31 Aralık 2009 Perşembe

Kısa Kısa Yılbaşı

- 31 Aralık herkesin övdüğü, yermediği bir gün. Ben yeriyorum arkadaş. İçimde bir kıpırtı var ama sevmiyorum bu günü. 31 Aralık demek sadece yıl sonu değil, ay sonu demek, paraların suyunu çektiği gün demek. Bir patron da cebinden balyayı çıkarıp ''yarın yılbaşı, ihtiyacın olur'' diyip para vermez. Bayram öyle mi? Patron kucaklar koliyi gelir. Bulgurundan pirincine, fasulyesinden salçasına kadar hepsi vardır. Bir de çıkarıp 50 lik attın mı demeyin keyfime.

- 70 ler, 80 ler, 90 lar konuşulur ya hep, 2000 lerde ne oldu acaba. 90 lardan çok mu farklıydı ? 80 ler çok farklı gelir ama 90 lar bizdendi. 2010 a geldik 90 lardan aklımda bi tek pop müzik kalmış. 90 lar pop güzeldi sevgili okur. Belki de ben çocuk olduğum olduğum için bana öyle geliyor. 2000 ler sanırım rock müzik yılı olarak geçti. Rock partisi düzenlemeyen üniversiteyi aşağıladılar, rock dinlemeyen üniversite gencini hor gördüler. Kıraç dinleyen adam bile prim yaptı. 2000 lerin sonlarına doğru alterno gençlik ve elektronik müzik revaçta. Sanırım 2010 lar böyle alterno çocuqlarla geçecek. Benim için 2000 ler patates kızartması, cola ve asla eriyeceğine inanmadığım bir göbek olarak geçti.

- 2000 lerin sonlarına doğru bir dizi furyası başladı. Anneler, babalar ulusal kanallara takılırken, gençler ve kendini genç hissedenler lost, himym, six feed under izlediler. En büyük damgayı şüphesiz Kurtlar Vadisi vurmuştur. Tüm bölümlerini toplasan 4 te 1 ini izlemişimdir ama bok atacak değilim, güzel diziydi. ''Racon kesmiyoruz, kafa kesiyoruz'' sahnesi yerli Tarantino'ydu.

- Her aralık ayı aynı zamanda Milli Piyango ayıdır. Bir ara her sene 1 tane yarım bilet alırdım. 2 sene üst üste son 2 rakamı bulmuştum. Biriyle hesap makineli casio saat almıştım. Diğerini de arkadaşlarla yedik. 3. kez yarım bilet alışımda son 2 yi tutturamadım. Ayrıca büyük ikramiyenin her sene çeyrek bilete çıktığını farkettim. 4-5 senedir bilet de almıyorum.

- Büyük ikramiye çıksa ne yaparım onu da bilmiyorum. Benim gibi bir adam o parayı bulunca sadece oturur. Parayı değerlendirecek bırak bir yatırımı, mahalleye dükkan bile açmam. Yine çeyrek bilete çıkacağını varsayarak 7,5 milyon lira üzerinden hayal kuralım. Açık konuşayım Şükrü Saraçoğlu'nun en güzel yerinden kombine almam. Mantıklı düşün. İstediğin maçı istediğin yerde izleyek durumdasın. İlk önce Panathinaikos vs Olympiakos basket maçına giderim. Oradan sağ çıkarsam doğru Buenos Aires'e Boca Juniors vs River Plate maçına. Bu 2 maçı atlatırsam Avrupa kolay. (Hatırlatayım dedim, bu haftasonu Old Firm var.)

- Geçen sene yılbaşı gecesini askerde, Ağrı'da geçirdim. Filmlerle tek benzer yanı kardı(gerçi İstanbul'da o bile denk gelmiyor). Akşam yemeğinde herkese yarım muz ve yaklaşık yarım kilo karışık çerez ikram ettiler. Çerezi severim. Kendiminkini bitirip arkadaşın beyaz leblebilerine ortak olmuştum. Ertesi gün de tatildi. Bütün gün 3. sınıf Amerikan filmi izlemiştik. Acaba Sencer ne yapar. İskenderun'da kesin balık yedirirler buna.

- Orta okulda iken yılbaşı çekilişi yapmıştık. Herkes birine hediye alıyor ama sözde kim kime hediye alıyor bilinmiyor. Ben Evren'e hayatı boyunca kullanmayacağı bir dolma kalem almıştım. Osman'da bana hayatım boyunca kullanmayacağım bir noel baba mumu almıştı. Bir kere kullanayım dedim annem ''yakma o hediye'' demişti. Ha bir de aslında bana hediye alması gereken kişi Mine idi. Gitmiş Osman'la değiştirmiş kaltak.

- Eskiden yılbaşı daha mı güzeldi yoksa bizim aile mi gençti çözemedim. Ya biz birilerine giderdik ya da birileri bize gelirdi. Bir de hep dansöz beklenirdi TV de. Şimdi Victoria's Secret'i bekliyor çağın genci. Eskiden daha şeymişiz. Neyiz tam bilemiyorum ama Dansöz izlemek Victoria's Secret izalemekten daha güzel gibi.

- Bu kısa kısa nasıl dolar diye merak ederken, aslında yılbaşı için yazılabilecek çok şeyin olduğunu farkettim. Daha uzatabiliriz ama uzamasın bence. Kısa kesmekte fayda var.

- Az daha unutuyordum. Sosis Kafa adında bir blog açtım. Yazmak istenen ama bu bloga yazılamayacak bazı postları oraya atıyorum. Herhangi bir iddiası olmayan, eğlenceli olacağına inandığım, olmasa da olur bir blog. Yine de beklerim.

29 Aralık 2009 Salı

Benim de Söyleyeceklerim Var! (iki)

''Karşı takımın oyuncusu bizim bomboş ceza alanımızı geçip boş kalemizin önünde topu ayağıyla sabitledi ve yere eğildi. Sonra kafasıyla yavaşça sürdü kalemize doğru. Böyle bir gol, siz sevgili okurlamın da bildiği gibi normal bir mahalle takımını dağıtmasına, golü yiyen takımın kaptanının topu tutup havaya rastgele degaj çekip uzaylamasına sebebiyet vermesine, ardından dikilen topun sahibinin aşağıdaki bayırda topun peşinden küfür ederek koşmasına ve maçın bitmesini sağlamasına rağmen biz maçı bitirmedik. Kaleye doğru gidip ''Ver lan eldivenleri ben geçicem kaleye. Sen bas! Kıran kırana oynucaz'' diyerek ittim denyo kalecimizi.''
Uzun zamandır bakıyordum, bulamıyordum Taksim'deki kitap evlerine. Artık arkalara mı sakladılar ne yaptılar bilmiyorum ama dün mizah kitaplarının içinde pırıl pırıl parlıyordu 10 tl lik fiyatıyla. Hazır 2. si çıkmış iken ilk kitabı da basıp, raflara yerleştirelim demişler. İlk kitabı bir çok kişiye verip ihya etmiştim ama sonunda biri hacıladı. Yakın çevre kusura bakmasın, bunun hacılanmasına izin veremem.

28 Aralık 2009 Pazartesi

Son 10 Yıldaki 10 unutulmaz Fenerbahçe Maçı


Ne de çabuk atlatmışız 3650 günü. 10 yıl önce bugün lise 2 sıralarındaydım. Fenerbahçe çok kötü bir sezon geçiriyordu. Avrupa Kupalarında MTK'ya elenmiş, Rıdvan Dilmen istifa etmiş, İtalyanlara benzemeyen, çek orjinli çirkin bir italyan, Zdenek Zeman teknik direktör olmuştu. 90'lı yıllar Fenerbahçe aşkımızın ebedileştiği fakat sadece 1 şampiyonluğun görüldüğü yıllardı. 2000'ler başlangıcına 1 şampiyonluk sığdırıyorduk ama takım eski çalkantılı günlerindeydi. 2003 yılı ile birlikte neredeyse 0 dan başlanan ve hergün adım adım ilerleyen bir takım gördük. Özetle 2000-2009 yılları arası 5 şampiyonluk sığdırdığımız bir dönem oldu. Ziyadesiyle unutulmaz maçlar yaşadık. Bunlardan 10 lu bir demet sunmak isterim sizlere.

7 Şubat 2001 Fenerbahçe - Galatasaray 4-4
21 Nisan 2001 Fenerbahçe - Gaziantepspor 4-3
6 Kasım 2002 Fenerbahçe - Galatasaray 6-0
17 Nisan 2005 Fenerbahçe - Beşiktaş 3-4
18 Eylül 2005 Beşiktaş - Fenerbahçe 1-2
14 Mayıs 2006 Denizlispor - Fenerbahçe 1-1
22 Şubat 2007 Az Alkmaar - Fenerbahçe 2-2
19 Eylül 2007 Fenerbahçe - İnter Milan 1-0
4 Mart 2008 Sevilla - Fenerbahçe 3-2
2 Nisan 2008 Fenerbahçe - Chelsea 2-1

Bu maçlar arasında beni en çok sevindiren maç Sevilla deplasmanı olurken, en çok üzen maç da Alkmaar deplasmanı idi. Şampiyonluğun kaybedildiği Denizli maçından daha çok üzüldüm hakikaten. En çok şaşırtan maç ise evimizde oynadığımız İnter maçıydı. Zira Deniz Barış'ın Cambiasso'yu maymun ettiği bir maçtı.

27 Aralık 2009 Pazar

''I Trust Rafa''

İnançlarını tavsip etmediğim biri ama gerçekten de bu günlerde buna ihtiyacı olan bir adam Rafa Benitez. Liverpool'da herkesin herkese inanması gerekiyor. Zincirleme işliyor bu çark. En mühimi de Benitez'in inandığı futbolcular. Wolves karşısına eli yüzü düzgün bir ilk 11 çıktı ama yedeklere kaç kişi inanıyor bilemem. Benitez'in güvendiği dağlara çoktan kar yağdı ve yağmaya devam ediyor.

25 Aralık 2009 Cuma

Udinese & Man. City'nin Teknik Direktör Hamleleri


Udinese sezona iyi başlamıştı, biz de övmüştük. Överken de teknik direktör Pasquale Marino'yu ve Di Natale'yi öne çıkarmıştık. Udinese genç bir takım. Yaş ortalaması 25. 30 yaşın üstünde sadece 3 oyuncu var. Genç oyuncuların fazla bulunduğu bir takımın ani yükselişleri ve düşüşleri normaldir. 7. haftada İnter mağlubiyeti ile başlayarak, 10 maçta 7 mağlubiyet 2 galibiyet ve 1 beraberlik elde ettiler. İlk 6 maçta 8 gol atan Di Natale, İnter maçı dahil 10 maçlık periyotta 3 gol atabildi. Sonuçta Marino kovuldu. Yerine Torino eski teknik direktörü Giovanni de Biasi getirildi. Pek tanımam Biasi'yi. Neler getirecek göreceğiz.


