life is life etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
life is life etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Mart 2015 Salı

Önce krampon, sonra performans


Her çocuk gibi sokaklarda başlayan futbol maceramız, bazı çocukların yaptığı gibi benim de toprak sahada devam etmişti. Sonrası okul, iş, hayat mücadelesi derken senede bir kaça düşen halı saha ziyaretleri. Durum böyle olunca kopuyorsunuz o çok sevdiğimiz, izlemekten keyif aldığımız hatta artık işimizin bir parçası olan futboldan. Futbola meraktan öte bağlı olan ve bunu artık kendine iş yapan arkadaşlar topluluğu olarak 1 günde karar alındı, Son Baskı FK kuruldu. Son birkaç yıldır bu tip oluşumlar artıyor. Halı saha bir kenara insanlar artık 11'e 11 oynayabilecekleri, mevkileri belli ve bir takım disipline uygun şekilde bu işi yapmak istiyor. Bunun için benim bildiğim 2 tane lig bile var. İki ligde onlarca takım, o liglere katılmak isteyen yine birçok takım mevcut. Anlayacağınız durumlar gayet ciddi.

Hal böyle olunca ben de bu işi ciddiye alıyorum. Dortmund'dan esinlenilen sarı-siyah formalarımızı çektik üstümüze. Altımıza ise bana çok eski günleri hatırlatan kramponlar. Mimarsinan Spor Kulübü'ne girdiğim zaman ilk kez bir çift krampon almıştım. Forma ve krampon insana güven verir. Kramponun formadan farkı ise yaptığınız işin teknik olarak önemli bir parçası olması. Zamanla teknolojinin gelişmesiyle kramponlar da nasibini aldı. Artık orta okul - lise zamanlarımdaki kramponlar yok. Artık çok daha çeşitli, amaca uygun ve özel kramponlar yapılıyor.

Sezon başında Puma'nın evoPOWER 4 FG kramponlarını giyiyordum. Bu krampondan gayet memnundum zaten. Şimdi ise yine evoPOWER serinin yenisini 1.2.'yi test etme imkanı buldum. Açıkçası çok hoşuma gitti.

Evvela bir krampondan beklentim ayağımı sarması ve hafif olmasıdır. evoPOWER 1.2. de ayağıma giyer giymez cuk oturdu diyebilirim. Ayrıca son derece hafif ve esnek. İnce bilekli bir futbolcu olmasam da vurduğum topun adrese teslim gitmesini isterim tabi ki. Bu konuda krampona tam not gerçekten. Geride oynamam nedeniyle yapacağım top kayıpları direk olarak tehlike olarak kalemize geliyor. evoPOWER top kontrolünde de bana oldukça avantaj sağlıyor.

Uzun lafın kısası şudur; Futbol oynamak izlemekten daha keyifli. Bu yazıyı okuyanlar arasında da muhakkak kendini yeşil zemine atmak isteyenler vardır. evoPOWER'ı gönül rahatlığıyla sizlere önerebilirim. Krampon bu işin olmazsa olmazı değil mi zaten :)

5 Haziran 2012 Salı

EURO 2012 Özel


Hayatım Futbol dergisi olarak son sayıyı Euro 2012'ye özel ayırdık. Tüm takımların detaylı incelemesi var. Ekip dışında dışarıdan bize destek veren herkese teşekkür ederiz.

Kişisel Euro 2012 yorumumu da eksik etmeyeyim: Şölen olarak Dünya Kupası'nın yanına yaklaşamaz ama futbol kaleitesi olarak daha iyi olan Avrupa Şampiyonası'nda benim bu yılki favorim pek çok kişinin de favorisi olan Almanya. Sürprizi ise Hırvatistan'dan bekliyorum. Ki pek çok kişiye göre de İspanya hayal kırıklığı yaratacak.

Almanya: Fatih Demireli
Çek Cumhuriyeti: Alper Öcal
Danimarka: Mustafa Taha
Fransa: Salih Demirci
Hırvatistan: İlker Yılmaz
Hollanda: Fırat Topal
İngiltere: Hakan Celep
İrlanda: İlker Duralı
İspanya: Emre Çelik
İsveç: Cihat Akbel
İspanya: Emre Çelik
İtalya: Emre Özcan
Polonya: Ozan Can Sülüm
Portekiz: Uğur Karakullukçu
Rusya: Fırat Yalgın
Ukrayna: Rafet Baran Eryılmaz
Yunanistan: Onur Erdem

http://www.hayatimfutbol.com/
iPad'de okumak için
Android tablette okumak için
Web'den okumak için

