medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ocak 2011 Salı

El Bombastico: Ayazma - Neurosport


Gazoz Ligi fikstürü çekildiği anda iki tarafın ilk baktığı şey, birbirleriyle ne zaman oynayacakları oldu. Bu sebepten 8. haftanın önemi sonuçtan bağımsız olarak diğerlerinden farklıydı. Bu önem de son birkaç günde kendini ziyadesiyle gösterdi.

Öncelikle Bağış Erten'in haftasonundan başlayarak, normalde pek de sık kullanmadığı Twitter ortamında esip gürlemesi, sonrasında beklediğinin ötesinde gelen karşı ataklar, maçı bugüne kadar olduğundan çok ayrı bir havaya soktu. Özellikle Twitter kullanıcıları, Bal Porsukları'nın 2 gün boyunca sürdürdüğü kollektif PR çalışmasından haberdarlardır. Henüz haberdar olmayanlar ise Neurosport cephesindeki gelişmelerin kronolojisini, takımın resmi sitesinden takip edebilirler.

Pazar akşamından bu yana Neurosport'a gelen destekler hiç anımsanacak düzeyde değil. İlk olarak Mehmet Demirkol'un desteğini alan Neurosport, ilerleyen saatlerde bu kitleye Sine Büyüka, Burcu Esmersoy, Tuğba Dural, Ercan Taner, Irmak Kazuk, İbrahim Kutluay, Kaan Kural, Genco Boran, Murat Demiryas, Fuat Akdağ ve Efes Pilsen Basketbol Takımı'nın da
katılımıyla tahmin edilenin çok daha üzerinde bir desteğe sahip oldu. Son olarak gün içinde Banu Yelkovan, Uğur Vardan, Bener Onar ve Kanat Atkaya'dan gelen destek mesajları, zaten endişeye kapılmış olan Ayazma'nın, ne kadar büyük bir taşın altına girdiklerini farketmesini sağladı.





Günün önemli sürprizleri ise maçı Eurosport Türkiye'nin ve Sporx'in El Bombastico'yu haber yapmaları oldu. En enteresanını ise sona bıraktık tabi. İsmail Şenol ve Onur Erdem'in yoğun uğraşları, Efe Uysal ve Mert Aydın'a 1-0-2 stüdyosunda maçı yorumlattı. Uzmanların görüşü 0-0 biteceği yönünce ama uzmanlar da yanılır.

Bu akşam coşkuyu bizimle yaşamak isteyenler saat 23:00'de meşalelerini kapıp Fulya Şan Ökten Tesisleri'ne gelebilirler...



Let's go Honey Badgers!!!

21 Eylül 2010 Salı

Blog Spor

Hafta içi hergün 16:15-17:00 arası Sky Turk de Blog Spor programı var. Sunuculuğunu Begüm Kıratlılar'ın yaptığı, daimi yorumcu olarak spor müdürü Şaban Petek'in bulunduğu programda hergün bir blog yazarı da konuk oluyor. Geçtiğimiz cuma günü programda ben konuktum. Kendilerine buradan tekrar teşekkür etmiş olayım. İzlemeniz tavsiye edilir.

8 Eylül 2009 Salı

Tarihi Nasıl Kaçırdık? : Adana Demir - Livorno

Her şey şehir efsanesi gibi başlamıştı, Adana Demirspor Livorno'yu konuk edecekti ve biz de tarihi bir olaya tanıklık edecektik. Ne yazık ki şanslı olan 15.000 biletli seyirci dışında 70 Milyon nüfuslu ülkede bunu izleyebilen hiç kimse olmadı. Cuma günü bu ülkede tarihi bir maç oynandı ama futbolun her şeyiyle yankılandığı, her alanda konuşulduğu topraklarda bizim gibi futbolun peşinde bıkmadan usanmadan koşanların elinde hiç bir bilgi yok. Konuşacak bir şeye, yapılacak farklı yorumlara sahip değiliz. Dünya çapında ses getirmesi gereken, Türk futbol tarihinde bir ilk olan, modern futbolu rafa kaldırıp 1950'lerin, 1960'ların ruhunu yaşatan bu tarihi maçı kamuoyumuzun, Türk basınının ve medya kuruluşlarının işgüzarlığı ve ilgisizliği sayesinde izleyemedik. Elimizde DHA'nın 4-5 dakikalık görüntüleri ve kendi yayın kuruluşlarındaki birbirinin kopyası haberleri, NTV Spor'un bir kaç haberi ve çekimiyle Anadolu'dan Futbol'un yazarı Hüseyin'in yazıları var bilgi olarak. Cuma gecesi Türk futbolu için nasıl tarihi ve unutulmaz bir gece olduysa Türk spor yayıncılığı için de aynı oranda tarihi ve utanç dolu bir gece oldu bizce.