Bir diğer hoca değişikliği ise Manchester City'de yaşandı. Tottenham yıllardır yaptığı yatırımın meyvelerini yabancı hocalardan yiyemedi. Son yıllardaki güzel kadrolarının başarısız olma nedenleri bence hep hatalı teknik adam seçimleriydi. Ligin baş aktörlerinin altındaki takımlar, baş rol oynamak adına çok paralar harcayarak güzel kadrolar kuruyorlar. Bu güzel. Yalnız bu kadroyu bir de yabancı bir teknik direktör ile süsleyeyim derken duvara tosluyorlar. Tottenham Harry Redknapp'ı getirerek yıllar sonra huzura kavuştu. Baş rol oyuncuları bir şekilde paçayı kurtarabilir ama diğer takımların teknik direktörleri için ligin dinamiklerini bilmek çok önemli. Şimdi dönelim Manchester City'e. Büyük paralar harcadılar. Menejer olarak da benim çok beğendiğim Mark Hughes'in devam etmesini düşündüler. Bence doğru karardı. Sezona da iyi başladılar. Arsenal'i yenip, Man. Utd.'a Old Trafford'da kök söktürdüler. 8. hafta ile beraber beraberlik komasına girip üst üste 7 kez berabere kaldılar. 7 beraberliğin ardından gelen Chelsea galibiyeti güzeldi ama Bolton beraberliği ve yarıştıkları Tottenham'a 3-0 yenilmeleri Arapları sıcak denizlere itmiş. Mancini de beğendiğim hocalardan biri ama dedim ya ligin dinamiklerinin bilmek önemli. Ancelotti düşündüğümün aksine iyi iş çıkarıyor, Zola ise zaten ligi bilen adamdı. Bakalım Mancini neler yapacak.

22 Aralık 2009 Salı

Sonuç Ne?


Gün geçmiyor ki Özbekler bir süpriz yapıp günümüz futbol yıldızlarını ülkelerinde ağırlamasınlar. Amaç ne, önemlisi sonuç ne. Kendilerince bir amaçları, mantıklı bir açıklamaları vardır elbette ama mühim olan sonuç değil mi? Futbol bu, mühendislik değil ki. Elinde kaliteli malzeme vardır ama nasıl işleyeceğini bilemezsin. Dışarıdan mühendis getirtirsin ve o sana makineyi de kurar, işçiyi de yetiştirir. Reklam ise neyin reklamı. Özbekistan'ın muhteşem sahilleri mi var ya da ormanın içinde inanılmaz oksijen deposu kır evleri mi var. Oysa ki Özbekistan'ın meyve veren ağaçlara ihtiyacı var. O ağaçları dikecek, toprak analizini yapacak, doğru aşıları yapacak ziraatçılara ihtiyacı var. Onun da meyvesini bugün değil, yarın yiyebilirsin.

21 Aralık 2009 Pazartesi

6 Kupa


Hafızam beni yanıltmıyorsa, Barcelona 100. yılında İspanya'da tüm spor branşlarında şampiyon olmuştu. Yukarıdaki kupaların hepsinin tarihi 2009. Barcelona Futbol takımının en başarılı sezonuna şahit olduk. Sağdan sola sırayla İspanya Lig Şampiyonluğu Kupası, İspanya Kral Kupası(Copa del Rey), Şampiyonlar Ligi Kupası, İspanya Süper Kupası, Avrupa Süper Kupası, Dünya Kulüpler Şampiyonası

19 Aralık 2009 Cumartesi

ŞL ve Avrupa Ligi Eşleşmeleri

İlk önce bizi ilgilendiren Avrupa Ligi ile başlayalım. Fenerbahçe Lille ile, Galatasaray da Atletico Madrid ile eşleşti. Tabiki zorlu rakipler. Lille gibi sistematik ekiplerden devamlı çekinirim. Bizim takımlarımızın yıllardır tıkır tıkır işleyen bir sistemleri olmadığı için bu tarz takımlar hep sıkıntı yaratmıştır bize. İsmen büyük ama Lille gibi otomatiğe bağlamamış takımları da hep tercih ederim. İlk maçların oynanmasına tam 2 ay var. 2 ay sonra Lille bildiğimiz Lille gibi çıkacak Fenerbahçe'nin karşısına. Atletico Madrid'in ise 2 ay sonrası muamma. Forlan ve Agüero'nun santrafor olduğu takım Şampiyonlar Liginde topu topu 3 gol attı. Fenerbahçe 2 ay sonra bugünden daha güçlü olacaktır. R.Carlos'un yerine yapılacak yabancı transferini merakla beklemekteyiz. Satrafor gelmez kanaatimce. Tahminim ilk yarı boyunca aksayan sol açık mevkine yapılır transfer. Galatasaray'ın ise sıkıntısı futbolcuda. Linderoth ne olacak, defansa takviye gelecek mi gibi sorular çözülmeli. Sezon ortasında çok iyi bir transfer yapamayabilirsiniz ama Beşiktaş'ın devre arası Ernst transferi gibi bir transfer yaparsa Galatasaray daha kuvvetli olur.

Lille-Fenerbahçe / Liverpool-Unirea
A.Madrid- Galatasaray / Everton-S.Lizbon
Hamburg-PSV / A.Bilbao-Anderlecht
Rubin-H.Tel-Aviv / Villarreal-Wolfsburg
H.Berlin-Benfica / Kobenhavn-Marseille
Panathinaikos-Roma / S.Liege-Salzburg
Ajax-Juventus / Fulham-Shakhtar
C.Brugge-Valencia / Twente-W.Bremen

Mourinho şanslı adam. Bu tarz adamların şansı karşılarına hep intikam anlarının çıkmasıdır. Chelsea vs Barcelona maçları muhteşem keyifli geçti. Şimdi de İnter'in başında iken Chelsea ile eşleşti. Barcelona'lı futbolcuları suçlayabileceği herşeyle suçlamıştı Mourinho. Yalnız bu kez kendi evlatları Terry, Lampard, Drogba ile mücadele edecek. Bu sefer saldırabileceği tek kişi Ancelotti. Umarım alt eder. Bir başka ilginç ziyareti Milan forması ile Beckham gerçekleştirecek. Bu eşleşme de duygusal sahnelere sebep olur. Barcelona ise şimdiden bay geçiyor. Sevilla nispeten kolay bir gruba düşmüştü. Çekebileceği en zayıf halkayı çekmiş. Porto ve Arsenal maçları da beni hiçbir zaman cezbetmedi. Zico'ya ise başarılar. İşi çok zor.

Lyon-R.Madrid
Milan-Man.Utd
Porto-Arsenal
B.Münih-Fiorentina
Stuttgart-Barcelona
Olympiacos-Bordeaux
İnter-Chelsea
CSKA Moskova-Sevilla

18 Aralık 2009 Cuma

UEFA Avrupa Ligi Grup Elemeleri Analizi


Bizim açımızdan güzel bir Avrupa Ligi geçti. Her 2 Türk takımı da gruplarında liderliği elde ettiler. Geçmiş turnuvalarla karşılaştırdığımızda önemli bir başarı. Her ne kadar şanslı kuralar çeksek de bitime 1 hafta kala liderliğin garanti olması, son maça yedek kadro ile çıkılması sevindirici. Bu durum belli bir düzeye geldiğimizin göstergesidir. Bu turnuvanın şu ana kadar ki en başarılı takımı şüphesizki Salzburg oldu. Grubunda 2 büyük ligin 2 büyük hayal kırıklığı vardı. Buna rağmen her 2 takımı da deplasmanda yenmesi alkışlanmalıdır. Alkışlanması gereken diğer takımlar; Grubunu lider bitiren Anderlecht, son maçta kendi evinde Hamburg'u yenip liderliğe çıkan H. Tel-Aviv. Hayal kırıklıkları ise Celtic, Lazio ve Steaua Bükreş.

Romenlerin 4 takımı vardı bu turnuvada. Steaua, Dinamo, Timişoara ve Cluj. Dinamo dışında diğerleri gruplarını sonuncu bitirerek elendiler. Avrupa Ligi yoluna, Şampiyonlar Liginde süpriz yaparak 3. olan Unirea ile devam edecekler. İtalyanlar'da 3 takım ile katılmışlardı. Lazio ve Genoa elendi. Yola Roma ve Şampiyonlar Liginden gelen olan Juventus ile devam edecekler. Genoa - Valencia maçını izledim bugün. Maç öncesi taraftar coşkuluydu ve olumlu bir hava vardı. İyi de başladılar maça. 45+1 de Buruno Sartor'un enteresan golüyle yenik duruma düştüler. 2. yarıya daha da baskılı başladılar. 51. dakikada Crespo çok güzel bir gol attı. Genoa baskıyı arttırdıkça karşısına Bruno Sartor çıktı. FM diliyle bugün 10 oynadı gerçekten. Çok önemli kademelere girdi. Genoa kalecisi Scarpi'nin son dakika hediyesi ile Valencia 2-1 kazandı (85. dk da D.Villa hakemin uydurduğu bir penaltıyı da kaçırdı). Sahada Genoa adına kalite eksikti. Palacio birşeyler yapacak ki Crespo golle buluşacak gibi bir hava vardı bütün baskıya rağmen. Eskiden bu kalibredeki İtalyan takımları böyle değildi. Çeyrek finaller, yarı finaller hatta final görürlerdi. Artık vergileri mi düzenlerler ne yaparlar bilemem ama İtalya Ligi gerçekten çok kan kaybetti.

Konuyu dağıtmadan ülke bazında nasıl sonuçlar çıkmış bakalım;
Tur atlayan takımların ülkeleri; Almanya(3), Hollanda(3), İspanya(3), İngiltere(2), Türkiye(2), Belçika(2), Portekiz(2), Fransa, İsrail, İtalya, Yunanistan, Avusturya, Ukrayna, Danimarka. Elenen takımların ülkeleri; Romanya(4), Avusturya(3), İtalya(2), Çek Cumhuriyeti(2), Bulgaristan(2), Hırvatistan, İskoçya, Hollanda, Letonya, İsviçre, Moldova, Belarus, Yunanistan, Fransa, Sırbistan, Portekiz. Bu sezon Avrupa Kupalarında İskoç, Hırvat, Bulgar, Çek, Letonya, Belarus ve Sırp takımı kalmadı. Şampiyonlar Liginde de bir Macar takımına elveda demiştik. Doğu Avrupa futbolu sıkıntıda.

İstatistikler;
Gol Krallığı; 6 gol; Llorente - 5 gol; Gervinho, Pizzaro, Micael, Frei
Asist Krallığı; 4 asist; Angel Di Maria, Bjorn Helge Riise
En çok gol atan takımlar; Lille(15), Shakhtar(14), Benfica(13), H.Tel-Aviv(13)
En az gol yiyen takımlar; Salzburg(2), Fenerbahçe(3), PSV(3), Shakhtar(3), Benfica(3)
En çok gol yiyen takımlar; Austria Wien(16), Rapid Wien(14), Partizan(14)
En az gol atan takımlar; Levski Sofya(1), CSKA Sofia(2), Strum Graz (3), Ventspils(3), S.Bükreş(3)
En çok kart gören takımlar; Lazio(22 sarı/2 kırmızı), AEK(18 sarı/ 4 kırmızı), Valencia(20 sarı/ 2 kırmızı)
En az kart gören takımlar; Shakhtar(4 sarı), Kobenhavn(7 sarı)
Haftaya Şampiyonlar Ligi ile Avrupa Liginin istatistiklerini karşılaştıralım. Bakalım nasıl sonuçlar ortaya çıkacak.

17 Aralık 2009 Perşembe

Ronaldo'nun Biyografisi


C.Ronaldo'nun biyografisi kaleme alınmış. Kaleme alan kişi Enrique Ortego. Belirtmezsek olmaz, Ortego bir As yazarı.