29 Mayıs 2012 Salı

Milli takım forması


Dün akşam eve geldiğimde Nike'dan gelen bir paketle karşılaştım. Poşetten içeriye bakınca 'sanırım suluk gönderdiler' dedim (Aklıma istemsizce bisiklete bindiğim dönemler geldi. Hayatım boyunca isostar suluğa sahip olamadım nedense). Sonra poşetten çıkardım baktım şişenin içerisinde forma var. Kapağını açtım, formayı çıkarmaya çalıştım ı-ıh, çıkmıyor. Anne mantığıyla şişe lazım olur diye de kesmek ilk etapta aklımda yoktu ama 2-3 dakika debelendikten sonra 'napalım mecbur keseceğiz' diyerekten önce dışındaki kağıdı çıkardım ki meğersem şişe zaten kesikmiş. Formayı, çıkardım ve giydim, evet güzel.

Bir formanın plastik şişelerden üretildiğini vurgulamak için konsept oldukça güzel. Her bir forma için ortalama 13 geri dönüşümlü plastik şişe kullanılmış. Daha detaylı teknik analizleri basın bülteninden zaten okursunuz, ben biraz kişisel görüşümü yapayım.


Milli takım futbol endüstriyelleşene kadar bantlı, üzerinde ay-yıldızlı formayla oynadı. Nasıl ki Fenerbahçe'nin çubuklu forması özdeşleşmisse milli takımın da o forması özdeşleşmişti. 20 yılı aşkın süreden beri kullanılmayan bu forma son 2 yılda kullanıldı. Herkes beğenmişti, çok da klasdı. Sanıyorum ki formanın 2 yılda bir değişmesi şart gibi birşey. Şu an giydiğimiz düz kırmızı formaya da daha yukarıdan ince bant çekilmiş, ay-yıldız da göğüse konmuş. Forma şık olmasına şık ama beyaz formamızın aynı konsepte olmaması tercihimdir. Şu an giydiğimiz tasarıma birkaç ekleme ile bize özgü olarak tekrar piyasaya sürülebilir.



BASIN BÜLTENİ




Nike tarafından üretilen ve çevre dostu özelliklerle donatılan Türkiye Milli Takımı’nın iç saha maçlarında giyeceği forma, Türkiye'nin ilk maçında ve sonraki 40 yıl boyunca giydiği formanın tasarımının geliştirilmiş bir modeli. Beyaz bisiklet yakalı kırmızı t-shirtün göğüs bölümünde yine kırmızı bir bant ve bandın sol tarafında, kalbin üstüne denk gelen kısımda ise ay yıldız bulunuyor. Yakanın arka iç kısmında, taşıyana şans getirdiğine ve nazardan koruduğuna inanılan bir simge olan Nazar Boncuğu grafiği yer alıyor.

Nike’ın üstün sportif performans ve düşük çevresel etki sözü doğrultusunda, yeni formalarda şortların kumaşı %100 geri dönüşümlü polyesterden üretilirken üstlerde en az %96 geri dönüşümlü polyester kullanıldı. Her bir forma, ortalama 13 geri dönüşümlü plastik şişeden üretildi.

Vücuttan teri uzaklaştırmak amacıyla Nike Dri-FIT teknolojisi kullanılarak üretilen formaların kumaşı Nike’ın önceki formalarından %23 daha hafif ve %20 daha güçlü bir örgü yapısına sahip. Forma üstlerindeki lazerle kesilmiş havalandırma delikleri bölgesel serinleme sağlarken oyuncuların maç sırasındaki vücut ısısını düzenlemeye yardımcı oluyor.

Kırmızı renkte olan deplasman şortları daha fazla konfor, hareket serbestliği ve koruma sağlayan gelişmiş tamponlama özelliğine sahip. Çoraplar da kırmızı renkte ve üst kısımda beyaz bir şerit bulunuyor.

Nike Pro Combat

Nike’ın ürettiği ‘spor üniformaları’ kapsamında, günümüzde fiziksel ve teknik açıdan daha zorlu geçen maçlarda oyunculara daha fazla koruma ve rahatlık sağlamak amacıyla sunulan Nike Pro Combat forma içlikleri her federasyon için ülkeye özel tasarlandı.

Federasyonlara özel geliştiren forma içlikleri, oyuncuları serin tutmayı ve rahat ettirmeyi sağlayan, ter emici kumaşla üretilen Nike Pro Combat Hypercool 2.0 üst içlikleri ve vücutta nemi hapsetmeden ısıyı vücuda geri veren boğazlı yakası ve fırçalanmış tüylü iç yüzeyiyle soğuk havalarda oyuncuları sıcak tutan Thermal Mock üst içlik seçenekleriyle sunuluyor.