Öncelikle DHA ve NTV'nin hakkını verelim, canlı yayın yapmamış olsalar bile ileride bahsedeceğimiz gibi siyasi yönü olan böyle bir müsabakadan bizi haberdar etmek için verdikleri çaba da önemliydi. Özellikle NTV'nin canlı bağlantıları ve Bağış Erten'in oraya gitmesi tatmin ediciydi. Yenilsen De Yensen De'yi sunarken konsept olarak bu maçı temel almaları da zaten işi önemsediklerini gösteriyor. DHA da elindeki görüntüleri diğer yayın organlarıyla paylaştı, kendine bağlı olan bir kaç gazetede haber yaptı bunu. Çaba harcayanların emeklerine ve çabalarına saygımız sonsuz elbette ancak futbol tarihimizde bir ilki yaşadığımız bu festival gibi olayla ilgili tüm verileri 10 dakikada izleyip-okuyup bitiriyoruz. Bu kadar kısa sürmemeliydi bir tarihe tanıklık etmek.

Şimdi Livorno'nun Türkiye'ye gelişinin belli olmasından sonra aşama aşama yaşanan olaylara ve bir tarihin gözümüzün önünden nasıl kaçıp gittiğine bakalım.

O olaya tam anlamıyla girmeden önce şuna değinelim : İlk paragrafın sonunca "bizce" diye kişisel bir ifade kullanmış olabiliriz ancak bunu açmak gerekir. Düşüncemiz bu olsa da kişisel olarak değil, ülke genelinde de hayati önemi olan bir olaydı bu sonuçta. Türkiye'nin 3. kademe ligi olan TFF 2. Lig takımı Adana Demirspor, Avrupa'nın 3 dev liginden biri olan İtalya Serie A'dan bir takımı Türkiye'ye getiriyor. Bu olay sadece Adana Demirsporlular'ı değil, en büyük rakipleri Adanasporlular'ı ve stada giremeyen tüm Adanalılar'ı, Anadolu'da futbolun peşinden koşan tüm tribün emekçilerini, karşılaşan iki ekibin ortak noktası olan solcuları ve solcuların da siyasi arenada en büyük rakibi olan sağcıları da ilgilendiriyor. Maça ilginin ne kadar fazla olduğunu anlamak için İzmir'den Yalı'nın, İstanbul'dan Çarşı'nın, Ankara'dan Alkaralar'ın ve çeşitli yerlerden bir çok taraftar grubu üyelerinin tribünde yer aldığını hatırlatalım. Futbolu kıyısından köşesinden tutan herkes kendini bir de siyasete adayanlar için zaten bulunmaz bir nimetti bu maç.

Artık yayın konusuna geçebiliriz tamamen. Bu maçın oynanacağı kesinleştiği zaman ilk olarak Adana Demirspor ve NTV Spor arasında ufak bir görüşme oluyor. Anlaşmaya varılamıyor ilk aşamada. Tabii bu 2 yönü var, Adana Demirspor ve NTV olarak ayrı ayrı bakmak gerekiyor. Aslında ikisi de farklı açılardan aynı yola çıkıyor ama açıklamalardaki ufak farklılıklar ilginç tezatlara da sebep oluyor. Öncelikle NTV'ye sorduğumuzda NTV tarafından canlı yayın konusunda bir niyet olduğu, görüşmenin yapıldığı ancak anlaşmanın sağlanamayıp sonuçsuz kaldığı söyleniyor. Bu gelişmelerin ardından Adana Demirspor başkanı aynı zamanda bir Adanasporlu da olan Güntekin Onay'ı arıyor ve bu maçın yayını konusunda bir ricada bulunuyor. Araya başkaları da sokuluyor ancak NTV ikinci aşamada pek de niyetli olmuyor yayın konusunda. Kısacası "bakarız" deniyor ve geçiştiriliyor olay. Detaylı görüşüp de anlaşılamama gibi bir durum yok ortada ama devamında da konuşulan bir şey yok. Öylece askıda kalıyor kulüp ile NTV arasındaki görüşme. Olumlu sonuç alınamamasındaki sebebin mali konular mı yoksa maçın siyasi durumu mu olduğu konusunda bir kanaate varamıyoruz yani. NTV'nin bu maçı kimseye kaptırmayacağını düşünürken yayın konusunda ciddi sayılabilecek bir gelişmenin olmayışı bile düşündürücü. Burada ilginç bir nokta da NTV'nin maçı yayınlamamasına rağmen bu işe en çok özen gösteren kanal olması ve diğer kuruluşların önünde yer alması, garip bir tezat oluşuyor bu açıdan bakınca.