16 Aralık 2009 Çarşamba

Roberto Carlos'a Veda


Roberto Carlos hakkında uzun zamandır bir şeyler karalamak istiyordum. Kısmet 1 gün sonra çıkacağı son maçın arifesiymiş. İlk flört günlerine dönersek düşüncelerim gelmemesi yönündeydi. Ümit Özat'tan pek memnun olmayan bir kişi olarak, Avrupa'nın üst düzey futbol oynanan liglerin sıradan bir takımından gelecek orta yaşlı bir sol bek beni fazlasıyla memnun ederdi. R.Carlos'un yaşı itibariyle takım futboluna verecekleri kısıtlıydı zira. Ben bir futbol takımında yıldızların hakimiyetinden çok, takım oyunun güzelliğinden hoşlanan birisiyim. Tabi Aziz Yıldırım bunun tam tersi düşüncede bir başkan. Daima medyayı ve tribünleri gereğinden fazla heyecanladıracak şatafatlı bir isim peşinde. Roberto Carlos bitmiş bir oyuncudur, verilen paralara yazık demiyorum ama verebilecekleri kısıtlıydı.

R.Carlos tahmin edildiği gibi büyük bir gösteriş ile Şükrü Saraçoğlu çimlerine ayak bastı. Binlerce, onbinlerce forma imzaladı. Tüm bu mutluluk dünyanın gelmiş geçmiş en iyi, en sempatik ve mütevazi sol beki içindi. Bugün gazetelere bakıyoruz defansa gelmiyor, kademeye girmiyor, çok yaşlı klişeleri ile dolu. Ne oldu Roberto Carlos sevgimize. Biz değilmiydik onu Winning Eleven da hızlı olduğu için santrafor oynatan. Nankör işte bu futbol. En azından bizim ülkemizde çok nankör.

İlk geldiği sezon hala dünyanın en iyi sol beklerinden biriydi R. Carlos. Sahada da bunu görüyorduk. Her ne kadar Şampiyonlar Liginde verdiğimiz bir çok pozisyonda ve Edu'nun büyük sıkıntı yaşamasında temel etken R.Carlos olsa da sahada bir kimlik kazanmamızda en etkili isimdi. Chelsea maçlarında oynamış olsaydı, belki de Chelsea'yi eleyeceğimizi hala düşünürüm. Ama işe o sakatlık çok ciddi bir sakatlıktı. Yaşlı bir futbolcu aldığınızda bunu öngörmelisiniz. Belli bir yaşa gelmiş bir futbolcu sakatlandıktan sonra asla eski performansını veremez. Takip eden Aragones sezonu ve içinde bulunduğumuz Daum sezonu hep tartışılan bir isim olarak yer işgal etti medyada.

Velhasılı kelam R. Carlos'un verecekleri İstanbul'da ki Sevilla maçının 68. dakikasında bitmişti aslında. Saha içinde daha fazlasını beklemek hata olurdu. Benim kanaatimce bu sezonun başında gönderilmeliydi. Belki R.Carlos da gitmek istedi ama Daum onun kalmasını istiyordu. Kendine göre haklı sebepleri vardır ona birşey diyemem ama şu an bizim yapmamız gereken R.Carlos'u en iyi şekilde uğurlamaktır. Asla unutmayın Roberto Carlos olacak denilen Mahmut Hanefi'nin gönderilip gerçek Roberto Carlos'un bu ülkeye getirildiğini. Asla unutmayın 1 maçta Roberto Carlos'un hem devre arasında hem maç sonunda rakip ile formasını değiştirdiğini. Eminim hala forma değiştirmek istediği için Roberto Carlos'un gitmesini isteyenmeyen bir sürü futbolcu vardır. Roberto Carlos 101. yılın en güzel süpriziydi.

15 Aralık 2009 Salı

Henrik Larsson Teknik Direktör Olarak Döndü


Larsson artık kulübeye mahkum oldu. Çünkü bugünden itibaren İsveç 2. ligi takımlarından Landskrona BoIS takımının teknik direktörü kendisi. Larsson'a çıkar 2 top da sen tekmeler misin diye sormuşlar. Cevap net; ''Hayır. ben futbol oynamayı bıraktım''

12 Aralık 2009 Cumartesi

Kısa Kısa Baywatch


  • Siz bu satırları okurken ben askerliğin neye benzediğini anlamaya çalışıyor olacağım. Sabah 6:20 uçağıyla Adana yolcusuyum, oradan İskenderun...

  • Adana'da beni Anadolu'dan Futbol Blog'dan Hüseyin karşılayacak. Gönül isterdi ki 1 gün vaktim olsa ve beraber Adana Demirspor maçına gidebilseydik ama bugün teslim olmam gerekiyor. Usta birliğinde izin günlerinde artık...

  • Sahil güvenlik olarak yapacakmışım askerliği. Denizlerimizde sorun olmadığını biliyordum ama bu kadar olmadığını bilmiyordum.

  • Askerlikle ilgili tartışma platformlarına baktım sonuçlar belli olduktan sonra. Denizci çıkan herkes birbirine aldıkları yeşil donların akıbetini soruyordu. Ben gittigidiyor'dan satmalarını öneriyorum.

  • Çarşamba gecesi sonucu öğrenme aşamasında yaşadığım heyecan NTV Spor'daki turuncu 'son dakika' bandını gördüğümde yaşadığım heyecana benziyordu.

  • Aralık döneminde askere gidenlerin sadece yılbaşını kaçıracakları sanılır ama ara transfer dönemi unutulur. Askerlikte kaçıracağıma en çok üzüldüğüm şeylerden biridir transfer dönemi tadı...

  • Geçen sene bugün İlker'in bana yaptığı gibi kendisini 5 ay süreyle blogda yalnız bırakıyorum.

  • Oralarda maç izleyebilme durumum ne olur bilmiyorum ama bu akşam Fenerbahçe - Ankaragücü maçını kaçırıyorum, sonucunu ne şekil öğrenirim bilmiyorum. Umarım askerlik bir serinin başlangıcı olur.

  • İnternet imkanlarından da haberdar olmadığım için tekrar ne zaman yazarım bilemiyorum.

  • Son olarak diyeceğim şudur ki saçları kestirince -aşkımızın meyvesi- Aytek'e döndüm...


görüşmek üzere...

10 Aralık 2009 Perşembe

Uefa Şampiyonlar Ligi Fantasy Football #3


UEFA'nın Fantasy Football oyununda Blog İdman Yurdu Ligi kurmuştuk bildiğiniz üzere. Şampiyonlar Liginde grup maçlarını bitirdik. Sezon sonunda vereceğimiz Pierluigi Collina'nın ''Beni Oyun Kurallarım'' kitabını kazanmaya yaklaşan 5 arkadaşı bildirelim ve şu an ki performanslarını tebrik edelim istedik. 1. sırada Güven Yurdatapan'ın fenerbahçe takımı(280) bulunuyor. 2. sırada bir diğer renkdaşımız, aynı zamanda arkadaşımız Davut Başaran'ın ferroklo takımı(279) var. 3. sırada Berkim As'ın Dorchester takımı(277), 4. sırada Burak Kaptan'ın CIPOLLA F.C.(265) takımı ve 5. sırada Alper Öcal'ın Lambuja(265) takımı bulunuyor. Kendilerini tek tek tebrik ediyoruz. Ben denizin takımı DMT(258) 6. sırada, Sencer'in takımı Flamboyant Libadiye(216) 26. ve takımını Sencer'e teslim ederek hayal kırıklığına uğrayan Ümit'in takımı ug spor 27. sırada.
Son sıralara göz atmasak olmaz tabi. 49. sırada Sercan Sözütek'in Çukurovaspor'u, 48 sırada mert mert'in adanaspor'u veee 47. sırada Ali Okancı'nın Pennearabiata'sı var :) Bu arkadaşlar sıkı çalışıp, haftası haftasına takip etsinler takımlarını. Sezon sonunda son 3 takımı önümüzdeki sezon oynanacak lige almayacağız. Şaka bir yana ligi bir süre sonra unutup veya işten güçten düzenleyemeyen arkadaşlar olmasa sonuncuya da Leman dergisinin en kötü karne hediyesi gibi bir hediye vermek isterdim :)
Bildiğim kadarıyla elemeler başlangıcında transfer sınırlaması yok. Klavyenize kuvvet arkadaşlar, düzenleyin takımları.

Şampiyonlar Ligi Grup Elemeleri Analizi


Bana göre Dünya Kupası ve Avrupa Şampiyonasından sonraki en prestijli turnuvadır Şampiyonlar Ligi. Bu sene Platini'nin yeni düzenlemesi çok tartışıldı. Elbette gruplar eskiye nazaran daha güçsüz bir hale büründü ama arka bahçede oynanan UEFA Kupası da çok sıradanlaşmıştı. Yine de beklenen kalitenin üstüne çıktığını düşünüyorum. Arttırılan gelirlerle birlikte 2-3 sene sonra eskisini aratmayacak bir lig olacaktır bence Şampiyonlar Ligi. Kısaca Grup sonuçlarını yorumlarsak;

A Grubu; Kuralar çekildiğinde en çok üzüldüğüm takımlardan biri gruptan çıkamayacağını düşündüğüm Bordeaux olmuştu. Harika bir iş başardılar. Juventus ise özellikle son maçta aldığı mağlubiyetle büyük hayal kırıklığı yarattı bende. M.Haifa ise Şampiyonlar Ligi tarihinin gelmiş geçmiş en kötü performansına sahip olabilir. Attıkları gol sayısı 0.
B Grubu; Beşiktaş'ın CSKA ile 3. lük yarışı yapacağını tahmin ediyordum. CSKA böylesine çalkantılı bir dönemden başarılı bir sonuçla çıktı. Hayal kırıklığı ise Wolfsburg oldu.
C Grubu; Marsilya'nın Milan'ı geçip 2. tura çıkacağını düşünüyordum. Milan evinde oynadığı 3 maçı da kazanamadı. Deplasmanda ise hem Real Madrid'i hem de Marsilya'yı yenmeyi başardı. Zürih ise topladığı 4 puanı da Milan'dan aldı.
D Grubu; İlk 2 hatta ilk 4 kafalardaki gibi şekillendi ama A.Madrid'in performansı rezalet. La Liga'da da reziller gerçi. Apoel ve klasmanı takımlar Şampiyonlar Liginin en keyif verici takımları. Çoğu Türk gibi ben de seviyorum güçlünün karşısındaki güçsüz takımın başarılı olmasını. Fenerbahçe ve Beşiktaş o devre gelmeden klasman atladılar. Galatasaray 90 larda o zevki tattırdı taraftarına. APOEL'in 3. olmasını isterdim.
E Grubu; Lyon ortalama Şampiyonlar Ligi puanını aldı. Genelde 2. olarak her zaman bir üst tura çıkmayı başarıyorlar. Fiorentina, Bordeaux gibi büyük iş başardılar. Bu gruptaki hayal kırıklığı Liverpool ise geçmişin hatalarını yaşıyor. O kadar çok kıytırık, kıyafetsiz futbolcuyla dolduki takım, birkaç önemli eksikle dağıldılar. Benitez'e İspanya yolları gözüksün artık.
F Grubu; Sıralamada süpriz yok ama sonuçlar süpriz geçti. Hem Rubin hem de Dinamo Kiev teşekkürü hak etti.
G Grubu; Bu gruptan Stutgart çıktıysa sebebi Unirea'nın tecrübesizliği ve Rangers'tır. Rangers'tan bu kadar kötü performans beklemiyordum. Unirea ise APOEL gibi gönüllerin takımı oldu.
H Grubu; Tecrübesizliğine yenik düşen takımlardan biri de Standard Liege oldu. Her sene üstüne koyarak ilerliyor. Önümüzdeki yıllar daha fazla süpriz yapacaktır. Sinan Bolat milli takım için gözden ırak gönülden ıraktı. Yeni gelecek olan teknik heyet ilk 11'e koyarsa şaşırmam. Az ise teknik direktör kurbanı oldu. Ronald Koeman da artık ne kadar kıyafetsiz olduğunu kanıtladı bana göre. Zico ise her zamanki efendiliğiyle yoluna devam ediyor. Arzu ettiği takımlardan birinin başına geçecektir elbet.
İstatistikler;
Gol Krallığı; 6 g0l; C.Ronaldo - 4 gol; Dzeko, Owen, Krasic
Asist Krallığı; 4 asist; Fabiano, Necid, Vargas, Wendel - 3 asist; Gilardino, Seedorf, Malouda, Pjanic, Arshavin
En çok gol atan takımlar; Real Madrid(15), Fiorentina(14), Lyon(12), Arsenal(12)
En az gol yiyen takımlar; Bordeaux(2), Porto(3), Lyon(3), Barcelona(3), Sevilla(4), Chelsea(4)
En çok gol yiyen takımlar; Debreceni(19), Zürih(14), Rangers(13), A.Madrid(12)
En az gol atan takımlar; M.Haifa(0), Beşiktaş(3), A.Madrid(3), Juventus(4), APOEL(4), Rubin(4), Rangers(4), Olympiakos(4), AZ(4)
Topla oynama süreleri; (Tabii ki) Barcelona %69(50 dk), Liverpool %59 (34 dk), Manchester United %56(36 dk)
En çok kart gören takım; İnter (16 sarı/1 kırmızı), Real Madrid (17 sarı), Marsilya (14 sarı/ 2 kırmızı)
En az kart gören takım; Liverpool (3 sarı), Wolfsburg (3 sarı/ 1 kırmızı)
İlginç istatistikler var. Özellkile kart sayılarını karşılaştırınca. En çok kart gören 2 takımın finali hedefleyen takımlar olması ve en az kart gören 2 takımın beklentilerin altında kalıp Avrupa Ligine gidecek olması tartışılabilir. Bitecek olan Avrupa Ligi ile karşılaştırabiliriz verileri. Unutmadan, en çok ofsayta düşen oyuncu pek tabii ki adamım İnzaghi.