Nike Pro Combat Hyperstrong Compression erkek alt içlikleri de oyunculara ek koruma sağlıyor. Bel ve kasık bölgesinde sağlanan ekstra koruma sayesinde oyuncular sahada güvenle mücadele ederken file kumaş vücudun en çok ısınan bölgelerinin nefes almasına izin veriyor.

Antrenman ve Yaşam Tarzı Koleksiyonu

Yeni milli takım formalarını tamamlamak üzere Nike, koleksiyonun bir parçası olarak antrenman ve yaşam tarzı serisini geliştirdi. Antrenman yaparken oyuncular, her türlü hava koşulunda rahatlık sağlayan seçeneklerden oluşan yenilikçi kıyafetleri sahada giyebilecek.

Taraftarlar ise, yeni çıkan kapüşonlu sweat-shirt, eşofman üstü, tişört, sweatshirt, şapka ve ceket ile takımlarından duyduğu gururu ve verdiği desteği ifade edebilecek.

31 Ocak 2012 Salı

Karın fotoğrafı uzaktan hoş gelir


İstanbul gibi bir yerde oturuyorsanız karı sevmeniz için işsiz güçsüz, manzarası güzel bir evde oturuyor olmanız gerekmekte. Çalışıyorsanız, illallah edersiniz, hatta nefretle anarsınız. Hergün bir yerlere koşturan benim gibiler için karlı günler çok zor. Güzide şehrimiz son 30 küsür yılın en soğuk günlerini yaşıyormuş. Daha soğuk yer de gördüm ama İstanbul bu sene biraz fazla abarttı karı. Temennimiz bir an evvel durması.

Karı sadece benim gibiler değil, yeşil çimleri gerektiği kadar yeşil göremeyen futbolcular da sevmez. Sağolsun hakemlerimiz yoğun fikstürün de etkisiyle maçları tehir etmek yerine en ağır şartlarda bile karşılaşmaları oynatıyor. Hele ki zeminleri artık çimden bile sayılamayacak hale gelen Bank Asya 1. Lig ekipleri çatur çatır maçlara çıkıyor. İkinci ve üçüncü lig kulüplerini düşünemiyorum bile ne şartlarla maçlarını oynuyorlar.

Salı (yani dün, belki bugün ben bu postu belirsiz bi saatte atıyorum) oynanması gereken Parma-Juventus maçı Çarşamba gününe tehir edilmiş. Hani başlıkta dedik ya karın fotoğrafı uzaktan hoş gelir; Ennio Tardini de beyazlar için de hoş olmuş.









7 Ocak 2012 Cumartesi

...


9 Kasım 2011 Çarşamba

Jag Ar Zlatan Ibrahimovic

Otobiyografinin en kötüsünün bile bir şekilde gideri oluyor. Ne de olsa hakkında bahsedilen kişi hayatı merak edilen kişiler oluyor. Dolayısıyla edebi bir değer taşıması pek gerekmiyor.
Ibrahimovic milli maçlar arasında Stockholm'de o davet senin bu davet benim geziyor. Bunlar biri geçenlerde ödül töreniydi ve dördüncü kez İsveç'te yılın oyuncusu seçildi. Bu sefer de kendi otobiyogafisinin tanıtımına katılmış. 30 yaşında otobiyografi, buna da şükür! Hatırlarsınız Weyne Ronney 21 yaşında çıkarmıştı bu mereti.
Kitabın ismi "Jag Ar Zlatan Ibrahimovic", yani "Ben Zlatan Ibrahimovic".
Tabi her otobiyografi haberi verdikten sonra "keşke bizim topçular da çıkarsa" demeden etmiyoruz. Açıkçası hepsinden çok bir Süleyman Seba ve bir Ali Şen otobiyografisi okumak isterim.

26 Ekim 2011 Çarşamba

Hayatım Futbol

 Biraz geç olacak ama Hayatım Futbol adında bir dergi çıkardık. 3 ay önce bir muhabbet esnasında ortaya atılan fikir dallandı, budaklandı, üzerine çokça çalışıldı ve nihayetinde dördüncü sayısına kadar geldi. İşleri çekip çevirme konusunda da takım kaptanı ilan edilim ve bu 3 ay içerisinde acayip sıkı bir çalışma temposuna girdim dolayısıyla. Blogu da boşlamış olduk, kusura bakmayın. Blog pek tabi ki devam ediyor ama güncellenme sıklığı için net birşey söyleyemem. Elimden geldiğince öncekinden daha fazla kasacağımı söyleyebilirim.