TRT cephesinde ise olaylar başka bir boyut alıyor. NTV cephesindeki gibi basit bir ilgisizlik hikayesi değil olay. İlk başta ücretsiz yayınlayalım diyor TRT. Bu işin en tepesindeki kurum olduklarını söyleyip kulüple ücretsiz yayınlanması için anlaşmak istiyorlar, bir nevi ültimatom yolluyorlar kulübe. Ya parasız yayınlarız ya da yayın yapmayız diye. En azından sembolik bir ücret ödenmesi ve az da olsa bu güzel girişim için destek olunması isteniyor kulüp tarafından, TRT para vermemekte direniyor. Kulüp devreye AKP Adana Milletvekillerinden birini sokmak istiyor. Telefon görüşmesi yapılıyor ve TRT'den yayının yapılıp kulübe makul bir ücret ödenmesi yolundaki istekler iletiliyor. Bilin bakalım bir vekil bu tarihi maç için seçildiği ilin takımına nasıl destek oluyor?.. Herhangi bir girişimde bulunmayıp kendisini vekil seçen ili böyle mükafatlandırıyor. Devletin elindeki kanala bir milletvekili olarak açıp rica etse ve bu maç TRT3'ten yayınlansa herkes tatmin olurdu. Ancak milletvekili bunu yapmadı, TRT yönetimi de bu güzel girişime finansal olarak destek sağlamayınca canlı yayın konusundaki son umut da uçup gidiyor. Tüm bu olumsuz görüşmelerin ve sonuçsuz çabaların ardından TRT maçın siyasi yönünü sebep gösterip yayınlanmama gerekçesini böyle açıklıyor kulübe. Mali konuların önüne perde çekilip ana sebep buymuş gibi gösteriliyor bir bakıma. Gerçi ana sebep olduysa o daha da vahim ya neyse, siyaset olayına girmeyelim, bizim tek derdimiz futbol. Her fırsatta Anadolu takımlarının gelişmesini savunanların, kendi normal reytinglerini fazlasıyla aşacağı neredeyse garanti olan böyle bir tarihi organizasyonu bedavaya getirme çabalarını da Türk futbolundaki kısır döngünün cevabını arayanlar için verilmiş en güzel cevap olarak addediyoruz.

Kaçırdığımız tarihi fırsatın verdiği üzüntü ve buna bağlı hayal kırıklığının etkisiyle elimizin uzandığı her yere uzanmaya çalıştık bize göre medya ayıbı olan bu olayın detaylarını öğrenebilmek için. Bunca bilgiye ulaştıktan sonra üzerine daha fazla yorum yapmak, işin siyasal boyutlarına karışmak pek bizim işimiz değil. Yukarıdaki olaylar çerçevesinde kaçan fırsat konusunda herkes gibi bizim de düşüncelerimiz var fakat bizim aklımız fikrimiz futbol. Bu yüzden kimseyi yönlendirmeden ulaşabildiğimiz bilgileri sizlerle paylaşmak istedik. Gönül isterdi ki stadın kapasitesi doğrultusunda 15 binle sınırlı kalan bu tarihe tanıklık eden birey sayısı çok daha fazla olsun ama olamadı maalesef. Muhtemelen önümüzdeki sezon bir fırsatımız daha olacak bu şölen için. Bu sefer yer İtalya olacak. Bizim medya kuruluşlarımız akıllanır mı bilmiyoruz ama İtalyan TV kuruluşlarının tutumunu da merakla bekliyoruz. Bu tip olaylara son derece alışık olan ve bir çok takıntıyı aşıp demokratikleşmeyi başarmış olan İtalya'da yayın sıkıntısı olmayacağını düşünüyoruz aslında. Olmadı İtalya yollarına düşebiliriz şu heyecan ve merakla...

TV yayını konusunda canlı yayın olmasa bile izleyiciye maç sunulamaz mıydı diye düşünüyoruz. 90 dakika kaydedilir ve maç sırasındaki tatsız durumlar ve siyasi olaylar kırpılıp 60-70 dakikalık çok geniş bir özet şeklinde yayınlanabilirdi.

