeler


Eve gelip maçı açtığımda dakikalar 15'i gösteriyordu. O dakikaya kadar ne oldu, nasıl gol atıldı hiç bir fikrim yok. İzlediğim süre boyunca Fenerbahçe'nin ne yapmaya çalıştığını çözmeye çalıştım durdum. Ne var ki hiç birşey de anlamadım.

Aykut Kocaman bazen fanteziye fazla kaçıyor, ezberi bozuyor. Oysa yıllardır giden bir düzen var. Alex'in dinlendirilmesi gerekiyorsa -ister sevin, ister sevmeyin- Özer'in forvet arkasında oynatılması gerek. Stoch'un Bienvenu ile oynamasının pek de mantıklı bir açıklaması yok. Benim aklıma Nihat-Kovaçeviç işbirliği geliyor ama ne Stoch'tan Nihat olur, ne de Bienvenu'den Kovaçeviç.

Bir şeyler denenmez mi? Evet denenebilir ama artık deneme dönemleri geride kaldı. En kısa yoldan 3 puana erişmek düşünülmeli.

Miroslav Stoch, takıma geldiği günden beri en verimli futbolunu oynuyor. Lakin Alex'in yerine Bienvenu ile oynuyor olması onun doğasına da aykırı. Sol tarafta koridoru kullanmaya alışmış olan Slovak oyuncu, daha ortada olunca sağa sola koşturdu durdu. Hele ki ilk yarı boyunca bir an durduğunu görmedim. Zaman zaman toplar da kaptı ama onun yapması gereken pres daha çok hücum hattında rakibin oyun kurmasını engellemek adına olmalı.

60'ta Alex girdi, takım düzelir dedik, tık yok.Çünkü yine bir maceraya girişildi, Caner Erkin sağ açığa çekildi. Sol kanatta bugün pek faydası olmayan Caner'in sağda hiç mi hiç faydası olmadı.

Fenerbahçe koca 90 dakika yeni kurulmuş bir takım kıvamında oynadı. Oyuncular ve hatlar arası iletişim birbirinden çok kopuktu. Koşu yoluna atılan paslar ya geriye ya da çok öne düştü. Böylesine hatları birbirinden kopuk ve oyuncularının birbirlerinden bi haber futbolu 3 puan getirseydi sürpriz olurdu.

Galatasaray'ın evinde 2 puan bıraktığı haftada Fenerbahçe'de mağlup olarak 1 puan daha geriye düştü. Özellikle rakibin durup dururken kaynamaya başladığı şu dönemde sarı-lacivertlilerin ipleri eline alması gerek. Pazar günkü derbide beraberlik kurtarmaz, telafi için kazanmak şart.

Samsunspor: 3 - 1 : Fenerbahçe
Stoch 5'
Gekas 41'
Gekas 70'
Gekas 75'

21 Ocak 2012 Cumartesi

Erken gol, rahat maç

Kadrolar açıklandığında santraforsuz Fenerbahçe’nin Galatasaray maçında olduğu gibi 4-3-3 dizileceğini düşünüyorduk ama 4-2-3-1 dizilmeyi tercih etti Aykut Kocaman. Klasik geri dörtlünün önünde Cristian ve Emre, sağda Mehmet Topuz, solda Caner, forvette Alex ve arkasında Stoch…

Maçın başında Çubuklu’nun sahada daha çabuk hareket ettiği göze çarpıyordu ki 10. dakikada hiç beklenmedik bir anda kaleci Navarro büyük bir hata yaptı. Alex’in hafif tempoda idareten yaptığı preste golü atması da çok ilginçti.

Ekstradan gelen gol ve Fenerbahçe’nin istekli oyuna Kayserispor uzun bir süre karşı koyamadı. Önceki maçlardan farklı olarak hem Cristan’ın hem de Emre’nin rakip yarı alanda prese katılması sarı-kırmızılıları çok bozsa da Fenerbahçe, hücumda pas alışverişlerinde hata yaptı. Bulunan 2 pozisyonda da kaleci Navarro iyi çıkardı.

İlk yarının son 15 dakikasında ise Kayseri baskıyı kırdı. Fenerbahçe kendi yarı alanından çıkmakta zorlanırken, zaman zaman da pozisyon verdi.

İkinci yarıda Caner ile Stoch yer değiştirdi. Göbekte oynayan Stoch yılların verdiği alışkanlıktan olsa gerek içgüdüsel olarak sık sık sola kayıyordu. Bu değişiklik Fenerbahçe’ye akıcılık kattı diyebiliriz.
Defansif olarak Cristian ve Emre’nin hücuma çıktığında arkada bıraktığı boşluk problem olmak üzereydi ki 67’de Alex’in penaltısı geldi. Her ne kadar Stoch’un içeriye çevirdiği topta penaltı oluşsa da pozisyonun esas oluşumu Alex’in ara pasındaydı. Sonrasında sinen Kayserispor’a karşı Fenerbahçe daha rahat bir futbol sergiledi. Stoch’un artık klasikleşen sol taraftan aldığı topla önün boşaltıp attığı gollerden biri daha gelirken, 90’da Bienvenu perdeyi kapattı.