9 Aralık 2009 Çarşamba

Mantalite


CSKA'da Dzagoev diye bir futbolcu var. Ben çok beğenirim. Tahminim Mustafa Denizli de beğeniyordur ve bu akşam rakibi olduğu için biraz da çekiniyorrdur. Aynı şekilde Şampiyonlar Liginde takımlarının başında bulunan bir çok teknik direktör de beğeniyordur ve rakip oldukları zaman biraz çekiniyordur. Yalnız içlerinden sadece 1 tanesi adam markajı uygulatır bu oyuncuya. Bu isimi tahmin etmek hiç zor değil, Mustafa Denizli. O Mustafa Denizli ki geçmişte, çok uzun yıllar önce ince ince hesaplar yapar, maçı kafasında oynar, rakibi kitler, süpriz isimleriyle maçları kazanırdı. O devir kapandı artık. Çok şükür bizim takımlarımızda o devri atlattı. Biz artık kendi oyunumuzu oynayarak sahada başarılı olabiliyoruz. Zaten global futbol anlayışı da artık böyle. Mustafa Denizli belki bu sene de Beşiktaş'ı şampiyon yapacak. Belki yine çifte kupa ile sezonu bitirecek ama bu mantalite ile daha ileri gidemeyecek.

7 Aralık 2009 Pazartesi

Roma 1-0 Lazio

Maç öncesi Roma son 5 maçının 4 ünü kazanmış, Lazio ise 12 maçtır galibiyet alamamış 2 rakip olarak olarak çıktılar derbiye. Roma'nın taraftar desteği ile birlikte Lazio'yu evire çevire yeneceği düşünülüyordu, en azından kendim böyle düşünüyordum. Umduğum gibi bir maç olmadı. Lazio derbi bilinci ile sahadaydı.

Maçın ilk yarısı inanılmaz sıkıcıydı. Dün oynanan Genoa-Parma maçının bile yarısından daha az bir izlenilirlik sundu Roma takımları. Bunun nedenlerinden bir tanesi arka arkaya patlayan ses bombaları nedeniyle maçın 13. dk da uzun bir süre durmasıydı. İlk yarı boyunca her iki takımda rakip kalede etkili olamadılar.

İkinci yarıda ise derbi tam olarak hakkını vermese de izlenebilir bir maç çıktı ortaya. Baskın olan takım ise Lazio idi. Geçen hafta Barça-R.Madrid maçında son dakikalarda Messi'nin kaçan golünde aldığım hazzı bu akşam bana Roma kalecisi Julio Sergio yaşattı. Zarate'nin direkten dönen topunu Mauri'nin şutunu öyle bir çıkardı ki gol olsaydı kesinlikle o hazzı alamayacaktık. Oyun Lazio'dan yana gözüktüğü dakiklarda Cassetti beklenmedik bir gol attı. Doğrusunu söylemek gerekirse güzel bir goldü. Hiç bir Lazio'lu defans oyuncusunun Cassetti'yi kaale almaması pahalıya patladı.

Maçın hakkı beraberlikti denebilir ama Lazio'nun +0,5 gol önde olduğunu söylemek gerek. Maç sonunda Totti Lazio taraftarına el hareketi yapınca, futbolcular arasında biraz gerginlik yaşandı. Totti baktı kavga çıkmayacak, koşarak tribünlere gitti ve o anda saha içindeki futbolcuların elektrikleri nötr oldu. Çünkü Totti Lazio takımına her şeye rağmen Roma'nın kazandığını hatırlattı. Ayrıca umarım Totti yeniden saçlarını uzatıyordur.

6 Aralık 2009 Pazar

Eskişehirspor 2-1 Fenerbahçe

Kasımpaşa mağlubiyeti sonrası Twente maçında takım toparlandı diyorduk ki Eskişehirspor yenilgisi ligdeki kötü gidişi devam ettirdi. Geçen haftanın baklavalı dizilişinde sağ içte Cristian, sol içte M.Topuz olunca, bayramdan bayrama yapılan yuvarlak tepsideki biçimsiz ev baklavaları aklıma gelmişti. Ayrıca Emre'siz ve formsuz Alex'li Fenerbahçe, fındığı, fıstığı olmayan bir tatlıdan farksız geliyor bana. Daum bu kez dikdörtgen tepside eski dizilişi 4-4-1-1 i çıkardı sahaya. Güiza yerine Semih tercih edilmişti bu sefer. Topuz sağ dış, Andre Santos sol dış dizildiler orta alana.
Fenerbahçe'nin son haftalardaki sorunu dizilişten çok motivasyon ve organizasyon ile alakalı. Kazım'ın ilk haflarda sağ kanatta oynadığı futboldan eser kalmayınca ve Andre Santos'un sol kanattaki verimsiz futbolu Fenerbahçe'nin hücum varyasyonlarını kısıtladı. Kanatlar şu an da Andre Santos, Kazım ve M.Topuz arasında değişip duruyor. 3'ü de etkisiz. Bugün Uğur Boral ikinci yarıda bir şans buldu. Önümüzdeki hafta Uğur Boral'a sarılabilir Daum. Niteki bugün sol kanat defansif olarak da çok aksadı. Bir çok kornere sebebiyet verildi ki bir çoğunda ayak koyan isim Bilica idi. Güiza mı, Semih mi tartışmasına hiç girmek istemiyorum. Çünkü Semih de çok formsuz. Geçen sezon Güiza ile gol atma yarışına giren Lugano, bu sezon Güiza+Semih'e karşı yarışıyor.

Ligde 17 deplasman var (bu sene 16 oldu). İBB maçı deplasman sayılıyorsa bu Eskişehirspor deplasmanı deplasman oğlu deplasman oluyor bu ligde. Buradan çıkarılacak bir 3 puan benim için ekstra bir güzellik olurdu. Aynı Bursa ve Diyarbakır deplasmanları gibi. Daum Fenerbahçe'yi toparlar. Lakin çok yara aldı. Önümüzdeki 2 maçın çok ayrı bir önemi var artık. Bu arada bir tebrik de esesbandosuna gelsin. Maça ayrı bir renk katarak güzel bir hava oluşturdular.

30 Kasım 2009 Pazartesi

Barcelona 1-0 Real Madrid #2




Barcelona 1-0 Real Madrid

Puyol'a bugün sana karşı kim oynamasın diye sorsanız heralde Raul derdi. Ben Raul hayranı biri değilim. Geçmişteki futboluna hastaydım ama bugün değil. Yalnız bu maç El Classico. Nasıl ki Barcelona'nın futbol karakteri Puyol, Xavi, İniesta, Messi ise, Real Madrid'in futbol karakteri de Raul.

En çok konuşulan 2 isim, Ronaldo ve Messi. Haftalarca aman bu maçta oynasın diye dizinin, ayağının dibinde yattığın adamlar bugün ekstra işlere imza atamadılar. Özellikle Ronaldo bugün derli toplu olsa Real Barça'yı devirirdi. Manuel Pellegrini Real Madrid'i taşıyacak bir teknik direktör değil ama büyük takımları durdurma işini iyi bilir. İlk yarı çok iyi bir Real Madrid vardı sahada. Real Madrid orta sahası yapabileceği şeyleri yaptı. Farkı yaratacak isim Ronaldo ve Kaka. Kaka farkını yaratıp al da at dedi Ronaldo'ya ama O Valdes'e nişanladı bu maçtaki
prestijini.
Zevkli maçlar liglerin ikinci yarısında izlenir. İki takımdan birinin kaybetmekten korkması lazım. Bizim derbiler de böyle. Ligin ilk yarısında oynanan derbiyi medya olarak istediğin kadar pompala. Belli bir seviyenin üzerine çıkamazlar. En büyük kavgalar, en büyük zevkler ligin ikinci yarısındaki ölüm kalım savaşlarında yaşanır. Bugün de öyleydi. İki takımda da farkını ortaya koyacak isimler fazlaca var. Bugün onlardan sadece birisi, İbrahimoviç çıktı ortaya. Atılan gol enfes. Birde son dakikalarda Messi'nin kaçırdığı bir gol var ki beni en çok mest eden oydu. Muhteşem bir pas, muhteşem bir futbolcunun ayağından ya gol olur ya da muhteşem bir kurtarış olur.

29 Kasım 2009 Pazar

Coupet'nin Ayağı Kırıldı


PSG'nin Auxerre ile oynadığı maçta Coupet'nin ayak bileği kırılmış. 36 yaşındaki kaleci sezonu kapattı. Muhtemelen aktif futbol yaşantısını da kapatmak zorunda kalıcak.

Taraftara Armağan Olsun


Bugün Fenerbahçe için bir şey yapılacak deseler, Güiza gönderilsin derim hiç düşünmeden. Nedeni ise bugünkü oyunu falan değil. Zira Semih'ten daha yetersiz değildi bu akşam. Sorun şudur ki bu adamın sürekli bir yerlere monte etmeye çalışmak Fenerbahçe'nin başına büyük işler açıyor. Fenerbahçe'ye geliş maliyeti ve 'İspanya gol kralı' etiketi -nedense- en kötü olduğu dönemde bile kendisini ilk tercih yapıyor arkasında bekleyenin kalitesine bakılmadan.