Derginin çıkma nedeninden bahsedeyim biraz. Ülkede haftalık okumak için kaliteli bir futbol yayını yok. Temel olarak her hafta çıkması için uğraşıyoruz. Ardından kaliteyi yavaş yavaş yukarı çekme derdindeyiz. Her geçen sayı daha güzel işler yaptığımızı görüyorum. İlerleyen sayılarda daha da güzel olacağına eminim. Sizler dergiyi okuyup bize yorumlarınızla yol çizebilirsin.

Bazı sorular var. Bunların başında dergi neden sadece IPad'de ve internette çıktığı geliyor. Fikrin çıkış noktası tabletlerdi. Çünkü tablet bilgisayarlar okumaya yönelik çok güzel bir icat. Üstelik bu versiyonlar için çıkan dergiler sınırsız özgürlük sağlıyor. Kısaca "basılı dergi + internet sayfası" rahatlığı sunuyor bizlere. IPad olmasının nedeni çalıştığımız firma ile alakalı. Tablet yayın için ayrı bir tasarım da gerekiyor. Yani bir tane yapıp her platformda görüntülemek gibi bir şansımız yok. Bu yüzden de internet sitesi özel olarak yapılıyor, IPad'de özel olarak yapılıyor. Çıkarsa tablet versiyonu da, iphone versiyonu da özel olarak yapılacak. Bunlar için zaman lazım.

Yukarıdaki fotoya gelince. Bu hafta çıkan dergideki Feyyaz Uçar röportajının kapağı bu. Feyyaz abi, çok eğlenceli ve bilgili bir adam. Başka bir yerde okumadığınız güzel cevaplar da var. Çok keyif aldığım bir röportaj oldu. Bolca ve kayda değer çok mesele olduğu için hem sizi sıkmamak adına, hem de bazı cevapların kaynamaması adına 2'ye bölmeyi uygun gördük. Dinlemenizi, okumanızı şiddetle tavsiye ederim.

Web'den okumak için Hayatım Futbol: www.hayatimfutbol.com/
IPad'den okumak için Hayatım Futbol: itunes.apple.com/us/app/id467337195?mt=8
Blogdan okumak için Hayatım Futbol: www.hayatimfutbol.com/blog/
Facebook adresi: facebook.com/hayatimfutboldergi
Twitter adresi: twitter.com/HayatimFutbol

8 Ağustos 2011 Pazartesi

Konferans; Çıkış Tüneli

Memlekette 1 ayı aşan süredir futbolda şikeden başka konuşulan birşey yok. Yıllar öncesinin bir reklamı vardı "ağzı olan konuşuyor" diye. O kadar doğru bir slogandı ki deyim olarak dilimize yerleşti desek yeridir.
Önümüzdeki çarşamba günü global şike gerçekleri üzerine bir konferans var. Konuşmacılar şükür yabancı. Şikenin göbeği İtalya'dan Andrea Di Carlo ve Olivero Beha, Şike kitabının yazarı Dr. Declan Hill ve Liverpool Üniversitesi akademisyenlerinden Dr. Rogan Taylor. Mehmet Baransu'lu Telegol'ün yerini pek tutmaz ama(!) yine de katılmak isteyen muhakkak vardır.





10 Mayıs 2011 Salı

Gazze Maratonu


foto: Marco Longari / AFP / Getty Images

Geçen hafta Gazze'de ilk defa maraton koşuldu. Olayın sportif yönünden pek anlamam ama sosyolojik etkilerinin çok önemli olduğu aşikar. Öyle ki koşuya katılmak için şafak vakti toplanan insanların sadece 9'u sporcu iken o 9'un yanında 1400 kadar da Filistinli atletlere eşlik etti. AFP'nin haberine göre, sponsorlardan toplanan yaklaşık bir milyon dolar da Filistin mülteci örgütünün her yıl Gazze'de düzenlediği yaz oyunları için kullanılacak.
Hamas'ın kontrolündeki güvenlik güçlerinin eşliğinde koşulan maratonda harika fotoğraflar var, ben ikisini seçtim. Fotoğrafları anlamlandırmak için de üstün körü bir araştırmayla olan-biteni aktarmayı çalışıyorum. İlla ki memlekette de ajans haberinin ötesinde ayrıntısını yazan birileri çıkmalı.
Bir izleyicinin ağzından dökülenler neden yazılması gerektiğini fazlasıyla açıklıyor; "İnsanlar spor için koşmayı tuhaf buluyor, birini koşarken görünce deli olduğunu sanıyor. Filistinler genelde sadece hava saldırısı olduğunda, ya da korktukları zaman koşarlar"

Blogu da böyle açmış olalım.