Neticede kazanılan 3 puan ve 4 gollü galibiyet moral açısından çok iyi lakin Alex’in en uçta oynadığı 4-2-3-1’i tartmak adına yanlış bir maç. Erken gelen gol işleri kolaylaştırırken, esas olarak zorlu bir mücadelede Fenerbahçe’nin tıkandığı andaki kilidi nasıl açmaya çalıştığını gözlemek gerek.

14 Ocak 2012 Cumartesi

Lefter'e saygı

Uzun zamandır bloga yazmıyoruz ama Lefter bu dünyadan göçüp gidince iki kelam etmek gerekir.

Bir sürü üstad varken Lefter Küçükandonyadis'i anlatmak benim haddim değil lakin Fenerbahçe taraftarı olarak yönetimden 2 tane isteğim var.

Birincisi; 10 Şubat 2008'de Manchester United, Busby'nin Bebekleri olarak anılan kadronun uçak kazasına selam göndererek o gün kullanılan formayı giymişti. Pazartesi günü Manisaspor'la oynanacak olan mücadelede Fenerbahçe Futbol Takımı, Lefter Küçükandonyadis'in giydiği formayı giyerse çok anlamlı olur.

Hali hazırda zaten Feneriumlar'da bu formalardan satılıyor. Yeri gelmişken de yönetime formaları %50 indirime soktuğu için de teşekkür edelim. Ben haberi aldığımda netten satışı bitmişti.

İkincisi ve en önemlisi; Şükrü Saracoğlu olan stadımızın isminin Lefter Küçükandonyadis Stadı olarak değiştirilmesi... Bir kaç kişi bu öneriyi ortaya attığında pek itibar etmedim çünkü değişeceğine pek ihtimal vermiyordum. Ama bu konuda taraftarın sosyal medyadaki isteği beni umutlandırdı. Keşke değişse, keşke bizler Fenerbahçe Lefter Küçükandonyadis Stadı'nın yollarını arşınlasak.

Futbolda yönetici kısmı bugün var yarın yok. Elbette tarihe geçen büyük başkanlarımız da var lakin sahaların gerçek efendileri futbolculardır. Zemindeki tozu, toprağı yüzlerce kez yutmuş, yetmemiş, yüzlerce kez de rakiplere daha fazlasını yutturmuş Lefter Küçükandonyadis bunu hakediyor. Milli Takım meselesine girmemize bile hiç gerek yok. Sadece Fenerbahçe'ye kattıklarıyla bunu hakediyor.

İleride çocuklarımız Şükrü Saracoğlu kimdir diye sorduğu zaman anlatılır edilir ama malumunuz meseleyi de -yazmaya elim varmıyor- es geçmeyiz. Onu anlatmaktansa Lefter'i anlatayım daha hayırlı.

Umarım yönetim taraftarın 'Fenerbahçe Lefter Küçükandonyadis Stadı' isteğini dikkate alır.

31 Ekim 2011 Pazartesi

Bir galibiyetten daha fazlası

Fenerbahçe'nin Karabükspor'u tek golle geçerek dört puanlık farkını sürdürmesi bir yana bugün oynadığı futbol ekstra alkışı hak ediyor. Henüz 6. dakikada Alex'in kırmızı kart görmesi uzatma dakikalarını da dahil ettiğimiz zaman koca bir 90 dakika sarı-lacivertlilerin 10 kişi oynayacağı anlamına geliyordu. Pek tabi ki tüm futbolcular fazladan koşarak eksik arkadaşının yerini doldurmak zorundaydı ve öyle de oldu. İkinci yarıda ise yorgunluk baş gösterdi. Lakin Karabükspor o kadar kötüydü ki Fenerbahçe'yi zorlayamadı. Her şeye rağmen hâlâ kaybetmemiş bir Fenerbahçe, daha da ötesi kaybetmeye tahammülü olmayan bir Fenerbahçe.

Caner'in formu
Sezon başından beri sürdürdüğü form ile göze batan Caner Erkin, bugün tam anlamıyla sahanın yıldızıydı. Sonu belli CSKA macerasının ardından ülkeye geri dönen Caner, önce Galatasaray'da sonra da Fenerbahçe'de pek ümit vermedi. Ne var ki her iki sezonda da sol bek olarak oynatılmıştı. Eleştirilerin başında iki yıldır sol bek oynamasına rağmen kendini geliştirememesi geliyordu. Son derece haklı bir eleştiri olmasına rağmen bazı oyuncuların çok da üzerine gidilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Her büyük takımda oynayan oyuncunun yıldız olması gerekmediği gibi öyle davranılması da gerekmez. Bazı şeyleri zorlamaya da gerek yok, herkesin kapasitesi belli. Caner takımın önemli bir rotasyonudur ve onu öyle görmek gerek.

Bienvenu'nün yeterliliği 
Alex olmayınca bazı oyunculara muhtaçlık da arttı tabi ki. Bunların başında Bienvenu geliyordu. Kamerunlu oyuncu bugün çok koşmasına rağmen eksik yönlerini iyiden iyiye fark ettirdi. Hücumda tek başına kaldığı zaman topu ayağında tutamaması, arkadaşlarıyla pas alış-verişlerine girememesi ve son vuruşlardaki eksikliği ileride başına çok büyük işler açabilir. Çubuklu forma altında oynayan santraforun kesinlikle kalifiye olması esas. Kaçırılan goller, yapılan bazı sakarlıklar baskıyı arttırıyor ve bir daha toparlanamayacak reddeye getirebiliyor. Bienvenu bugün çok rahat atabileceği bir golü adımlarını doğru atmadığı için kaçırdı. Hemen ardından gelen ve maçı kazandıran aşırtma vuruşu gol olmasa ilerleyen dakikalarda herkesin canını fazlasıyla sıkabilirdi. Mücadelesi takdir edilesi ama kendini geliştirmesi şart.