Kazım'ın yokluğunda bu akşam da benzeri bir sıkıntıyı yaşadı Fenerbahçe. Forvet seçimi yapılacakken tek başına Semih tercih edilmedi, tek başına Güiza'nın edilemeyeceği gibi. İkisini beraber sahaya sürdü Daum. Geldiği ilk dönemden beri Alex'in önünde 2 santraforla oynadığı maçlardan verim alamadığını anımsayamadı belki. (Aramaya üşenmeyenler Alex, Anelka, Nobre üçlüsüyle başlanan maçlara bir göz atsın.) Hal böyle olunca kanatsız futbolun şansını zorladı Daum. Şansını zorladı, çünkü Carlos ve Gökhan gibi rakip yarı sahada mesai harcayan beklerle oynarken savunmada kademe sıkıntısı yaşayacağı aşikardı takımın. Takım hücuma kalktığında Selçuk defansa takviye için geride kalınca zaman zaman ister istemez 3-5-2 dizilişinde izledik Fenerbahçe'yi.

İlk yarıda işler kötü gidince, Daum'dan devre arası değişikliği geldi. Fakat bu noktada 2 hatasıyla yüzleşti. Birincisi maça mevcut 2 santraforuyla başlayarak oyun içi B planını ilk dakikadan harcamış oldu. İkincisi ise gole ihtiyacı olan dakikalarda Semih-Güiza ikilisinden birine kıyamadı. Belki sistemdeki sorunun farkına varmıştı ama ilerleyen dakikalarda ihtiyaç duyabileceği silahlarından birini erkenden harcamamak adına risk oranı yüksek bir kumar denedi, tutmaması ise sürpriz olmadı.

Bu sebeplerden ötürü öncelikli olarak futbolculara kızamıyorum ben. Volkan'ın 1. dakikada yediği Akıllı TV'lik golün dışında çok eleştireceğim bir yönü yok. Konstantre değildi belki ama maçın bu duruma gelmesinin sorumlusu da değildi. Carlos ve Gökhan muhtemelen çok göze battı. Koridorda arkalarını toplayacak bir yardımcıları yoktu fakat. Kasımpaşa'nın ikinci golünde hem soldan alıp giden Cenk'i hem pası veren oyuncuyu kontrol etmeye çalışan Gökhan'a da aynı sıkıntıları diğer kanatta yaşayan Carlos'a da kızmaya gerek yok bu akşam için...

* * *

Tabi takımdaki isteksiz hal ayrı konu. Gelen mağlubiyetin tek nedeni sistem değil. Gün boyunca beklediğim maçın havasına ekran başında ben girememişken futbolcuların isteksizliğini ve futboldan uzak hallerini fark etmem de zaman aldı. FB TV'de idman izler gibiydi ilk dakikalar. Bu atmosferi bizlere sağlayanlar ise televizyon başında küfürlerini eksik etmemişlerdir takımdan. "Nerde sizin ruhunuz?" diye söylenmeyi de eksik etmemişlerdir. Tabi bunu söylerken televizyona yabancı madde fırlatmayacak kadar kendini bilir haldedirler. Bu cezaların bu suçu işleyenleri ıslah edeceğini bilsem 5 maç daha ceza verilsin derim ya, olacağı yok...

* * *

Başta bahsettiğim Güiza sorunu bundan ibaret aslında. Kendisi her halükarda değerlendirmek zorunda olduğumuz bir adam değil, vazgeçilmez hiç değil. Mevcut durumu ele alındığında yedekte oturmasını kimsenin dert etmediği Güiza'yı ben de dert etmem. Fakat teknik direktöründen yönetimine kadar oynatılması gerektiği düşünülen bir Güiza benim canımı sıkar... Son olarak Kasımpaşa'nın da hakkını vermek lazım. Fenerbahçe'nin sistemi ve maçın atmosferi değildi akşamın tek kahramanı. Kasımpaşa bu akşam muhtemelen sezonun en yüksek pas yüzdesiyle oynamıştır. 35'lik Cenk İşler ise hala iyi...

26 Kasım 2009 Perşembe

Manchester United: 0 - 1 :Beşiktaş


Tarih maça çıkan kadroları yazmaz. Yazar da, pek az kişi bakar. Yıllar geçse de gelecek nesiller Fenerbahçe:3 Manchester United:0 ibaresini görecekler. Aynı bugün Beşiktaş'ın Old Trafford'da aldığı 1-0 lik sonuç gibi. Belki bir gün çocuklarınız olacak ve belki onlar da futbola çok meraklı olacak. Belki bir gün gelecekler ve size Manchester United efsanesini soracaklar. Aynı bugün bizim Nottingham Forest ve Liverpool efsanelerini sorduğumuz gibi. Vereceğimiz cevap, ''O takımın menejeri Alex Ferguson'du. O adama karşı 3 büyük takımımız da başları dik olarak Old Trafford'dan ayrılmayı başardılar''.

24 Kasım 2009 Salı

Freddie Mercury

video


18 yıl önce dün bir basın toplantısı düzenledi, bugün hayatını kaybetti...


video: the Royal Ballet - Bohemian Rhapsody (1979)

19 Kasım 2009 Perşembe

Nefret Unsuru Henry


Dün geceden beri bir Henry'den nefret furyası almış başını gidiyor. Eve geldiğimde maç yeni bitmişti ve ilk olarak yorumlardan öğrendim maçın sonucunu. Yorumlar Henry'nin güvenilmez, saygı duyulmaması gereken bir emek hırsızı olduğunu söylüyor ve ekliyordu, artık Henry insanların gözünde bir hiçti. Herkes ağız birliği etmişçesine "artız seni sevmemizi bekleme" diyordu Henry'ye. Olayın detaylarını öğrenmem zaman aldı özeti hemen izleyemediğim için. Önce Fransa'nın golünden sonra topu elle kontrol ettiğini öğrendim. Tepkilerle birbirini karşılamayan bir suçtu bana göre. Başka ne yapmış diye araştırırken mevzubahis golden sonra abartılı sevincine kızanlar olduğunu gördüm. Tabi bahsi geçen gol, uzatmalarda turu getiren goldü. Daha sonra maçın özetini seyredebildim. Enteresan şekilde öğrendiğimden fazlası olmadığını gördüm. Gol pozisyonunda Henry topu eliyle kontrol etmiş ve pası vermiş. Dört bir yanı saran anti-Henry oluşumlarının nedeninin bu olduğunu görünce daha çok şaşırdım.

Ekşisözlük ve Twitter üzerinden takip ettiğim yorumların -neredeyse- tamamı aynı fikirdeydi: artık Henry'nin sevilir bir yanı kalmamıştı. İşin daha garip olan yanı ise bunu söyleyenlere sorsan alayının Maradona hayranı çıkacak olmasıydı. Henry öfkesinin çevremdeki canlı örneklerine durumu sorduğumda ağırlıklı olarak İrlanda'nın elenmesine veya Fransa'nın tur atlamasına üzülenlerin olduğunu gördüm. Durumu ezilenin sempatikliğine yoracak olursak, ezilenin kim olduğunun önemi de ortaya çıkıyor. Arjantin karşısındaki İngiltere'nin pek ezilme lüksü olmazken Fransa karşısındaki İrlanda durumun en makul örneği olabiliyor.

Dün yaşanan olayla ilgili olarak bir de Henry'nin açıklamaları var: "Ben hakem değilim, hakemin görmediği pozisyon için gidip golü iptal et diyemem" diyor kendisi. Tıpkı golden önce faul yapan bir oyuncunun, kornerde rakibinin omzuna basıp yükselen, penaltıda pozisyonunda kendini atan oyuncunun itiraz etmediği gibi. Bütün bu hareketler kasıtlı olarak yapıldığında oyun kurallarına aykırı ve normal şartlarda yapılmaması gereken müdahalelerdir. Ama kimseyi hakem bu hareketini görmedi diye suçlayamazsınız. Bugün Henry'nin bu denli eleştirilmemesinin nedeni hakemin pozisyonu görememesidir. Kaldı ki aynı maçın uzatma dakikalarında bir penaltı pozisyonunda -bana göre- kendini yere atan Anelka'ya aynı tepkiler gösterilmiyor. Hakem penaltı çalsaydı aynı tepkiler gelir miydi bilmiyorum. Ama durumu hakemin kararının direkt olarak etkilediği aşikarken hatanın büyüğü Henry'de midir hakemde mi, sormak isterim. Netice itibariyle Henry kendisini Dünya Kupası'na götüren gole itiraz etmediği için nefret unsuru olmuştur. Bana hala garip geliyor...

Son olarak içimizdeki İrlandalıların affına sığınarak maçın sonucuyla ilgili fikrimi de paylaşmak isterim. Fransa'nın Dünya Kupası'na gidecek olmasından memnunum. Dünya Kupası benim için keyif haftalarıdır ve orada keyif alacağım takımları izlemek isterim. İzlemekten keyif alacağım futbolcular, dinlemekten keyif alacağım teknik direktör demeçleri... Fransa'da fazlasıyla mevcut kriterler. Bu nedenle Fransa'nın elenmesi beni üzerdi. Keşke daha makul bir sonuçla gitseydi Dünya Kupası'na ama yapacak bir şey yok.

10 Kasım 2009 Salı

Cefakar Maraton


Geçtiğimiz hafta askerlik münasebetiyle bu sezonki son maçıma gittim Kadıköy'de. Yakalayabilirsem son hafta Trabzonspor maçına gelme niyetindeyim. Aldığımı 2 maçlık saha kapatma cezasıyla sürpriz bir şekilde son maçım olan Steaua Bükreş maçı, uzun süre uzak kalacağım tribün hayatının cazibesini gayet iyi şekilde hissettiğim bir karşılaşma oldu. Bu cazibeyi oturup uzun uzun anlatmaya çalışsam pek beceremem sanırım. Turnikelerden geçip, merdivenlerden çıkarken artan tribün gürültüsü, sonrasında görüş alanına giren parlak, yeşil saha... Tabi bunlar gidenler için görünen kısmı. Tribünün cefasının da sefasının da çok net şekilde anlatıldığı bir fanzin mevcut, Cefakar Maraton adında. Grup CK tarafından hazırlanıp tribünde ve Kadıköy'de çeşitli mekanlarda dağıtılıyor. Bir şekilde edinmenizi öneririm. Yukarıda bahsetmeye çalışıp kıyısından döndüğüm tribün güzellikleri gayet iyi aktarılmış fanzinde. Yeni sayının da çıkışı yakındır. Çıktığında buralarda olur muyum bilmiyorum ama fanzinin içinde olurum gibi geliyor...


# Taraftar gündemi
# Bu sene ne olur köşesi
# Yeni sezonda söylenmemis sözler kalmasin dilimizde
# O forma kutsaldir
# Düzensizligin Haykirisi
# Dün Bugün
# Söylesi: Ridvan Dilmen
# Nereden nereye
# Taraftarlar Birligi
# "o maç oradaydım"
# Keyf-i Karton
# Söylesi: Birmingham Zulus Firm - Paul
# Türkiye Tribün Raporu: Chairul Kate
# Tribün anarşisi
# Futbol Dilencisi
# Arvo Benitez Carboni


2.5 TL
Türk Telekom Tribünü'nde Grup CK'dan
Kadiköy Khalkedon
Kadiköy Mephisto
Taksim Mephisto'dan alabilirsiniz.

9 Kasım 2009 Pazartesi

Japonya'nın 2010 Dünya Kupası Forması


Japonya'nın 2010 Dünya kupasında giyeceği formalar tanıtılmış. Şık bir forma olmuş gerçekten.

5 Kasım 2009 Perşembe

Bir Şampiyonlar Ligi Gecesi

  • Öncelikle üst üste 2 maç seyretmeyeli uzun zaman olmuş. 19:30'da başlayan Şampiyonlar Ligi maçlarını nadiren izliyorum, saat 21:45 olmadan o moda giremiyorum.