3 Mayıs 2011 Salı

ara

Elim çok kez yazmaya gitse de postlar genelde taslaklara sıkışıp kalıyor. Son zamanları biraz yoğun, biraz karışık ve zihnen çok hırpalanmış geçirdim. Haftada 1-2 post atmak yerine en iyisi 1-2 hafta ara isteyelim. Çemkirmek istediğim ve övmek istediğim bir kaç mesele vardı. Ama hiç tadım yok, eh onlar da kusur kalsınlar. Üç yıldır blog yazıyorum ve bu süre içerisindeki dördüncü farklı sektördeki işimi de dün kaybetmiş oldum. Biraz kafa toplamak lazım. Döndüğümüzde daha dinç ve daha verimli bir blog sözü de verelim sizlere. Belki de şampiyon döneriz.

Not: Bu arada Bülent Timurlenk bizi gazetesindeki köşesinde ağırlamış. Teşekkür ederiz kendisine;
http://www.sabah.com.tr/Pazar/Yazarlar/timurlenk/2011/05/01/ve-top-santra-noktasinda

27 Nisan 2011 Çarşamba

3


Bugün kötü bir gündü, ondan dolayı az kalsın unutuyordum. Geç de olsa blogun 3 yaşını kutlamış olalım. Gönül isterdi ki pasta keselim. Türkücü tadınca "bizi sizler var ettiniz sevgili okuyucular" desem yeterli olur mu bilmem?
Girene-çıkana teşekkür ederiz. Büyüklerimin ellerinden, küçüklerimin gözlerinden öpüyorum.

21 Şubat 2011 Pazartesi

Rodriguez Kobe için film çekerse




Adamım Robert Rodriguez döktürmüş resmen. Danny ve Bruce baba da rollerinin hakkını vermişler.

- Peki niye tekrar otobüse binmiyorum?
- Otobüs havaya uçuyor...

Kobe Bryant is, "The Black Mamba"
Directed by Robert Rodriguez

17 Ocak 2011 Pazartesi

Cantona Kolektifi


Cantona Kolektifi, futbolla ilgilenip mevcut futbol ortamından yola çıkarak, futbolun diliyle dünya düzeninden memnuniyetsizliğini dile getiren gönüllülerin bir araya gelmesiyle oluşmuş bir birlikteliktir.

Cantona Kolektifi’nin amacı;
Cantona’nın sembolik çatısı altında, sanat ve kültürün 21. yüzyıl kapitalist tüketim çılgınlığına kurban edilmeden herkesin ulaşabileceği şekilde yeniden üretilmesidir.
İngilizce, Fransızca ya da herhangi bir yabancı dil bilmeyen insanların bilgiye ulaşma hakkı olduğunu savunmak, kâr elde edilemeyeceği için çeviri yapmaya ve kitap basmaya yanaşmayan mevcut düzene inat insanların okuyabilmelerine aracı olmaktır.

Önceliğimiz futbol ikliminin değişmesine kendimizce katkıda bulunmak olacaktır. İnsanların renk kavgalarına tutuştuğu, oyunun bir sektör, oyuncuların birer gladyatör, statların birer arena, taraftarların ise sadece birer müşteri gibi algılandığı futbol dünyasında; eşitlikçi, adil, herkes için bir oyun yaratma çabasıdır Cantona Kolektifi.

Irkçılığın, ayrımcılığın, şiddetin yeşil sahaları da esir almaya başlamasının karşısında; futbolun insanları birleştirici, tüm ayrımları anlamsızlaştırıcı etkisini bu ülkeye de yansıtmak niyetindeyiz.

Yani futbolun bir ideoloji gibi algılandığı bir gezegende, halen bazılarının “Burası Türkiye yok öyle!” bağnazlığına karşı dünyaya hâlihazırda fazlasıyla eklemlenmiş futbol kültürümüzü(!) geliştirmek, okuyarak öğrenmek, bir arada durup dayanışmayla var olmak ve mevcut futbol ortamını değiştirebilmektir hedefimiz.

İnsanları ırk, dil, din, cinsiyet ayrımlarına göre değerlendirmeyen, futbolun afyon olarak kullanılmasının karşısında olan, başka bir futbol mümkün diyen herkesi bizimle birlikte bu çabanın bir parçası olmaya çağırıyoruz. Havaya bir avuç tohum savuruyoruz, bir gün rüzgârın bizden yana eseceğini ve o tohumların topraktan meyve vereceğini biliyoruz.

Ne de olsa Cantona üstadın söylediği gibi: “Martılar balıkçı teknesini kendilerine sardalya atılacağını zannettikleri için izlerler!” 