Ne dediler
@1VolkanDEMIREL: "10 kişi kaldıktan sonra mücadeleci, onurlu ve şerefli oyunumuz için takım arkadaşlarımı kutluyorum. Bu maç bize 3 puandan fazlasını kazandırdı"

Emre Belözoğlu: "Beşiktaş’tan da iyi oynadık. İyi oynadığımız dakikalarda gol yedik. Hemen hemen stres yapmayan Türkiye’deki tek takımız. 2-0 geriye düşsek bile maçı çevirebiliyoruz"

Aykut Kocaman: "Söyleyecek çok şey var, belki de hiçbir şey yok. Söylenecek şeyleri en güzel şekilde futbolcular sahada söylediler. Çok zor bir maçtan, başarıyla ayrıldılar"

28 Ekim 2011 Cuma

Beşiktaş 2 - 2 Fenerbahçe

İnönü'de muhteşem bir derbi izledik. Genelde ilk yarıdaki derbiler pek keyif vermez ama Beşiktaş'ın kötü bir oyun sonrası kaybedecek çok şeyi olması maça çok iyi hazırlanmasını sağlamış. Fenerbahçe ise çok iyi oynamadı ama standardını ortaya koydu diyebiliriz.

Klasik dizilişi ile takımını sahaya süren Aykut Kocaman, "Bienvenü mü, Semih mi?" tercihinde Kamerunlu'yu kullandı. Eleştirilecek bir tercih değil lakin Simao'nun müthiş golü dezavantajları da beraberinde getirdi. Bienvenu hareketli, fizikili ve mücadeleci olmasına karşın Alex ile çok uyumsuz. Golden sonra oyunu sete çeken Fenerbahçe bu uyumsuzluk nedeniyle net pozisyonlar bulmakta zorlandı. Set oyunu oynamakta pek problem yok, sorun daha çok efektif olmakta. Kanattaki Caner Erkin'in harika oyunu takımın en etkili yönüydü. Bulunan pozisyonlar ve atılan golde de hep baş roldeydi solak oyuncu.

Sarı-lacivertliler için gerekli olan goldü ve 60'ta eşitlik yakalandıktan sonra kontra ataklarla Bienvenu'nün daha faydalı olacağını tahmin ediyordum. Hele ki Carvalhal, günün iyilerinden Mustafa Pektemek'i çıkarıp Almedia'yı alınca galibiyetten emindim. Aykut Kocaman ne yaptı? 64'te Caner'i kenara alarak herkesi şaşırttı. Kocaman, belki de çok yorulduğunu düşündü ama değişiklik erken geldi.

Fenerbahçe'nin yediği ikinci golde ise Simao'ya bir alkış daha gitti. NŞA geri gelmesine pek alışkın olmadığımız Simao bugün oldukça iyi hazırlanmış maça. Kazandığı top da bir an evvel Quaresma'ya ulaştı ve dengesiz yakalanan sarı-lacivertliler Almedia'nın kafa golüne engel olamadı. Oysa Pektemek çıkınca sevinmiştim değil mi? İşte yıldız farkı burada ortaya çıkıyor.

Cristian'ın son dakikada gelen golü, taraftarın maç bitmeden atkıları sahaya atması ve maçın başında müzeden tribüne olan çıkarma tarihe yazılır... Hikâyesi bol ve zevkli bir mücadeleydi. Hakem de son derece iyi yönetti. Her iki takımı da alkışlamak gerek.


Ne dediler
Aykut Kocaman: "Oyun anlayışı olarak beklediğimiz takım çıktı. Son maçlarda daha savunma gücü yüksek hareketli oyuncuları kullandılar. Böyle takım karşısında yapacağımız merkezden kaçıp kenarlara yönelmekti. Söylemeden yapamayacağım, Simao mükemmel bir gol attı"


"Oyuncu değişikliğindeki genel durumlardan birisi şuydu; Maç içindeki stratejimiz anlayışımız, oyunu daha fazla kenarlarda oynamaktı. Kenardaki oyuncuları tercih etmemin temel nedeni buydu. Stoch ile ivmeleneceğimizi hesaplamıştım. Oyuna bütünüyle bakıldığı zaman değişikliklerde çok istediğim gibi olmadı"


Carlos Carvalhal: "Bizim baskı kurup, pozisyon bulduğumuz zamanlar da vardı. Bazı periyotlarda da Fenerbahçe bize karşı baskı kurdu ve pozisyon buldu. İki büyük takım arasında eşit bir şekilde geçen bir maç oldu"


"88. dakikaya galip girip, sonrasında da konsantrasyon hatasından 1 gol yemek bizi çok üzdü"