24 Ağustos 2009 Pazartesi

Futbolig'de Diş Dosyası


Daum'un Sion maçından sonra, adele sakatlıklarıyla ilgili olarak futbolcuları diş kontrolünden geçireceğini, diş iltihaplarının adele sakatlıklarına sebep olabileceğini söylemesi üzerine Ertem Şener komutasındaki Futbolig, diş dosyası açtı dünkü programda. "Daum'dan yanlış tehşis..." başlığıyla çeşitli diş hekimleriyle yapılan telefon konuşmalarını yayınladı. Diş iltihaplarının adele sakatlıklarıyla ilgisi olmadığı bilgisine ulaşıldı ve tek cümleye sığdırılabilecek bu konu dakikalarca İSKİ skandalı gibi işlendi programda.

Daum'un -doğru veya yanlış- tehşisi araştırma konusu olmuştu. Peki tehşisin sonucunda ne gibi riskler vardı da skandal boyutuna taşındı? Daum futbolcuları diş kontrolünden geçirme niyetinde, dişlerini çekme değil. Varsın yanlış tehşis koysun, gol sevinçlerinde sağlıklı gülüşler olsun. Kaldı ki Milan, Porto'lu Cissokho'yu adale sakatlıklarına yol açabileceği için dişlerindeki sorundan ötürü transfer etmekten vazgeçmişti. Tabi bunun da önemi yok, altı üstü bir diş kontrolü...

* * *

Şans budur ki programı da bir doktor tanıdığımla izliyorduk ve kendisinin konuyla ilgili yorumu da şu şekilde:

"Diş etlerindeki iltihaplanma sonucu kana karışan toksinler dolaşım esnasında eklemlere etki ediyor ve tendonların eklemlerle birleştiği noktalarda lokal iltihaplanmalara neden oluyor. Küçük çaptaki bu iltihaplanmalar zaman içinde kasların, eklemlere birleştiği noktaların zayıflamasına ve yüksek bir efor sarf etme durumunda yırtılmasına neden oluyor."

2 Ağustos 2009 Pazar

Blog yazarları ne diyor?


Bugün milliyet'in pazar ekinde bloglar ile ilgili bir yazı var. Sağolsular bizim de fikirlerimizi almışlardı ve yayınlamışlar. Böyle bir yazıyı sayfalarına taşıdıkları için Bade Gürleyen'e teşekkür ediyoruz. Yalnız sorulan sorulara verdiğimz yanıtları sayfaya taşımak için kısaltma ihtiyacı duymuşlar. Hani medyada ünlü birisinin ağzından çok duyarsınız ''Sözlerimi çarpıtmışlar. Röportajın bir orasından bir burasından kesmişler yayınlamışlar''. Biz de ufak da olsa böyle bir yanlış anlaşılma ile karşılaştık. Doğrusunu yazalım da yanlış anlaşılmaya mahal vermeyelim.

Bize sorulan soru şu şekildeydi; ''Ne tür haberler daha çok ilgi görüyor?''
Bizim verdiğimiz cevap; ''Benim bu zamana kadar bloglarda gözlemlediğim kadarıyla magazin haberleri ağırlıklı olarak ilgi çekiyor. Türkiye'de ki futbolcuların magazinsel haberleri çok çıkmıyor. Bu nedenle İngiltere ve İtalya kaynaklı magazin haberleri dikkat çekiyor. Yalnız biz çok fazla magazinsel haberlere yer vermiyoruz. Bu aralar Avrupa futbolundaki transfer geçişleri çok ilgi görüyor. Transfer dönemi bitince de Türk futbolu üzerine yaptığımız yorumlar ilgi görecektir. Avrupa futbolunda verdiğimiz haberler daha çok bilgilendirici düzeyde oluyor. ''
Gazetede ki cevap; (verdiğimiz diğer cevaplarla birleştirilerek) '' Fenerbahçe yazılarımız herhalde yüzde 30’luk bir alanı kapsıyor. Dolayısıyla Fenerbahçeli taraftarlar daha çok ziyaret ediyor. Özellikle de İngiltere ve İtalya kaynaklı magazin haberleri dikkat çekiyor'' :)

Görüldüğü gibi bizim söylediklerimize tamamen ters birşey ortaya çıkmış. Bunu zehir zembelek bir açıklama yapıp insanları kırmak için yapmıyorum. Sadece belki bu yazıyı okuyup, belki blogumuza giripte bu tarz haberleri çok fazla göremeyecek okurlar için yazıyorum. Yoksa iyi bir şey işte gazeteye bizleri yazmışlar, bloggerları bilmeyen kişilere tanıtmışlar. Tekrar teşekkür ediyoruz kendilerine. Ayrıca Arda ve Sabri fotoğrafı ile süsledikleri sayfayı kınıyorum. Arda'nın yanına bi R.Carlos iliştirselermiş keşke :)

habere buradan ulaşabilirsiniz...