  • Ama bu akşam Rubin Kazan - Barcelona maçı, saatine göre çok klas maç oldu. Hava şartları nedeniyle tutuk ve keyifsiz bir maç olur zannederken tam aksi oldu. Barcelona makina gibi oynarken Rubin Kazan akıllı hamlelerle oyunu 'pat'a götürdü.


  • Rubin Kazan'ın bugünkü oyunu bana geçen seneki Hiddink'in Chelsea'sini hatırlattı. Tek fark, o maçta daha formda bir Barcelona'ya karşı galibiyeti hak eden Chelsea olmuştu. O güne kadar -ki aylardan Mayıs'tı- muazzam formu sekteye uğramamış Barcelona'yı kusursuz kilitlemeyi başarmıştı Chelsea.

  • O gün nedense millet Chelsea'den nefret etmişti, oyunu çirkinleştirdikleri için. Bugün de aynı başarıyı Rubin Kazan gösterdi. Kurban Berdyev'i kutlamak lazım, Barcelona'ya 2 maçta 1 puan vermek iştir nihayetinde.

  • Gerçi her şeye rağmen bana göre skor oyunu yansıtmadı. Rubin Kazan ne kadar iyi oynadı desek de topun kendilerinde pek uzun kaldığını hatırlamıyorum. Zira topla oynama oranları 29% ve 71% olmak üzere Barcelona lehine. Tabi, ben topu hep sarılarda gördüğümü hatırlıyorum.


  • Aynı grupta Inter de soğuk bir memleketteydi. Ukrayna'da 90'da maçı çevirerek lider oldu (90'da çevirdi dediysem son 5 dk'da 2 golle). Gayet dengeli götürüyorlar puan durumunu. Liderle (Inter) sonuncu (Dinamo Kiev) arasında sadece 2 puan var. Barcelona ile Kazan aynı puanda. Haftaya Inter'in rakibi Barcelona. Inter kazanırsa -bence- Barcelona'ya Avrupa Ligi yolu görünür Liverpool gibi.

  • Evet, Liverpool yediği 90. dakika golüyle turu kaybetti gibi görünüyor. Fiorentina'nın kalan 2 maçta alacağı 2 puan Liverpool'u Avrupa Ligi'ne yollar.

  • Üstteki 2 madde gerçekleşirse UEFA'nın eski parlak günlerine döndürülme çalışmaları ilk seneden meyve vermiş olur.

  • Liverpool'un 10 puanla gruptan çıkamama ihtimali yüksek.


  • Inter ve Barcelona'nın grubunda lider 6 sonuncu 4 puanda. Gruptaki bütün takımlarının puanlarının toplamı E Grubu'nda Lyon ile Fiorentina'nın puanlarının toplamı kadar. Bu neye işaret şu an için kestiremedim. Az puanlı grupta zorlu mücadele var desem, Lyon'un grubunda Liverpool 10 puanla çıkamıyor. Kararını vermeedim ben.

  • Lyon demişken, Lisandro Lopez çok faydalı olmuş takıma. Hayran hayran izledim ama son dakikada golü Cris'e attırmasını daha çok isterdim. O dakikalarda Liverpool'un durumundan çok Fantasy Football'daki takımımı düşünüyordum çünkü.


  • Bu arada Fantasy Football sayesinde maçları karışık duygularda izler oldum. Taraf tutamıyorum, futbolcu tutuyorum. Tam bir kalender meşrep oluyorum Şampiyonlar Ligi gecelerinde. Lyon yemesin, atarsa da Govou'nun asistiyle Cris atsın istiyorum misal. Bir yandan Arsenal'in attığını öğrendikçe heyecanlanıyorum golü atanın Fabregas olma ihtimaline karşı. Atmadıysa da asist olsun diyorum. Son anda kadrodan çıkardıklarımın ise kart görmesinden mutlu oluyorum. Sanki Fantasy Football izliyorum.

4 Kasım 2009 Çarşamba

Tesettürlü Futbol


Ürdün Bayan Futbol Takımı


foto; reuters

3 Kasım 2009 Salı

Yedek Kaleci


Fenerbahçe'nin yedek kalecisi Volkan Babacan u-16 dan itibaren milli formayı giyiyor. Oynadığı milli maç sayısı Fenerbahçe'de forma giydiği maç sayısından daha çok. Volkan Demirel'in arkasında bir aksilik olmazsa minimum 5 yıl kulübede oturacağı kesin. Oysa şu an süper ligde bulunan takımların en az yarısında forma giyebilecek kalitede bir isim. Keza Galatasaray'ın transfer ettiği Ufuk Ceylan da geleceği parlak olduğu düşünülen bir isim. Galatasaray bu transferi yaptığında ya oynatsın, ya da 1-2 sezon daha Manisaspor'da oynamasına müsade etsin. Çünkü Leo Franco'nun sözleşmesi bitene kadar yedek bekleyeceği kesin. Leo Franco'nun Madrid'den ayrılma/gönderilme sebeplerinden biri de bu. Çünkü yerine 20 yaşındaki Asenjo'yu transfer ettiler. Rüştü ve Hakan arasındaki forma savaşını zaten anlamış değilim. Hakan Arıkan ilk defa bu kadar güven verdiği kaleye geçemiyorsa ne zaman geçecek. Üstelik performansı Rüştü'den daha iyi iken. Trabzonspor'da da aynı durum geçerli. Tolga sıkça yer buldu kendisine ama şansını pek değerlendirememiş gibi. Onur Recep Kıvrak'da milli oyuncu apoleti ile geldi Trabzon'a ama 3. kaleci durumunda. En azından 1.lige kiralanması düşünülmeli.

Aşağıdaki listede güçlü takımların kaleci listelerini sıraladım. Genel olarak 1. kaleci yedek kaleciden daha genç. Yani yedek kalecilerin daha çok tecrübeli isimlerden seçilmiş. Maç sırasında çeşitli nedenlerden dolayı kaleci değiştirmek zorunda kaldığınızda defans oyuncuları arkasında tecrübeli bir isim görüyor. Bu önemli bir nokta. Bu kaleciler refleksleri daha zayıf olabilir ama aylardır, belki de yıllardır oynamamalarına rağmen oyuna sonradan girdiklerinde çok büyük hatalar yapmıyorlar (istisnalar yok mu? Tabi ki var. Milan'ın 4 kalecisini bedava verseler evdeki balkona sokmam). İtalya ve İspanya bu konuya en önem veren ülkeler. Çarpıcı bir sonuç İngiltere Premier Liginden verebiliriz. Ligimize benzer bir tablo var Premier Ligde. İngiltere milli takımında da ciddi bir kaleci sorunu yaşandığını söyleyebiliriz. Zira hala David James'in milli takıma çağrıldığı görüyoruz. Almanlarda benzer bir tablo var ama alt yapıları iyi olduğundan orta şekerli kurtarıyorlar. Çok iyi kalecileri yok ama iyi kalecilere sahipler. Yalnız geçmişteki Kahn, Köpke, Illgner kalitesinde bir isimleri yok şu an.

Juventus; 1-Buffon(31), yedek; Chimenti(39), Manninger(32)
İnter; 1-Julio Cesar(30), yedek; Toldo(37)
Roma; 1-Doni(29), yedek; Lobond(31)
Fiorentina; 1-Frey(29), yedek; Avramov(30)
Milan; Dida(36), Roma(35), Abbiati(32), Storari(32)
Napoli; 1-De Sanctis(32), yedek; Iezzo(36)

Real Madrid; 1-Casillas(28), Dudek(36)
Barcelona; 1-Valdes(27), yedek; Pinto(33)
Valencia; 1-Moya(25), yedek; Sanchez(38)
Sevilla; 1-Palop(35), yedek; Varas(27)
A. Madrid; 1-Asenjo(20), yedek; Jimenez(23)

Bayern Münih; 1-Butt(35), yedek; Rensing(25)
Wolfsburg; 1-Benaglio(26), yedek; Lenz(35)
Hamburg 1-Rost(36), yedek; Hesl(23)
Werder Bremen; 1-Wiese(27), yedek; Mielitz(20)
Stuttgart; 1-Lehmann(39), yedek; Stolz(26)
Schalke; 1-Neuer(23), yedek; Schober(33)

Man. Utd; 1- van der Sar(38), yedek; Foster (27), Kuszczak(27)
Chelsea; 1-Cech(27), yedek; Hilario(34)
Liverpool; 1-Reina(27), yedek; Diego(26)
Man. City; 1-Given(33), yedek; Taylor(28)
Arsenal; 1-Almunia(32), yedek; Mannone(21), Fabianski(24)

Lyon; 1- Lloris (22), yedek; Vercoutre(29)
Marseille; 1- Mandanda (24), yedek; Riou(29)
Bordeaux; 1- Carrasso (27), yedek; Rame (37)
Monaco; 1- Ruffier (23), yedek; Ulien(20)
Toulouse; 1- Pele(26), yedek; Blondel(30)
PSG; 1- Coupet(36), yedek; Grondin(35)

Fenerbahçe; 1-Valkan Demirel(27), yedek; Volkan Babacan(21)
Galatasaray; 1- Leo Franco(32), yedek; Ufuk(23), Aykut(27)
Beşiktaş; 1-Rüştü(36), yedek; Hakan(27)
Trabzonspor; 1-Sylva(34), yedek; Tolga(26), Onur Recep(21)

30 Ekim 2009 Cuma

Bir Koreografi Hikayesi

video

Fenerbahçe - Galatasaray maçı için Vamos Bien, Grup CK ve Unifeb'in birlikte hazırladıkları koreografinin hikayesi...

28 Ekim 2009 Çarşamba

Laporta'nın La Masia Ziyareti


''La Masia de Can Planes'' Barcelona'nın futbol akademisi oluyor. Nou Camp'ın hemen yayında. Geçen hafta kuruluşunun 30.yılı dolayısıyla Başkan Laporta ziyaret etmiş La Mesia'yı. Görünen o ki yeni Eto'o lar, Valdes ler yetişiyor :)

Bir Hakemin Derbi Maçını Ertelemesi


Üst düzey futbol oynayan bir futbolcunun en büyük hayali herhalde dünya kupasını kazanmak olsa gerek. Bir üst düzey hakemin de hayali herhalde dünya kupasının finalini yönetmektir. Tabi bir hakemin dünya kupası finalini yönetebilmesi için önce kendi yerel liginde başarılı olması lazım, sonra yurt dışı maçlarda başarılı olması lazım, sonra bir çok kez uluslararası turnuvaya katılıp başarılı olması lazım, vb başarılar. Tam olarak hakemlerin hangi yollardan geçtiğini bilmiyorum ama sonuçta üst düzey başarılar elde etmek için bir çok üst düzey maç yönetmeniz lazım. Bünyamin Gezer'in hedefleri nelerdir bilemem. Tabi ki dünya kupası finalini hedeflemiyordur. Gerçek şu ki şu an Türkiye'de ki herhangi bir hakemin ulaşabileceği en üst nokta Fenerbahçe-Galatasaray maçında görev almaktır.