2 Ekim 2011 Pazar

Biraz şans, biraz gerçek

İki ayrı devrede, iki ayrı Fenerbahçe izledik. İstanbul Büyükşehir Belediyespor'un bu sezon yaptığı çıkış muazzam. Zor maç olacağı bekleniyordu ama tahminlerin çok ötesinde bir 90 dakika izledik.
Fenerbahçe klasiğinden farklı bir anlayış ile çıktı sahaya. Geri dörtlü Orhan-Bekir-Yobo-Ziegler ile kurulurken orta sahanın sağında Gökhan Gönül, solunda Stoch, göbeğinde de Mehmet Topuz-Cristian ile dizildi. İleride ise Alex ve Semih vardı.
Önceki maç yazılarımızda Emre'nin olmaması sebebiyle orta sahada yaratıcılıktan uzak kaldığımızı vurgulamıştık. Bu nedenle Mehmet Topuz'un göbeğe çekilmesinde hiç bir sorun yok ama Gökhan Gönül'ün sağ açıkta olması işleri ters yüz etti. Öncelikle Mehmet Topuz ile Gökhan Gönül'ün farklı iki kenar oyuncusu olduğunu vurgulamak lazım. Topuz, sürekli içeri kat eden tipte bir oyuncu. Hücum varyasyonlarında arkasından gelen sağ bekin önünü açar, verkaç organizasyonlarında bulunur, zaman zaman da Alex'in arkasını toplar. Gökhan Gönül ise klasik çizgi oyuncusu. Tüm sağ koridoru kullanmayı sever, önündeki sağ açığın yardımıyla çizgiye kadar iner. Bugünkü sağ kanatta ne Gökhan, Mehmet Topuz'un yaptıklarını yapabildi ne de Orhan Şam, Gökhan Gönül'ün yaptıklarını. İki bek orjinli oyuncu oynamasına rağmen koordinasyon sağlanamadığı için sağ kanattan çok pozisyon verdik, tümüyle randımansız bir 45 dakika izledik. Günah keçisi olarak Orhan Şam'ı göstermek yersiz çünkü önündeki isim de kendine düşen vazifeyi yapamayacak türde bir oyuncuydu. Aykut Kocaman maç sonunda sağ kanadı şöyle açıkladı: "5 Ağustos'ta başlayacak olan lig 9 Eylül'de başladı. Beş haftalık maç trafiği ortadan kalktı. Bununla beraber 34 maç oynayacaktık 40 maça çıktı. Dolayısıyla daraltılmış bir süre ve fazlalaştırılmış maç sayısı... Ben dahil bütün teknik adamlar çeşitli yerlerde kullanabileceğimiz oyuncu sayısını arttırmaya çalışıyoruz". Üzerine söylenecek laf yok lakin ilk yarı gol yemediğimiz için şanslıyız.


Doğru hamle skoru getirdi
İkinci yarıda değişiklik geldi. Sezer-Orhan değişikliği ile Topuz sağ kanada atıldı, Gönül de beke çekildi. Bir diğer değişiklik de Semih-Bienvenu arasında oldu. Semih sezona kötü başladı. Çok ağır ve isteksiz. Bir an evvel toparlanması gerek. Bu iki değişiklik ile silkinen Fenerbahçe anında fark ettirdi ve 47'de Stoch'un geçen yıl yine İBB'ye attığı golün bir benzeri atarak çubukluyu öne geçirdi. 13 dakika sonra Cristian, Bienvenu ve Alex'in tiki-takaları ile ikinci gol, 70'te de Stoch'un sol kanatta yerden kestiği topla Gökhan'ın golü geldi. Sezer'in de orta sahadaki yeterli oyunu sayesinde ikinci yarıda sarı-lacivertliler hem pozisyon vermiyordu, hem de çok rahat rakip kalede tehlike yaratıyordu. 80'de kaybolan konsantrasyon iki gole mâl olurken Cristian, skoru teyit etti.
Gerçek şu ki Fenerbahçe ligin en oturmuş takımı. Önemli eksiklerine rağmen 5 maçta 13 puanı hanesine yazdırmayı başardı. Sahada başa çıkmak gerçekten zor. Özellikle İBB gibi sezona çok flaş başlamış, aynı sarı-lacivertliler gibi istikrarlı bir takımdan daha fazlasını da beklerdim ben. Burada da Fenerbahçe'nin gerçekleri giriyor devreye. Klasik Stoch şutu ve çabukluğu, bir an orta alanda rahat bırakılınca yapılan verkaçlar...  
Maçın yıldızını seçmek zor. İlla birini söylemek gerekirse Stoch diyelim. Bu sezon ilk kez sahada yer aldı. Hatta yeni forma numarasını görünce "Aa evet bu sezon 9 giyecek" bile dedik. Hataları vardı ama elinden geleni yapmaya çalıştı. Maç sonunda 1 gol, 1 asist yazdırdı hanesine. Cristian'ın giderek artan performansı da dikkate değerdi. 