20 Nisan 2009 Pazartesi

Yenilsen de Yensen de

Bugünden itibaren yayınlanmaya başlayacak olan, taraftar bakış açısıyla 3 büyüklerin gündeminin tartışılacağı spor "Yenilsen de Yensen de" Pazartesi, Salı ve Çarşamba akşamları 18:30'da Ntv Spor'da.


Pazartesi (Fenerbahçe)
Salı (Galatasaray)
Çarşamba (Beşiktaş)

1 Aralık 2008 Pazartesi

Anne Baba ve Çocuklar


Bir süredir herkes Galatasaray'ın şu anki hiyerarşik yapısını ve mevcut durumunu tartışıyor. Feldkamp, 'teknik danışman' ünvanıyla tekrardan Galatasaray bünyesine katıldı, ama ne iş yapar, neye yarar açıklayabilen olmadı ki buna Adnan Polat da dahil. Skibbe'ye sorsanız tek sorumlunun hala kendisinin olduğunu söylüyor...

Şu an Show TV'de son demlerini yaşıyan 6 Pas'ı izliyorum. Ahmet Çakar yalnız kaldığı programda tam randıman gösteremese de programı hala izliyor olmamın yegane nedenidir. Herneyse lafı uzatmadan konuya geçiyorum. Ahmet Hoca, çözümlenemeyen Galatasaray denklemini az önce kendi yöntem ve benzetmeleriyle daha anlaşılır hale getirdi. Gerçi o da çözümleyemedi ama sadeleştirdi diyelim. Dinlerken hoşuma gitti, aklımda kaldığı kadarıyla buradan aktarmaya çalışıyorum.

* * *

Bir adam düşünün, evli. Eşiyle yaşadığı evinde bir kadın çalışıyor ev işlerine yardımcı olmak maksatlı. Zaman içinde bu çiftin arası bozuluyor ve ayrılıyorlar. Erkeğe göre kadını evden kovuyor, kadına sorsanız evi terkediyor. Bir vakit sonra adam ev işleriyle ilgili kadınla bir birliktelik yaşıyor ama çok uzun sürmüyor. Bu birlikteliğin ardından adam daha genç ve güzel bir kadınla evleniyor. Diğer kadın hala evde, görevini yapmaya devam ediyor. Mantık evliliği ürünü bu yeni gelinle evlendikten birkaç ay sonra adam eski karısıyla arayı düzeltiyor. Hem de öyle düzeltiyor ki eski karısı da aynı eve geri taşınıyor. Adam genç karısına, eski karısının tecrübelerinden faydalanmayı öneriyor ve geniş aile yaşantısı başlıyor. Aile oldukça geniş, öyle ki 24 de çocukları var. Çocuklar kime anne diyeceklerini bilmiyorlar. Yeni gelin "kim ne derse desin ben sizin annenizim" diyor çocuklara. Ama eski eşin çocukları yetiştirdiği söyleniyor. Baba ise eve para getiriyor, gerisine karışmıyor. Ortada kalan o güzelim çocuklar...

Hikaye: Ahmet Çakar

* * *

Seviyorum Ahmet Hoca'yı eğrisiyle doğrusuyla. Program kapanışında son cümlesi ben burdayım dedi zaten:
"Sürç-i lisan ettiysem affolmaya, az bile dedim..."

26 Ekim 2008 Pazar

Boş Gazetenin Boş Tribünleri

Photobucket

Hürriyet'e göre Bursaspor maçında boş kalan tribünler.
Fotoğraf maçtan 1 saat kadar önce çekilmiş...

18 Ekim 2008 Cumartesi

Futbol Blog


aceto, merakla beklenen programına başladı. biz blog yazarlarını bir tık ötesine taşıyarak gösterdi. ilk program olması münasabetiyle tanıtım ile geçti süre. bizler zaten biliyoruz kim ne yazıyor, nasıl yazıyor. önemli olan bilmeyen kişilere aktarmaktı sesimizi ki bir nebze olsun çıkmıştır diye düşünüyorum. keyif aldığımı söyleyebilirim. ilk programın olumsuz eleştirisi olmaz zaten.

program saati mi? 90 dakikalık maçı 2 saat konuşan bir millet olarak, 45 dk lık süre tabi ki kısa.