11 Ocak 2011 Salı

El Bombastico: Ayazma - Neurosport


Gazoz Ligi fikstürü çekildiği anda iki tarafın ilk baktığı şey, birbirleriyle ne zaman oynayacakları oldu. Bu sebepten 8. haftanın önemi sonuçtan bağımsız olarak diğerlerinden farklıydı. Bu önem de son birkaç günde kendini ziyadesiyle gösterdi.

Öncelikle Bağış Erten'in haftasonundan başlayarak, normalde pek de sık kullanmadığı Twitter ortamında esip gürlemesi, sonrasında beklediğinin ötesinde gelen karşı ataklar, maçı bugüne kadar olduğundan çok ayrı bir havaya soktu. Özellikle Twitter kullanıcıları, Bal Porsukları'nın 2 gün boyunca sürdürdüğü kollektif PR çalışmasından haberdarlardır. Henüz haberdar olmayanlar ise Neurosport cephesindeki gelişmelerin kronolojisini, takımın resmi sitesinden takip edebilirler.

Pazar akşamından bu yana Neurosport'a gelen destekler hiç anımsanacak düzeyde değil. İlk olarak Mehmet Demirkol'un desteğini alan Neurosport, ilerleyen saatlerde bu kitleye Sine Büyüka, Burcu Esmersoy, Tuğba Dural, Ercan Taner, Irmak Kazuk, İbrahim Kutluay, Kaan Kural, Genco Boran, Murat Demiryas, Fuat Akdağ ve Efes Pilsen Basketbol Takımı'nın da
katılımıyla tahmin edilenin çok daha üzerinde bir desteğe sahip oldu. Son olarak gün içinde Banu Yelkovan, Uğur Vardan, Bener Onar ve Kanat Atkaya'dan gelen destek mesajları, zaten endişeye kapılmış olan Ayazma'nın, ne kadar büyük bir taşın altına girdiklerini farketmesini sağladı.





Günün önemli sürprizleri ise maçı Eurosport Türkiye'nin ve Sporx'in El Bombastico'yu haber yapmaları oldu. En enteresanını ise sona bıraktık tabi. İsmail Şenol ve Onur Erdem'in yoğun uğraşları, Efe Uysal ve Mert Aydın'a 1-0-2 stüdyosunda maçı yorumlattı. Uzmanların görüşü 0-0 biteceği yönünce ama uzmanlar da yanılır.

Bu akşam coşkuyu bizimle yaşamak isteyenler saat 23:00'de meşalelerini kapıp Fulya Şan Ökten Tesisleri'ne gelebilirler...



Let's go Honey Badgers!!!

27 Kasım 2010 Cumartesi

El Clásico Party


Sezon başında liglerin fikstürleri çekilirken gözlerin ilk aradığı haftadır Real Madrid-Barcelona haftası. Aylar öncesinden ajandalarda bu maçın günü işaretlenir, başka bir programla çakışmasın diye. Pazartesi sendromunu şölene çevirecek bu geceyi de en güzel şekliyle yaşamak gerekiyor tabi.

Çoğu kişi kendince irili ufaklı programlar yapmıştır maçı izlemek için. Eğer hala yapmayanlar varsa kendilerine bir öneri niteliğindedir bu yazı. Her ne kadar İspanya'da 81 sinema salonu El Clásico'ya hizmet etse de, bizim ülkemizde de bir kaç yerde açılacak perdeler vardır elbet. Pazartesi akşamı, malum saattin 1 saat öncesinden itibaren Taxim Live'da bir El Clásico Gecesi düzenleniyor. Taraftarlar otobüs mü kaldırır, münferit mi gider bilmem ama her iki taraf da burada bulunacak. İçeri giriş 10 TL, bir içki ücretsiz, biletler de biletix'de

21 Ekim 2010 Perşembe

The Chance

Orkun Dervişler, Okan Buruk, Kerem Tulgar
Geçtiğimiz hafta perşembe günü Türkiye Futbol Federasyonu'nun Riva'daki tesislerinde Nike ''The Chance'' seçmelerine davet edildik. Seçmelerine ben ve Sencer'in dışında, Salih(Noat Samisa), Uğur(PC Lion), Mustafa Özdemir de davetliydi. Yağmurlu ama futbola elverişli güzel bir gündü. Sabahtan akşama kadar tüm gün orada bulunmak, genç milli takımlar antrenörü Okan Buruk ile sohbet etmek, İngiltere'ye gitmek için hevesli 76 futbolcunun 4 maçını izlemek eğlenceliydi. Çok keyif aldığımızı söyleyebilirim.