17 Eylül 2011 Cumartesi

İşler tıkırında


Çok özlediğimiz çubukluya geçen hafta Orduspor karşılaşmasında kavuşmuştuk. Kadıköy'deki sessiz maçta kazanılan 3 puan mutlu etse de ortaya koyulan oyun pek tatmin etmemişti. Gaziantepspor maçı ise Fenerbahçe'nin gücünü görme açısından önemli deplasmandı ve sonucu fazlasıyla merak ediliyordu. Sarı-lacivertliler geriye düştü, güzel oyun ortaya koydu, üç gol attı, bir penaltı kaçırdı ve maçı da kazandı.
Fenerbahçe'yi geçen yılla karşılaştırırsak en büyük artının sistemin artık daha iyi işlediğini söyleyebiliriz. As kadrodan Serdar Kesimal, Gökhan Gönül ve Emre yoktu. Bunların yanında sağ bek yedeği Orham Şam da eksikler arasındaydı. Buna rağmen sistemin işlemesi için asgari gayret ve futbol ortaya kondu.
Emre'nin vazifesini üstlenen Cristian iki maçtır iyi sinyaller veriyor. Pek tabi ki Emre'nin performansını vermesi imkansız. Zaten geçen iki yılda Brezilyalı'daki şikayet toplu oyuna fazla katılmaması, sadece defansif anlamda takıma destek olmasıydı.
Caner Erkin maç boyu çok top kaybetti ama çalışkanlığı ile hatalarını örtmeye başardı. İkinci yarıda golün de gelmesiyle bu sefer orta sahada göbeğe çekildi. Fena değildi ama daha iyisi olmak zorunda.
Mehmet Topuz'un sakatlanmasıyla oyuna giren Uğur Boral, sağ kanatta görev yaptı. Hazırlık kampını çok iyi değerlendirdiğini biliyoruz. Bugün çok etkili olamadı. Gerek mevkisini yadırgaması, gerek de arkasındaki bekin hücumcu olmayışı onu zora soktu. Bekir'in daha çok ileriye çıkıp çizgiye inmesi gerekiyor ki ancak o zaman Uğur'un içe katetmesini bekleyelim. Yine de asgari hücum performansını sergiledi. Devamlı burada düşünülecekse ileride mutlaka daha iyi olacaktır.
'Küçük Uche' Yobo'dan sonra Bienvenu için de 'Küçük Niang' yakıştırması yapabiliriz. Sol kanattan defansın arkasına sarkması bir yana zaman zaman dar alanda bileklerine olan hakimiyeti oldukça umut verici. Bienvenu hırsı ve gelişime açık olmasıyla Senegalli'yi bu sezon aratacak gibi durmuyor.
Lugano ve Serdar Kesimal'ın eksikliğinde formayı kapan Bilica için de bir parantez açmak gerek. Geçen yıla oranla bir hayli toparlanan Bilica, ilk sezonundaki perfonsını sergiliyor. Mücadelesi, fiziğini kullanması ve çabukluğu ile alkışı hak edenlerdendi.
Tüm bunların yanında kilit isim Alex. Kaptanın olmaması bu takımdan çok şeyler götürür. Saha içinde tam bir liderlik görevi yapan Brezilyalı, arkadaşlarını yönlendiriyor, bir bakıma girdiği pozisyonları da kendisi hazırlıyor.
Fenerbahçe ikinci yarıda, geçen sezon da öne geçtiği bazı maçlarda denediği 4-3-3 sistemine döndü. Burada Selçuk-Cristian-Caner üçlü orta sahayı oluştururken Bienvenu-Alex-Uğur da forvet hattını oluşturdu. Defansif anlamda kesinlikle Fenerbahçe çok iyi. Yenilen gol duran top. Onun dışında da 2-3 pozisyon dışında tehlikeli olamadı Gaziantepspor. Sarı-lacivertliler genel anlamda eksik oyuncularından dolayı hücumda yaratıcılığını ortaya koyamıyor. İkinci golden sonra 4-3-3'e geçilmesi ataklarda daha da akıcılık sağladı da diyebiliriz.
Fenerbahçe malumunuz soruşturma yüzünden çok yara aldı. Ama bir o kadar da kenetlendi, hırslandı. Asla ligin peşini sene sonuna kadar bırakmayacaktır. Görünen o ki ligin de en büyük favorisi.

Gaziantepspor :1 - 3: Fenerbahçe (Olcan / Alex(2), Bienvenu)

(Bundan sonra maç yazılarının sonunda futbolcuların tweetlerini de ekleyelim. Kesinlikle kulak verilmesi gereken ilginç yorumlar çıkıyor)
Gökay İravul: Seriye devam :)
Alex: Mutluyum! 2 hafta, 2 galibiyet, 2 gol ve bugün 300. maç. FB taraftar çok teşekkürler
Bekir İrtegün: İşte budur! İki senedir galibiyetim yoktu Antep'te. Teşekkürler arkadaşlar, ayağınıza sağlık :) (diğer tweet): bu arada adamlık zor bir zanaat olsa gerek! Kimseye hak ettiğinden fazla değeri görtermemeli!
Volkan Demirel: Yürek insanın iç organı olarak bilinse de, aslında yürek uzatılan eli mağlubiyetten sonra da sıkmaktır.
Selçuk Şahin: Seri katil en son Antep'te görülmüş. Salı günü kadıköy civarlarında olacağı söyleniyor, herkesin dikkatine :)
Uğur Boral: Fenerbahçe takımının şampiyon olmak için dış etkenlere bugüne kadar ihtiyacı olmamıştır. Bunu bu sene herkese göstericez!
Fabio Luciano: Fener galip. Çok iyi gün!