11 Eylül 2008 Perşembe

Tanburacı'nın Bıyığı

Fatih Terim günden güne Marlon Brando formuna giren mizacının farkında olacak ki tribini son damlasına kadar yaşıyor. Dün Türkiye-Belçika maçında bir ara 4. hakemi hizaya getirirken gördüm Fatih Hoca'yı, sonrasında rakip teknik direktörle olan münakaşasından haberdar oldum. Bu sabah da gazetelere düşen bol şahitli haberde Fatih Terim'in Osman Tanburacı'yı arayarak ağzına geleni ziyadesiyle sıraladığı söyleniyordu. Habere göre Fatih Terim, Tanburacı'ın yaptığı son yorumlara kızarak kendisini aramış, ama edilen küfüre bakıldığında bir birikimin ürünü gibi görünüyor bu öfke.
* * *

Gazetelerde yayınlandığı şekliyle diyalog:

Terim:

"Yahu Osman, biraz önce Sky TV’de konuşmuşsun, bana söylediler. Ben ne demişim? Gündem değiştiriyormuşum, öyle demişsin. Ulan bu ne biçim konuşma?"

Tanburacı bu üslup karşısında şaşırıyor, nezaket içinde:

"Hocam, beni hep böyle zamanlarda arıyorsun, bir kere de, nasılsın, diye arasana."

Terim’de fren tutmuyor:

"Ulan ben senin bıyığını s...."

Tanburacı yerinde fırlıyor, "Sen ne biçim konuşuyorsun" derken, sinirden zangır zangır titriyor. Milli Takım Teknik Direktörü kendini kaybediyor:

"Ulan ben senin, ananı, avradını s....".

Tanburacı, "Doğru konuş, konuşmasını öğren" diye bağırırken, Fatih Terim galiz küfürlerini sıralamayı sürdürüyor.

* * *

Muhtemelen basına yansıyan bu diyalog sonrası Fatih Terim, Tanburacı'ya "reddedemeyeceği bir teklif" yapacaktır...

-mevzubahis bıyıklar-

9 Eylül 2008 Salı

hayri hiçler - murat özarı - fikret engin


ne zaman radyo da maç dinlemek zorunda kalsam radyo klası açardım. hayri hiçleri'in, fikret engin'in sunumuna yaptığı yorumlar ile keyifli maç dinlenirdi. aynı ikili iddaa programı da yapardı önceleri. önceleri dediğim bundan 1-2 sene önce. gerçekten tadına doyum olmaz bol gülmeceli yorumlar.


bir de bay tahmin vardı geçtiğimiz senelerde tv8 de. aynı keyifte harika bir program. murat özarı ve fikret engin maçları yorumluyordu. tutturma oranları da bayağı yüksektir bu ikilinin. youtube da falan bol bol 4 maç videosu vardır.

bu üçlü den fikret engin atv'de santra programının sunucusu. acayip pasif kalıyor o ortamda. diğer 2 si hayri hiçler ve murat özarı pazartesi yayınlanan tribün ateşinen sonra saat 03:00 gibi iddaa yorumu yapıyorlar. aynı keyifte bir program. yalnız programın saati farkettiğiniz gibi çok geç. bence aklı selim bir televizyoncu bu 3'lüyü yan yana getirirse büyük iş yapar.

ekleme: fikret engin ve murat özarı tuyotv.net adresinde yorumlarına devam ediyorlar. izlemenizde fayda var.