Bünyamin Gezer maçı yöneteceğinin haberini aldığında eminim çok sevinmiştir. Parti verecek bir yapısı gözükmüyor ama belki ufak çaplı bir kutlama bile yapmıştır. Bir çok arkadaşından da tebrik telefonu gelmiştir. Görev aldığı ilk Fenerbahçe-Galatasaray maçını, yani hakemlik hayatının en üst noktasını erteleyebilir miydi? Erteleyemezdi, ertelemedi zaten. Ertelemesi de hata olurdu. Bir gerçekte şu ki futbolumuzda bazılarının adını ''tribün terörü'' koyduğu tribün olayları ve saha dışı olayları da giderek azalmakta. Artık deplasman otobüslerinde onlarca döner bıçakları çıkmıyor. Eskiye oranla takımınızın formasıyla çok daha rahat dolaşabiliyorsunuz. Bunları 2 sene önce şampiyonluğun kaybedildiği Galatasaray maçından sonra Kadıköy'de görmüş biriyim. Artık tribünden sahaya yabancı madde attığınızda bile etrafınızdaki kişiler sizi uyarmakla kalmıyor, tartaklamaya varan tepkiler gösteriyor. Elbette bir bıçak darbesi gibi yaşanabilecek olayları kesemiyoruz ama en azından en aza indirgemeye çalışıyoruz. Bu nedenle bu maçın ertelenmesini beklemek ve istemek haksızlık olur.

27 Ekim 2009 Salı

Derbi Ertesi


  • Son yazıda bahsettiğim kafadayım. Maç öncesi yaşadığım stresi hatırlamaya çalışıyorum fayda etmiyor, hiç yaşamamışım gibi geliyor. Belki de stressiz bir maç öncesiydi, olmamız gerektiği kadar rahattık.

  • Maça dair en güvendiğim şey Galatasaray'ın galibiyete olan inancı ve özgüveniydi. Tabi inanacaklar, inanmadan olmaz ama en son beraberlik için geldiklerinde istediklerini almışlardı eksik kadroyla. (2007-2008 sezonu Türkiye Kupası eşleşmesi)

  • Maç öncesi duyduğum skor tahminlerinin tamamına yakını 3-1 Fenerbahçe galibiyetiydi. Hatta ters totem deneyen Galatasaraylı arkadaşın gazeteye verdiği iddaa tahmini bile 3-1 Fenerbahçe galibiyetiydi.

  • Totem demişken, bu sefer benimkiler ritmik işledi. Ayrıca ilk 11 blog'dan Göksel'in maç öncesi köftesi ve kırmızı Puma'larına teşekkürler.

  • Maç esnasında Fenerbahçeli taraftarlar taca çıkan topta bile hakeme tepkisini esirgemedi. İnternette yorumları okurken durumun Galatasaraylılar açısından da aynı olduğunu gördüm.

  • Ama -hemen hemen- kimse orta sahada Mustafa Sarp'a 20 metre top sürdüren Fenerbahçe'ye veya gelen bütün uzun topları yere indiren Galatasaray tandemine laf söylemiyor.

  • Sahada futboldan başka her şeyin olduğunu düşünenlerden değilim. Her ne kadar birbirini doğrudan etkilese de tribünden atılanlar ve maç öncesi yaşananlar haricinde futbolcuların neden olduğu önemli gerginlikler yaşanmadı. Bu nedenle sahada 'kötü futbol' olduğunu düşünenler olabilir ama 'çirkin futbolla' karıştırmamak lazım.

  • Baros'un sakatlığını Emre'nin omuzlarına yıkmamak lazım. Emre'nin müdahalesinin Baros'un sakatlığıla doğrudan bir alakası yok. Kaldı ki pozisyon gereği yapılan bir hamle. "Emre Baros'u sakatladı" demek marifet değildir, şanssızlıktır. Tıpkı Baros'un sakatlığı gibi.

  • Isınırken iki takım oyuncularının birbirine girmesi hayatımda ilk kez gördüğüm bir şeydi. İki takımın bütün futbolcuları bir noktada toplanmışken o bölgeye yabancı madde atan kişilerin ne düşündüğünü ciddi şekilde merak ediyorum. Hakemler, Fenerbahçeli ve Galatasaraylı futbolcular... Atılan madde ortamdaki herkese isabet edip hernevi zararı verebilir. Aklınca Galatasaraylı futbolcuyu hedef alan Alex'i de gözden çıkarmıştır, hakemleri de, önümüzdeki maçları da, derbinin değerini de. Sahaya o maddelerden bazılarını atan herhangi biri bu blogu okuyorsa merak içinde yorumunu beklerim.

  • Bahsi geçen olaylardan ötürü muhtemelen askere gitmeden önce gittiğim son lig maçı oldu bu. Emeği geçen herkese teşekkürler.

  • Derbilerde bundan sonra salt futbol izlenmek isteniyorsa radikal yaptırımlar uygulanmalıdır. Maç öncesi yardımcı hakem yaralandığında maç tatil edilmeyerek büyük fırsat kaçtı. Zira Türkiye'de uygulanabilecek en ağır ve caydırıcı ceza bir Fenerbahçe - Galatasaray maçının iptalidir.

  • Yönetim katında ciddi önlemler alınmadıkça ligin ikinci yarısındaki maçta olaylar katlanacaktır. Bu nedenle olaylar katlanmasın diyorsak cezalar katlanmalıdır.

  • Tabi salt futbol izlemek isteyenlerin sayısı da önemli bu noktada. Söz konusu derbi olunca skordan fazlasını düşünemiyoruz. Konuyla ilgili Mehmet Demirkol ne güzel söylemiş: "Ülkede neden bu kadar çok skor yazarı var diye sorarsanız cevabı şudur: çünkü skorseverler sporseverlerden daha kalabalık!"

  • Kadıköy'deki seri kaşla göz arasında 10 sene oldu. Bilanço Fenerbahçe'nin 27 golüne karşılık Galatasaray'ın 5 golü.

  • Galatasaray Kadıköy'de ne zaman kazanır derseniz önce beraberlik derim. En azından niyet o olmalı...

  • Son olarak maç sonrası bugünkü idmanda yine bir Roland Koch mizanseni izledik. Koch, Alex'e bir sultan kavuğu, Carlos ve Güiza'ya birer flüt vererek üçlüyü onore mi etti maymun mu etti anlamadım. Ama oyuncuların bu adamla iyi vakit geçirdikleri ve iyi motive oldukları kesin. Yedikleri gol için 20 şınav çektirmeyi ihmal etmemiş bu arada.

25 Ekim 2009 Pazar

Derbi Kafası


Şu saatte yatması gerektiğini düşünen ama yatsa uyuyamayacağını bilen milyonlarca kişiden biriyim. İki gündür kiminle konuşsan muhabbetin sonunda derbinin akıbetine bir geçiş oluyor. "Rahat alırız" diyenini görmedim henüz, her iki taraftan da. Herkes biraz temkinli, biraz pesimist. Ters totemler havada uçuşuyor. Galatasaraylılar önceki senelere oranla daha güven veren bir kadroları olduğunu söyleseler de "Bu sefer olacak bu iş" diyemiyorlar. Fenerbahçeli ise Kadıköy'deki son 9 yıla yaslayamıyor sırtını rahatlıkla, "Sakın o gün bugün olmasın" şeklinde bir cümleyi geçirmeden edemiyor. Hemen ardından Gaziantep'e yenilmenin fena olmadığını da ekliyor tabi. Galatasaraylı, kendi hücum hattına güveninden çok derbinin yakın tarihine takılıyor. Fenerbahçeli ise tarihten çok rakip kadroyu düşünüyor...

Ama işin ilginci kimse iyi veya kötü ne hissettiğini net bilmiyor. Öyle ki maç sonrası bütün duygular unutulacak, yerlerini kesin yargılara bırakacak. Zira tecrübeye göre Fenerbahçe - Galatasaray derbi tarihinde, taraflar maçtan sonra aşağı yukarı aynı kafada oluyorlar, maç öncesi duygularını hiç anımsamıyorlar. Maça dair olası 3 sonucun taraflar üzerindeki etkisini düşününce çıktı bu yazıya başlama fikri. Şimdi o muhtemel sonuçlar sonrası iki takım taraftarının olası hislerini ele alalım...


1. Fenerbahçe Galibiyeti:

  • Fenerbahçe cephesi: "İddaa'ya tek maça yazmak vardı bunu. O kadar barizdi ki kazanacağımız. Bundan kolay maçımız mı var sanki?"
  • Galatasaray cephesi: "Belliydi abicim. Barcelona'yı getir, bizim formayı giydirip şu sahaya koy yine olmaz, olmuyor. Şaşıracak bişey yok. Çayımıza çorbamıza bakalım..."

2. Galatasaray Galibiyeti:

  • Fenerbahçe cephesi: "Maçtan önce vardı zaten içimde bi sıkıntı. Demiştim zaten bugün kayıp olabilir diye. Boşuna değilmiş..."
  • Galatasaray cephesi: "Biliyodum valla. Kadıköy'de hiç bu kadar rahat maç seyretmemiştim.. Bu kadronun karşısında ne tılsımı? Oynadığımız futbol belli, korkacak bişey yoktu zaten..."

3. Beraberlik:

  • Fenerbahçe cephesi: "Hissediyodum zaten bu akşam kayıp olacağını. Ama yine yenilmedik..."
  • Galatasaray cephesi: "Kırdık bu sefer zinciri. Artık önümüz açık. Hem fark da açılmadı..."

Taraflar galibiyet sonrası günlerdir yaşadığı stresi silip atmaya hazır. Hatta sorsanız inkar ederler. Hiç bu kadar rahat olmadığını iddia edenlerin sayısı, saymaya üşeneceğiniz çokluktadır. Yalan olmasın benim için de bugüne kadar hep böyle oldu. Umuyorum bugün de böyle olur, bütün sıkıntıyı unutur, hatta inkar ederim. Olası bir mağlubiyet sonrası ise herkes içindeki Hıncal Uluç'u çıkarır ortaya ve "Ben dememiş miydim?" nidalarıyla meydanlarda boy gösterir. Rakip taraftarın geçeceği dalgayı savma refleksidir, istem dışı bir durumdur. Öyle ki ben şimdiden söylüyorum, Fenerbahçe için hiç kolay olmayacak bu maç... Beraberlik halinde ise iki taraftarda da "hepsinden biraz" hissi mevcut olur. Kazanamadığına üzülmüştür muhakkak ama -en azından- yenilmemenin verdiği rahatlık gece eve dönünce uyumayı kolaylaştırır. İşe matematiksel yaklaşırsan da "En azından fark açılmadı/kapanmadı" şeklinde kendini rahatlatmaya meyillidir taraftar. Tabi hepsinin maçtan önce söylediği gibi kolay maç olmamıştır...

(Bütün bu durumların varlığına beni uyandıran ve üzerine kafa yormamı sağlayan, bugün yayınlanacak olan 'Yenilsen de Yensen de - Derbi Özel' programının çekimlerinde, aralarda ve sonrasında dönen muhabbetlerdir. Fırsatını bulursanız 12.10'da izlemenizi öneririm. Konuğumuz Fenerbahçeli eski futbolcu Abdulkerim Durmaz ve enteresan muhabbeti...)

23 Ekim 2009 Cuma

1 Litre Benzinim Olsa


1 Litre Benzinim Olsa
by 1litrebenzinimolsa

Steaua Bükreş 0-1 Fenerbahçe


1997 yılında Bükreş'te oynanan maçı çok net olmasa da hatırlıyorum. Boliç'in yeni yeni suyunun ısınmaya başladığı ve penaltı kaçırdığı maç. Bol pozisyon bulduğumuz maçta 0-0 lık beraberlikle yetinmiştik. O maçta zihnime kazınan olaylardan birisi de maç sonunda Steaua taraftarının futbolcuları alkışlaması olmuştu. Hayatımda ilk defa kötü oynayan ve kendi evinde 0-0 berabere kalınca sevinen bir güruh görüyordum. Futbolcular da mutlu ayrılmışlardı o maçta sonra. Maç sonrası söylenen Steaua'nın bir kontra atak takımı olduğu ve deplasmanlarda daha iyi oynadığı yönündeydi. Artık ne kadar doğruydu o zamanlar bu söylenenler bilemiyorum ama bizi evimizde 2-1 mağlup etmeyi başardılar. Bugün maç sonrası Steaua Bükreş'li futbolcular bizi alkışlamış. Yayıncı kuruluş göstermediği için göremedim, Daum maç sorasında belirtti bunu.