29 Ağustos 2011 Pazartesi

Açıklama bekleyen yaprak dökümü

Yaprak dökümü başladı. Lugano'nun PSG'ye transferinden sonra Andre Santos da Arsenal'in yolunu tuttu. Sırada Katar'dan teklif alan Niang var. Sonrasında da belki Stoch, belki Dia ve -maalesef- belki Gökhan Gönül...
Ali Koç'un açıklamalarına göre maddi açıdan büyük sıkıntı yaşıyoruz. Borsadaki hisselerimiz düşüyor, Avrupa Kupaları'na katılamadığımız için ek gelirler gelmiyor, vs... Olayın pek para boyutundan anlamam. Hadi diyelim ki geçen yılki gelirlerimiz yüzde 50 düştü. Peki bunu çıkarmak için takımın en iyi 4-5 oyuncusunu satmak mı gerekir? Kaldı ki birçok oyuncu yaşanan bu süreçte fedakarlık yapmaya hazır. Sarı-Lacivert renklere gönül verenler bu ülkede kulübüne en çok gelir sağlan taraftar grubu. Süreçle birlikte bu gelirler daha da artıyor. Bir bakıma taraftar da fedakarlık da bulunuyor.
kafamda bazı sorular var ve cevabını çok merak ediyorum. Daha fazla para edecek futbolcular varken, 3 milyon euro'ya Lugano satılıyorsa şu soruyu da sormak zorundayım; Fenerbahçe küme düştü de haberimiz mi yok? Futbolcular daha da ucuza gitmesin diye tasfiye şimdiden mi yapılıyor?
Juventus küme düştüğünde Pavel Nedved, "Eğer bir takım küme düşerse futbolcular gider, adamlar kalır" demiş ya, ben o kadar acımasız değilim. Endüstriyel futbolda futbolcular babalarının hayrına Fenerbahçe'de oynamıyor. Andre Santos'un da, Lugano'nun da, Stoch'un da, Dia'nın da, Niang'ın da, vs, vs, bu kulübe bir geliş sebepleri var. Niang daha fazla para kazanacağı için gelmiştir, artık veremeyiz, isterse gider. Stoch burada bir çıkış yakalayıp daha büyük bir kulübe gitmek için gelmiştir, bu dakikadan sonra minimum iki sezonu heba olacaktır, o da gidebilir. Sebepler sayılır durur, her futbolcu için de mantıklı bir sebep bulunur. Kala kala sadece Fenerbahçe aşkıyla oynayan futbolcular kalır. O da bizlere yeter. Biz zaten Fenerbahçe aşkı ile izlemiyormuyuz maçları. Bu futbolcuları izlemekten daha büyük bir zevk var mı?
Artık çok sıkıldık. Bir an evvel sahada çubukluyu görmek istiyoruz. Belki Spor Toto Süper Lig'de, belki de Bank Asya 1. Lig'de, farketmez. Tek dileğim birilerinin açıklama yapması ve kamuoyunu bilgilendirmesi.
Unutmadan ekleyeyim, bu sezon komplekslerden arınmış, salt başarılı olmak için kurulmamış bir takımı uzun yıllar sonra izleyeceğim için de heyecanlanıyorum.

22 Temmuz 2011 Cuma

Afyon yoksa eğer...


Nereden başlanmalı, nasıl devam etmeli bilmiyorum. 3 haftadır basın şike yazıyor, biz de okuyoruz, konuşuyoruz. Blogda değinmedik bu konuya. Çünkü bugün bir şey yazsam yarın başka bir şey çıkacak ortaya. Galiba farkında değiliz ama bayağı bayağı yokuş aşağıya gidiyoruz. Belki bugünkü Shakhtar maçıyla farkına varmışızdır.
Nasıl ki yöneticilerin hırsları bazı yanlış yolları izlemesine yol açıyorsa aynı şekilde gazetelerin tiraj, gazetecinin de isim yapma hırsı aynı şekilde yanlış yapmalarına yol açıyor. Fenerbahçe taraftarının medyaya gösterdiği tepki çok normal. Takım sahaya "En büyük delilimiz alın terimiz" pankartı ile çıkıyorsa, TFF soruşturma gizli elimde delil yok, işlem yapamıyorum diyorsa, gazetelerde çarşaf çarşaf sözümona gizli soruşturmanın gizli belgeleri yer alıyorsa ve tüm makamlardan önce cezayı bizzat basın kesiyorsa tepki olur arkadaş. Üzüldüğüm nokta foto muhabirleri. Onların suçu yok, sadece fotoğraf çekecekler. Tepkinin kaba kuvvet yönünü hep foto muhabirleri görüyor. Çünkü işleri gereği ortada en çok gözüken onlar. Haber Türk Gazetesi'nin yaptığı gazeteciliğe sığar mı bilmem ama insanlığa sığmadığına hem fikirizdir umarım.
Bugünkü olaylar göstermiştir ki bir an evvel soruşturma neticelendirilmeli, adalet yerini bulmalı. Ha bu ülkenin adaletine ne kadar inanırsınız o ayrı konu (Açıkçası ben yıllar önce güvenmeyi bıraktım. Fare dağa küsmüş dağın haberi olmamış derler ya benim ki o hesap). Eğer ki bu teker böyle dönmeye devam ederse ortamın daha da berbat olacağı aşikar. Taraftar takımının şike yapmadığına inanıyor. 3 haftadır lastik gibi çekiştirirsen bu konuyu varsa bile inandırman çok zor. Mesele olaylar ne kadar uzarsa o kadar büyüyeceğe benziyor. Bugün sahaya önce 1 kişi girdi, sonra 2 oldu, sonra 4, sonra 8, sonra 16, 32, 64, 128.... arttıkça arttı yani. Yarın onbin kişinin inmeyeceğini kim garanti edebilir? Bunun cezası var da kaçının çetelesini tutacaksın? Zor bir memlekette yaşıyoruz. Genel olarak herkesin türlü türlü bir sürü sıkıntısı var. Futbol kitlelerin afyonu değil miydi? Şahsen çoğu kez böyle unutmuşumdur dertlerimi. İtalya, ülkesindeki şikenin gölgesinde Dünya Kupası'na uzandı. O zamanlarda onların bir afyonu vardı. Bizim maalesef yok.