4 Eylül 2008 Perşembe

efsanevi futbol programları TELEGOL


yayına başladığı ilk günden bu yana kendisini devamlı geliştiren, zaman içinde yaşadığı yorumcu git-gellerine rağmen her zaman çizgisini korumuş bir programdır. bir dönem kazım kanat, osman tamburacı ve ömer çavuşoğlu bile programın yorumcusu oldular. ama bir 4'lü var ki telegol ü telegol yaptı. bu isimler ali sami alkış, ziya şengül, turgay şeren ve ahmet çakar. program bir ara devamlı olarak ahmet çakar - ali sami alkış kavgalarına sahne oldu. çok ciddi kavgalardı bunlar. yeri geldi ahmet çakar stüdyoyu terk etti, zamanı geldi ali sami alkış programı bıraktı gitti. asıl bombayı turgay şeren'in ''ebesinin .mı'' sözü patlatmıştı. bir programda ali şen ile ahmet çakar'ın ciddi bir söz düellosuna sahne etti. gelişen söz duellosundan sonra ali şen ''seni bu gazeteye ben aldırdım herkes biliyor bunu'' diyerek çakar'a giydirdi. çakar altta kalmadı ''birazcık şerefin varsa beni bu programdan kovdurursun'' demişti. her ne kadar danışıklı dövüşlere sahne olsada bazen ipin ucunun kaçıp ciddiyete dönen tartışmalar yaşandı. tatlı tartışmalardan biri de gökmen özdenak ve ahmet çakar arasında gelişti. gökmen özdenak bülent korkmazı kastederek ''bunlar kaşarlanmış futbolcu'' dedi. çakar'ın '' o zaman sen de eski kaşarsın, doğru mu?'' sözleri unutulmazlar yerini aldı.


bir de programın en büyük eksikliği beşiktaş'ı konuşacak kişi olmamasıydı. beşiktaş için gelen yorumcular dikiş tutturamadı. bunlardan biri de reha muhtar'dı. muhtar sanırım 1 sene programda tutundu. büyük ihtimal kendi isteğiyle gitti ama ondan sonra gelecek olan beşiktaşlı abimiz hem ahmet çakar'ın hem de ali sami alkış'ın yerini doldurdu. adnan aybaba sanki 40 yıllık telegol yorumcusu olarak karşımıza çıktı. ziya şengül'ün sık sık yorumlarını kesmesi, rakip takımların en ufak zaaflarını büyüterek birer santasyon haline getirmesi ile ünlendi. en büyük primi ziya şengül ile olan kavgaları yaptı. ziya şengül'ün yanında başladığı programa, bir süre sonra tırsarak uzaklaşıp karşısına oturarak sürdürdü. diğer kişiler olaylara biraz show havası katmak isteselerde ziya şengül'ün bu yapısı yoktu. adnan aybaba'nın şovmen yapısı ziya şengül'ü çok sinirlendiriyordu. manisaspor'un fenerbahçe'yi 5-3 yendiği maçtan sonra bilirsiniz bi lay lay lay meselesi çıkmıştı ortaya. adnan aybaba ''ne var bunda, gayet masumane eğleniyorlar'' dedikten sonra telefonda bağlı olan hasan ali atasoy (ki bence aybabadan çok da farkı yoktur) ''o zaman ben lay lay lay adnan desem'' sözüne ''hop hop hop terbiyemizi bozmayalım'' diyerek tekrar gönüllerde yer etmişti.


geçen sene ki telegol programı çok kısa sürmüştü. ziya şengül de yoktu program da. bu sene tekrar ekranlara döndü telegol. ziya abi dönmüş fakat bu sefer adnan aybaba yok. tahminim ziya şengül'ün istememesinden kaynaklıdır. pek keyif alamadım ben bu programdan. ileride rayına otururmu bilemem ama hala bir televizyon efsanesi olarak markalaşmıştır telegol.

20 Ağustos 2008 Çarşamba

video: özledik bee

12 Ağustos 2008 Salı

faik çetiner'le bizim stadyum


çoğunlukla mert aydın, uğur meleke, rıdvan dilmen gibi isimleri takip edince faik çetiner'in sesini duymak çok hoş geliyor kulağa. yıllarca atv'de faik çetiner'in sunduğu, selçuk manav'ın özel haberleri ile programa katıldığı, gündemi belirleyen konu ve konuklarıyla evlerimize neşe katan bir program olarak lanse edildi. atv'den ayrıldıktan sonra 2. sınıf kanalları her sene gezdi. dün gece(her pazartesi yaynlanıyor) kanaltürk'te rastladım. program her zaman olduğu gibi baştan aşağı sığ yorumlarla dolu. ihsan kalkavan, abdülrahim albayrak ve muhittin öztürk sıkça bu programda (belki de her hafta bu programda bilemiyorum). özellikle abdülrahim albayrak'ın ''allahıma kurban olduğum...'' la başlayan cümlelerini titizlikle dinliyorum, evde ki fazla sesleri susturuyorum. zaten program bandı izle yorum yap tarzında. program'ın son bölümü anılar ile bitiyor. bu anılar kısmında abdülrahim albayrak döktürüyor tabi ki. en güzel yanı da sıkılınca kapat. bir şey kaybetmiyorsun.