Salih ve ben Anıl Toşur'u çok beğenmiştik.
İlk 2 ye giremedi ama yedek listede seçildi
İlk etapta oyuncular 6 takıma ayrıldı ve herkesi 1 kere de olsa izleme şansına eriştik. İzlenilen 3 maçın sonunda genç milli takımlar antrenörü Okan Buruk ve u-17 milli takım antrenörü Okan Gültang en iyi 22 oyuncuyu final kadrosuna seçti. Final maçı ise dişe diş bir maç oldu. Herkes elinden geldiğince mücadelesini ortaya koydu. Biz arkadaşlar olarak kafamızda belirlediğimiz 3 oyuncu da Okan Buruk'un seçtiği 2 asil + 3 yedek listeye girmeye başardı. Turnuvayı kazanıp İngiltere'ye gitme şansına erişen 2 futbolcu ise Kerem Tulgar(1991) ve Orkun Dervişler(1991) oldu. Turnuvaya katılım şartlarında birisi daha profesyonel olmamış, yani amatör lisanslı olmaktı. Kerem Antayaspor'un A2, Orkun da Serdivanspor'da oynuyormuş. Her ikisi de İngiltere'ye gitmeyi hakketti diyebiliriz. Kerem soldan sık sık içeriye giren, golcü bir açık oyuncusu. Orkun ise defansın önünde oynayan, ayağı düzgün bir defansif orta saha. İlk maçında stoper oynaması ve takımın geriden oyun kurmasını sağlaması bizim çok hoşumuza gitti.

Kerem ve Orkun 19-23 Ocak tarihleri arasında İngiltere'de olacaklar. Orada şu an 42 ülkede devam eden Nike The Chance seçmelerine katılan oyuncularla kamp yapacaklar. Bu kampın başında Arsene Wenger'in programı dahilinde Huw Jennings ve ekibi bulunacak. Londra'daki seçmelerde beğenilen 8 oyuncu The Academy bünyesinde Mayıs 2010-Temmuz 2011 aralığında 10 aylık futbol eğitim bursu kazanacaklar. Umarım her 2 oyuncumuz da bu bursu almayı başarırlar.

Benim merak ettiğim ve özellikle yetkililere sorduğum bir soru da bu arkadaşların Ocak ayına kadar olan antremanları nasıl olacağıydı. Kazanan arkadaşlar öncelikle kendi takımlarındaki antremanlarına ve maçlarına devam edecekler. Bunun yanında Nike SPARQ (Speed, Power, Agility, Reaction, Quickness yani Hız, Güç, Çeviklik, Tepkime, Çabukluk) ve psikolojik olarak destek vereceklermiş. Zira İngiltere'deki seçmelerde SPARQ önemli bir kriter olacakmış. İçeriğinde oyuncuların fiziksel kapasitelerini arttırmak için kullandıkları bazı antreman teknikleri varmış.

Özetle hem bizim için hem de futbolcu arkadaşlar için güzel ve verimli bir gün olduğu kanısındayım. İlk defa düzenleniyor olmasından dolayı bazı eksiklikler olmuş olabilir. Mesela benim gördüğüm eksikliklerden birisi tüm futbolcuların konçları ve çoğu futbolcunun kramponu aynı olmasıydı. Bizi bu organizsayona konuk eden Nike'a teşekkür ve İngiltere'de bizi temsil edecek Kerem ve Orkun'a başarılar diliyoruz.


22 Eylül 2010 Çarşamba

Home Run!


Fotoğraf Amerikan Major Beyzbol Ligi takımlarından Chicago White Sox'ın bir maçından. Havai fişekler ise zafer kutlaması değil. Bir oyuncunun topu sahanın dışına göndermesine "home run" diyorlar ve maç esnasında yapılan her 'home run' sonrası fişekler ateşleniyor. Bizde de dağlara taşlara vurulan toplar için böyle bir gelenek oluşturulsa sektör bayram eder...

17 Ağustos 2010 Salı

30 Yaş Üstü Futbol

Efkan Bucak'ı tanımayanınız yoktur umarım. Bence futbol konusunda en saygın işlerden biri yapıyor. Spor gazeteciliği mesleğini yaparken, gösterişli büyük yıldızların peşinden koşmak yerine, sporu gerçekten spor olarak yapan, futbolu gerçekten oyun olarak seven insanların peşinden koşmak ve onların dertlerini sıkıntılarını köşesine taşıması takdire şayan. Kendisine bir teşekkür borcumuz var.

Geçenlerde yazdığı bir yazısında 30 yaşının üstünde amatör takımda futbol oynamak isteyen kişilerin sorunlarını yazıya döktü. TFF bu konuda iyileştirmeye gitmiş ama ne iyileştirme! Efkan Bucak'ın yazısını buradan okuyabilirsiniz.