22 Haziran 2011 Çarşamba

Selçuk'un ve Cristian'ın yeterliliği

Sezon biter bitmez patlayan transferler ile iyice heyecanlandık. Sonrasında ortalık durulunca imdada basketbol yetişti ve Galatasaray Cafe Crown ile yapılan 6 maçlık mükemmel bir şampiyonluk serisi yaşandı. Sarı-lacivert pencereden bakınca herşey çok güzel gözüküyor. 5te5 ile ilgili birşeyler karalamak gerekirdi ama belki zamanla tek tük yazılarla buna değiniriz. Şu an sadece tebrik etmekle yetinelim.
Gürcan Bilgiç Aykut Kocaman ile röportaj yapmış (burada). Söz transfere gelince pek de taraftarı mutlu edecek görüşler yok. Aykut Hoca, "Selçuk Şahin ve Cristian Baroni çok tartışıldı. Bu takım Selçuk ile Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final oynadı. Cristian'ın kalitesine de güveniyorum. Orta sahamız yeterli" diyor. Ardından "Bu takım 17'de 16 yaptı. Müthiş bir performans gösterip gücünü belli etti. İlk 11'de sayacağımız her futbolcu, milli takımda oynuyor. 4-5 tane milli takım kaptanına sahibiz. Fenerbahçe oyuncularının kalitesinden hiç kuşkum yok, bunun tartışılmasına da izin vermem" diye ekliyor. 
İkinci yarıdaki 17/16 performansı büyük bir başarı. Futbolcuları, teknik ekibi, yönetimi öve öve bitiremeyebiliriz ama kritik maçların, kritik anlarında şansın hep bizim yanımızda olduğunu görmezlikten gelmek hata olur. Selçuk Şahin takımın en eskilerinden. Zirve performansını, dip performansını, büyük maç performansını, vs her türlü maçını izledik, neler verebileceğini çok iyi biliyoruz. Şüphesiz ki çok iyi bir alternatif ama takımı maalesef daha yukarılara taşıyacak, fark yaratabilecek bir pozisyonu yok. Cristian'ın ise iyi bir alternatif olabileceğini bile tartışabilirim. Hele ki yabancı kontenjanı göz önüne alındığında Selçuk bir adım daha öndedir. 
Emre bu sezonki performansıyla parmak ısırttı. Müthiş bir özveri ile oynuyor ama yeri geliyor onun da kötü performans sergilediği tabi ki oluyor. Muhtemel kart sorunu, yaptığı itirazlar nedeniyle zaman zaman oyundan düşmesi gibi eksileri var. Bu anlarda yanındaki ismin biraz daha hücuma destek vermesi gerekir. Cristian bunu asla kotaramıyor, Selçuk'un ise ne kadar kotardığı ortada. 
Aykut Hoca Lass Diarra'nın 15 milyon euro bonservisi olduğunu, 6 milyon euro da yıllık ücret istediğinden dem vurmuş. Takım içi dengelerin bozulacağından alınmasına karşı. Böyle bir transfere ben de karşı olurum. Zaten Lass dediğimiz adamın hâlâ top class takımlarda piyasası var. Gelmesi mucize olurdu. Aynı şekilde Moussa Sissoko'nun da gelmesi mucize. Bunlara takılmamak lazım. Bize gereken Selçuk'tan bir kademe üstün bir defansif orta saha (tabi mevcut sisteme göre).
Ücret konusuna gelirsek, Emre Belözoğlu bildiğim kadarıyla senede 3,5 milyon euro alıyor. Takımdaki diğer üstün meziyetli futbolcular da üç aşağı beş yukarı bu miktarları alıyor. Avrupa'da bu parayı kabul edecek ve Selçuk'tan daha meziyetli defansif orta sahalar mevcut. Röportajın başında Aykut Kocaman'ın verdiği Anelka örneği gibi taraftar da yıldız değil, etinden, sütünden sonuna kadar haz alacağı bir isim istiyor. Şu ana kadar transfer edilen yerli futbolcuların hepsi kadroya derinliği açısından çok önemli isimler. Lakin orta sahada fark yaratabilecek kalitede bir ismin alınması ziyadesiyle yararlı olur. 