7 Ağustos 2008 Perşembe

bilgin gökberk


bazen akşam vakti radyo'da bilgin gökberk'i duyuyorum. bilgin gökberk'i dinlemek için 1-müzik dinlemek istememem lazım, 2- kafamı dinlemek istemem lazım, 3-herşeyden sıkılmış olmam lazım. bu 3'lü bir araya geldiğinde gözlerim trafikteki otolarda, kulaklarım bilgin gökberk'de. zaten sıkıcı bir program yapıyor ve programda hep kavga var. dinleyicinin gökberk'le, gökberk'in dinleyici ile bir sorunu var. olayları yakından takip etmiyorum ama her dinlediğimde daha da alevlendiğini görüyorum. mesela geçen gün biri bu adamı tehtit etmiş. ''seni kovduracağım'' demiş. gökberk ise kalitesine toz kondurmuyor. ''niye kovduruyorsun kardeşim beni'', ''hem ben kovulmam istifa ederim'', ''4 dil bilen bir adamım'', ''dilini bildiğim her ülkede iş bulurum, zaten hepsinden iş teklifi alıyorum'' falan filan. bir sürü zırva.

bir de bunlar var;

- bilgin bey merhaba. ben geçen hafta da aramıştım...
- iyi o zaman kapat telefonu.. klick... niye söylüyorsun ki aradığını. söyleyecek bir şeyin varsa söyle git.

***

- bilgin bey merhaba. ben sizin hayranınızım. şöyle böyle bıd bıd bıd (buralar övgüyle dolu ama kelime hazinesi sadece 10)
- sağol bende seni seviyoreum. başka söyleceğin var mı?
- yok.
- tamam güle güle..

telefonla katılanlar çatlak, gökberk daha çatlak. sessiz sakin kavga. hayatımda böyle bir kavga da görmedim.
bir de şu linkte programla ilgili bi yazısı var. en altta ''dinlemeyin beni diyorum, dinliyorlar'' başlığında.

23 Mayıs 2008 Cuma

LOST



lost'un favorilikte tavan yaptığı, arkadaşların birbirine dvd leri takasladığı günlerden birgün amcama uğradım. kapıdan birşey verip hemen gidecektim. amcam kapıyı açtı ''gel gel lost izliyoruz'' dedi ve hemen içeriye koştu. mal gibi kapıda kalmamak için bende girdim içeri. baktım amcam, yengem ve 12 yaşında ki kuzenim oturmuş ciddi ciddi lost izliyor. ulan arkadaş ortamlarında millet heyecanla harıl harıl lost tartışıyor ben sadece dinliyorum. izlesemesi gereken biri varsa o da benim. amcam niye izliyor ki? 45 yaşındaki adam öğle paydosunda arkadaşlarıyla lost mu konuşuyor acaba diye düşünüyordum.

geçen hafta tornacı enver usta bu düşünceme açıklık getirdi. öğle paydosunda gelmiş bana diyor ki ''tnt de bir dizi var. uçak ıssız bir adaya düşü...'' derken sözünü kestim. ''lost mu izliyorsun usta'' dedim. ''hee sen biliyon mu o diziyi'' dedi. bir şey demedim uzaklaştım yanından.

30 Nisan 2008 Çarşamba

o na değilde buna varım


tv de bu aralar bi ''var mısın yok musun'' çılgınlığı var. zannedersem hergün yayınlanıyor. en azından ne zaman show tv yi açsam bu yarışma programını görüyorum. bir gün uzun bi süre izledim. hepsini olmasada %80 lik bir kısmını izledim yani. yarışma demeye dilim varmıyor. 20 küsür insan birleşmiş bir sevgi çemberi oluşturmuş. birbirleri için iyi dilekler dileyip, dua ediyorlar. nerde hırs, mücadele, kazanma azmi. başkasının aldığı paradan sana ne arkadaşım. küçük çıktı diye havaya zıplanmazki. heralde programı izlenir kılan da bu tür davranışlar. benim gibi bir kütüğü o programa yarışmacı yapmazlar. mesela talento gelse ''abi yarışmadan 100.000 ytl kazandım'' dese, ''valla mı lan. ne ballı adamsın. bana bişiler alsana'' derim.


böyle bir yarışmada sizin favoriniz küçük çıkarmaksa, benim favorim nurçin'dir. yönetmenin favorisi de heralde nurçin ki sık sık ekrana getirmekten çekinmiyor.