Sanırım blogu okuyan bir çok kişi az çok bir amatör küme takımında lisanslı olarak oynamıştır. Oynamayanlarda en azından az çok amatör küme takımlarının hangi şartlar altında, nasıl çalıştıklarını bilir. Oturduğum muhitte de bir çok amatör takım bulunuyor. Bunlardan 2 tanesi de zamanında 1. ligde top oynamış, Türk futboluna saygın isimler yetiştirmiş kulüpler. Onlar şu anda bulundukları kümeyi kendilerine yakıştıramayan ve 3. lige çıkmak için canla başla çırpınan takımlar. Ama bir tanesi de var ki (bu benim de formasını terlettiğim kulüp) bu işi sağlıklı yaşam adına sürdüren, mahallenin çocukları kötü alışkanlıklar kazanmasın isteyen bir kulüp. Tabi buralarda yetişen her çocuk büyüdüğünde topluma faydalı birer birey olarak yetişmiyor. Bazısı yine ipini koparıyor, bazısı okuluna çok daha fazla ağırlık vermek zorunda kalıyor, bazısı da daha ileri gidemediğinden sevdiği sporu yapmaya devam ediyor. TFF kanunları çerçevesinde 30 yaş üstü bir çok futbol sevdalısı kramponlarını asmak zorunda. Bu işten para kazanan kişileri geçtim, para kazanamayan ama sevdiği sporu yapan kişilerde bırakmak zorunda. Ve TFF yeni kuralları çerçevesinde bu kişilere sevdiğiniz sporu yapmayın, eğer çok seviyorsanız gidin halı sahada goygoy yapın diyor. Artık 40 yaşında Mimarsinanspor A takım kalesini koruyan Fevzi abinin, yine Mimarsinan'da 14-16 yaş kategorisinde oynayan oğlu babasını izleyemiyor.

Ben bunun aksine 30 yaş üstü futbolcuların futbol oynamaya devam etmelerine teşvik edilmesi kanısındayım. Sporda şiddeti önlenmesi de ''lütfen'' reklamları veya caydırıcı cezalardan daha önemlisi bilinçli, futbol sevgisi aşılanmış spor severlerin elinde. Düşünün lütfen, işten çıkınca evde 3'lü koltuğa uzanıp tv karşısında pinekleyen adam ile antremana giden adam bir mi? Haftasonunu karpuzu kucaklayıp piknik yapmaya giden adam ile toprak sahada takımının sağ kulvarını kullanan adam bir mi? TV karşısında pinekleyen veya ailesi ile piknik yapan adamı yermek değil amacım. Herkesin zevk aldığı şeyler farklıdır ama futbolu bu kadar çok sevdiğini iddia eden ülkemde neden sporda şiddet yaşanıyor bir düşünün. Spor sevgisi oluşmamış ve deşarj olmaya tribüne giden adamlar değil mi şiddeti körükleyen isimler. Kaldı ki kuralına ve disiplinine bağlı olarak futbol oynayan kişiler ile hayatında halı sahanın ötesine gidememiş, yani futbol oynamamış kişilerin futbolu yorumlama farkını da görebilirsiniz. Kendinizi sorgulamayın, köşedeki kahvehaneye gidin yeter.

Yazıyı fazla uzatmanın mantığı yok. Kısaca özetlemem gerekirse; Malesef ülkem empati kurmayı beceremeyen, her yeni projeye para kazanma ve maddiyat ile yaklaşan yöneticiler yığınıyla yönetiliyor. Kafa olarak sağlıklı bireyler yetiştiremediğimiz takdirde zaten gençlerimizin önü hep kapanacaktır. Amerikan filmlerindeki gibi sadece babalar çocuklarının maçlarını izlemeye gideceklerine, çacuklar da gelsin babasını izlesin. Sonuçta baba etkili bir rol modeldir.

14 Ağustos 2010 Cumartesi

Röportaj

Zarif Hareketler blogundan Gökhan Aksoy şahsımla mailli bir röportaj yaptı. Hem haberiniz olsun, hem de kendisine buradan bir teşekkür edeyim istedim; http://zarifhareketler.blogspot.com/2010/08/di-massimo-talento-ilker-ylmaz-ile.html

18 Haziran 2010 Cuma

Son Günlerden...

Son günlerde biraz yoğunum. Bunun sebebi arkadaşlarla ürettiğimiz bir kafe projesi üzerinde çalışıyor olmamız. Farklı ve ucundan da olsa sosyal sorumluluk taşıyan bir proje olduğunu düşünüyoruz. Daha geniş ayrıntıyı kafeyi açtıktan sonra sizlerle paylaşacağım elbette. Sizler de 3-4 dakikanızı ayırıp, anketimizi doldurup, fikirlerinizi belirtirseniz memnun olurum.