27 Mayıs 2011 Cuma

Orhan Şam


Bir kaç yıldır ne sağ, ne de sol bek yedeği olmadan sezona başlıyordu Fenerbahçe. Gerçen yıl Andre Santos'un sezon başındaki umut vermeyen hâli sol bekte ilk yarı boyunca çok sıkıntı oluşturmuştu. Sağ bekte ise muazzam istikrarlı bir Gökhan Gönül olduğundan pek sıkıntı olduğu gözükmüyordu ama stoperden sağa çekilen Bekir'in orayı kotaramayacağı herkesçe de bilinen bir gerçekti. Okan Alkan'ın oynadığı iki maçın ardından kendini bozması Orhan Şam transferini gerekli kıldı. Bu da Okan'a bir ders olur umarım.
Fenerbahçe futbol yapısı itibariyle hücumcu bekle oynaması gerekir. Orhan Şam da hücumcu bek tanımının pek altını doldurmuyor lâkin hücumda çok etkisiz olduğunu söylemek yanlış olur. En büyük artısı güçlü olması. Stoper de oynayabiliyor olması diğer avantajı. Ben aslında malumunuz klasik stoperlerimizin topa hakimiyetleri nedeniyle bu tip beklerin stoperde değerlendirilmesini daha mantıklı buluyorum. Orhan, istikrarlı, çalışkan, efendi bir insan olması nedeniyle de forma mücadelesinden geri kalmayacaktır. Takıma mutlaka faydası olur. Hayırlı olsun.

26 Mayıs 2011 Perşembe

Emenike Fenerbahçe'ye, Selçuk Galatasaray'a

Merakla beklenen 2 transfer hamlesi üst üste patladı. İkisi de bu sezonun transferdeki en gözde isimleriydi. Emenike, Fenerbahçe için ilk etapta ekstra bir transfer olarak gözükürken, Selçuk İnan Galatasaray için gereklilikten öte zorunluluk diyebiliriz.
Emenike çok konuşuldu, yazıldı, çizildi. Geçen yıl bugün Süper Lig'e yeni çıkmış Karabükspor'un santraforu iken artık Türkiye'nin -bence- oynaması en zor kulübünde forma giyecek. Peri masalı olmasa da güzel bir çıkış Nijeryalı adına.
Eldeki mevcut santraforlara baktığımızda; Güiza'nın yolcu, Semih'in de sözleşme imzalamadığını belirtelim. Emenike'nin bonservisine verilen 9 milyon euro gibi bir rakam var (Ntv Spor'a göre 7 milyon euro+dört yıl içinde transfer olursa 2 milyon euro). Bence çok ciddi bir rakam. Bu vesileyle Semih'in de yolcu olabileceğini kestirebiliriz.
Ben Emenike'yi biraz da Maccabi Haifa'da parlayan ve Premier League'de oldukça başarılı olan Yakubu'ya da benzetiyorum (ki bu aralar düşüşte. Yaşı da 28 gözüküyor, yoksa..). Ligimizde fiziği güçlü santrafor her zaman ön plana çıkmıştır. Emenike'de bunun yanında gözardı edilemeyecek teknik ve hız da var. Nijeryalı'nın gerek Karabük gibi küçük bir şehirden çıkması, gerek tıkır tıkır işleyen bir sistemden gelmesi, gerek de Türkiye'de parlaması riskler içeriyor. Bir de malumunuz Afrika Kupası var. Kara Kıta'nın kış ayında düzenleyip tüm Avrupa'nın elini kolunu bağlayıp, intikam aldığı kupa. Bizde de Afrikalı sayısı 4'e çıkmış oldu. Yobo'nun da transfer edileceğini düşünürsek, Emenike ile birlikte Niang ve Dia da var.
İlk sezonlar, yeni yapılanmalar her zaman zordur. Aykut Kocaman, artık çok daha iyi tanıdığı, son aylarda inceden dizilişlerle oynamaya da başladığı takımında gelecek sezon sağlıklı bir rotasyon oturtabilirse Emenike'nin faydasını görür. Umarım başarılı da olur. Zaten Emenike tarzı bir adamın Fenerbahçe'de başarılı olması 9 milyon euro'yu çıkarması anlamına geliyor.

Selçuk İnan mecburi transfer
Çok kötü bir sezon geçiren taraftarı ancak Selçuk İnan kesebilirdi. Sezon içinde bir hayli trend olan BAM'ın ardından muhakkak ilaç gibi gelecektir. Galatasaray için her yönüyle rekabetin de içinde olduğunu göstermesi açısından da önemli. Kısacası bu transfer bir zorunluluktu. Gözüken o ki sarı-kırmızılılar da elinden geleni yapmış. Selçuk'a 5 yılda verilecek 18 milyon euro + maç başı ücreti konuşuluyor. Yani senede 4 - 4,5 milyon euro. "Aynı ücretle Fenerbahçe'ye imza atmasını ister miydin?" diye soran varsa; evet, isterdim. Olaya Selçuk cephesinden bakarsak; tüm kozlar sizde, bu parayı size Galatasaray vermiyorsa Fenerbahçe verir, Beşiktaş verir. Sonuçta bonservis gibi bir yükünüz de yok. Galatasaray açıkçası bu transfere mecburdu ve aldı. Eminim tüm Galatasaraylılar artık geleceğe daha umutlu bakıyordur.

not: Resmi sitenin açıklamasına göre Selçuk senelik 2 m euro + maç başına 15 bin alacakmış.