Maça bakacak olursak, bol pas yaparak başladık maça. Steaua ilk yarı buna karşı koyamadı. Özer ilk defa ilk 11 de başladı ve çevresinde oynayan oyunculardan Kazım'da ilk defa santrafor oynuyordu. Mehmet Topuz'da sanırım 2. kez sağ kanatta oynadı Fenerbahçe'de. Fenerbahçe'nin ileri ucu yep yeni, alternatif bir ileri uç olmuştu. Kötü de değillerdi. Bir çok pozisyon buldular ama rakip alanda yapılan bol pasa rağmen ilk defa beraber bir maçta oynadıkları için ceza sahası çevresinde olgun girişimlerde bulunamadılar. Aslında golün ilk yarıda gelmesi gerekirdi. Çünkü Steaua Bükreş ikinci yarıya orta sahada daha derli toplu başlamıştı. Gol gelmeden Dayro oyuna dahil olsaydı sıkıntı yaşayabilirdik.

Golden sonraki skoru koruma çabası nedendir bilinmez. Hani bunu geriye yaslanıp kontra ataklarla çıkmayı düşünmek olarak değerlendirebiliriz ama Fenerbahçe bunu Alex'siz yapamıyor. Bugün kontra atağa da çok uygun isimler vardı sahada. Yine de golden sonra kontra ataklar geliştiremedik. Onun yerine Selçuk'u alıp skoru daha net korumayı başardık.

Daum hedef santrafor olarak Kazım'ı seçmişti. Kazım bana Doğu Avrupa'da ve İskandinav takımlarındaki güç, hız ve dribbling özelliğinden başka bir artısı olmayan siyahi santraforları anımsattı. Fena da oynamadı aslında. Topu tutup, arkadaşlarıyla pas organizasyonlarına girmesini beklemiyordum zaten. Ama işte kanatta oynadığı zaman da bu özelliklerini içeriye girerek kullanmasını bilmiyor. Daum'un belki de sağ kanattaki Kazım ısrarı bundandır diye düşünüyorum. Geçmiş yıllarda Tuncay'ı solda işlediği gibi Kazım'ı da sağda işler mi göreceğiz.

Özer hakkında bir kaç satır yazmak gerekir. Çarşamba günü Real Madrid - Milan maçında atılan 3. gol nasıl Seedorf'a yazılması gerekiyorsa, bu maçta da bu gol Özer'e yazılmalı. Sıradan bir ara pası değildi bu. Gerçekten çok az futbolcunun becerebileceği bir zariflikle pozisyonu oluşturdu Özer. Maçın genelinde de ilk defa ilk 11 başlamanın sıkıntısını yaşadı. Buna rağmen iyi buldum. Daum daha çok görev verdiği takdirde çok iyi bir oyuncu kazanacağız. Alex'in alternatifi olarak görmemek lazım. Hem sağda hem de solda değerlendirmesi gerekir Daum'un.

Sheriff'in Twente galibiyeti ise tam bir süprizdi. Bence Fenerbahçe liderlik maçına ilk maçında çıkıp mağlup olmuş ve yara almıştı. Şimdi ise liderlik adına ibre tamamen Fenerbahçe alehine döndü.

22 Ekim 2009 Perşembe

Wolfsburg 0-0 Beşiktaş


Şampiyonlar Ligi kendini bu hafta tüm takımlara hissettirdi desek yeridir. Seramonisinden midir, reklam panolarından mıdır bilinmez ama Şampiyonlar Ligi böyle bir şey işte. Kural 1-Ne olursa olsun gol yememeye çalış. Kural 2-Dolayısıyla yenilme. Wolfsburg zaman zaman öyle bastırdı ki ortada inançlı bir mücadele olmasa, Ferrari biraz geç kalsa çoktan kopabilirdi bu maç.

60. dk ya kadar Beşiktaş nasıl gol yemedi diye düşündüm durdum. Kötü oynuyor diyemiyorum çünkü ortada müthiş bir mücadele var. Mücadele için çırpınan bir takım var sahada ama çok da iyi organize olamıyor. Öyle ki Wolfsburg da defansta organize olamadı. Hani orta sahası iyi top yapan bir Beşiktaş olsa sahada, hem bu kadar pozisyon vermezdi hem de daha fazla pozisyon bulurdu.

Mustafa Denizli 10,5 diye çırpınıp durdu ama Nihat varken ne gerek 10,5 numaraya. Hem Bobo hem Nihat beraber oynadıkları için bu kadar iyiler. Sezon başından beri devam etseler, bu kadar acemice top kayıpları yaşamayacaklar. Bilmiyorum Yusuf sakat olmasaydı bugün oynar mıydı? İyi ki yoktu Yusuf. Beşiktaş bu düzende devam etmeli. Daha önce belirttiğim gibi Yusuf oyun sıkışınca girmeli.

Bana ''Bize bir stoper lazım, nereden buluruz'' diye sorsalar, gidin İtalya'da orta sıralarda bulunan herhangi bir takımın ilk 11 de oynayan stoperini alın derim. Hem Sivok, hem Ferrari bu sınıfın oyuncuları. Var mı elinde daha iyi yerli, yok. Fenerbahçe de Lugano'yu daha ucuza almadı. Ferrari her topa müdahele etti. Bir pozisyonda uyusa, zamanlama hatası yapsa kalesinde gol görürdü Beşiktaş ama Ferrari uyumadı.

Beşiktaş bu günlerden nasıl kurtulur sorusuna Mustafa Denizli gelmeli demiştim. 2 tane Mustafa Denizli yok bu ülkede. 1 tane varsa ve O Beşiktaş'ın başındaysa yapacak bir şeyiniz yok. Doğruyu bulmasını bekleyecektik. Buluyor gibi. Bugün çok iyi oynamadı Beşiktaş ama ümit verdi. Beşiktaş bu gruptan çıkar mı? Hiç belli olmaz. Hani Mustafa Denizli kafasında oynuyor ya maçı, biraz ona bağlı. Çokça da rakiplere bağlı. İnönü de 2 maçı var Beşiktaş'ın. 6 puan alması şart.

20 Ekim 2009 Salı

Cassano'nun Çırpınışı


foto; reuters

18 Ekim 2009 Pazar

Ayağa Gelen Fırsat

video

Son zamanlarda enteresan goller çoğaldı. Bu golün enteresanlığı da mesafeden değil, Stankovic'in gelişine vuruşundan. Hem golü atan Stankovic'i hem deplasmanda Genoa'ya 5 atan Inter'i tebrik etmek lazım. Olsun ara ara bu gollerden, hazzı bir başka...

Kaynak: ntvspor.net

17 Ekim 2009 Cumartesi

Dünya Kupası Dışında Kalanlar


Ronaldo'suz, Messi'siz Dünya Kupası izlemeyelim diye dua ederken İbrahimoviç'siz, Rosicky'siz kaldık. Eskiye oranla Avrupa'da artık daha çok denk takım var. 32 takımlık Dünya Kupası için 13 takımlık kontenjanı bulunan Avrupa yine de bazı yıldızlarını kupaya götüremiyor.

1. Grupta Danimarka, Portekiz, İsveç ve Macaristan yarışa dahil oldular. Portekiz'in lider bitirmesi bekleniyordu ama aldığı süpriz sonuçlar grubu karıştırdı. Bu grupta sağlam çıkan Danimarka lider oldu. Euro 2004 de Danimarka ile İsveç, gruplarda kardeşçe son maçta berabere kalıp İtalya'yı elemişlerdi ama bu sefer öyle olmadı. Danimarka İsveç'i tek golle geçerek Portekiz'i 2.liğe yerleştirdi. Yani İbrahimoviç yerine, kalas Bendtner'i izleyeceğiz.

3. Grupta son maçlar öncesi Çek Cumhuriyeti Slovakya'nın 7 puan, Slovenya'nın da 2 puan gerisindeydi. Slovenya deplasmanda lider Slovakya'yı 2-0 ile geçince Çekler bir bakıma havlu atmıştı. Çünkü Slovenya'nın son maçı San Marino ile idi. Çekler bu moralsizlikle çıktıkları Kuzey İrlanda ile berabere kalırken, Slovenya'da San Marino'yu geçip play-off lara kaldı.

6.Grupta dışarıda kalan takım ise Hırvatistan oldu. Hırvatistan son Avrupa Şampiyonasında İngilizleri saf dışı bırakarak bir anlamda İngilizlerin hem akıllarını başlarına getirdi, hem de intikam duygularını kabarttı. İngiltere hem içeride hem de deplasmanda Hırvatları dağıttı desek yeridir. Bunun yanında Hırvatları İngilizlerden çok ilgilendiren Ukrayna-İngiltere maçında Ukrayna İngiltere'yi 1-0 yenerek play-off lara kalmayı başardı. Dolayısıyla Hırvatistan kupa dışında kalmış oldu.

7. Grup benim hayatımda gördüğüm en ikramlı gruptu. Sırbistan dışında neredeyse hepsi ''ben gitmek istemiyorum, sen git'' dercesine futbol oynadı. Fransa ite-kaka 2. oldu. Hayal kırıklığı yaratan ise son Avrupa şampiyonasına katılan Romanya idi. 10 maçta 12 puan toplayarak 5. oldular.

Avrupa Play-off larında mutlaka 1 süpriz sonuç daha göreceğimize inanıyorum.

Asya kıtasında kupanın gediklisi haline gelen Suudi Arabistan yok bu sene. Koltuğu önce Kuzey Kore'ye kaptırıp 3. oldular, sonra play-off larda Bahreyn'e elenerek veda ettiler. Gerçi Bahreyn de daha gitmiş değil. Onlar Yeni Zelanda ile bir play-off daha oynayacaklar.

Amerika kıtasında Kosta Rika-Uruguay play-off unu izleyeceğiz. Uruguay Arjantin maçını kazansa roller değişecekti. Bu eşleşmede gönlümüz Uruguay'dan yana. Kupa'ya veda eden takımlardan biri de Ekvador ve çocukluğumun kupa gediklisi Kolombiya. Ekvador son yıllarda kaliteli futbolcular yetiştiren bir ülke. Arjantinli Bielsa'nın Şili'sini yenselerdi play-off lara kalacaklardı. Ayrıca 2006 Dünya Kupasında gönlümü feth eden Trinidad & Tobago'da dünya kupasında bu yaz yok. Dwight Yorke'u son kez izleme şansını kaçırdık. Gerçi Giggs hiç göremedi Dünya Kupasını. Yorke ise bir kez görmüş oldu böylece.

15 Ekim 2009 Perşembe

Gana U-20


Gana u-20 Dünya Şampiyonasında Brezilya ile finale kaldı. Zaten turnuva öncesi Brezilya'nın final oynayacağı ön görülüyordu. İspanya ciddi isimleri kadroya çağırmıştı ve Brezilya ile kapışır diye düşünürken Gana çıktı ortaya. Gana bu turnuvada bana 90'lı yılların Nijerya'sını anımsatıyor. Nijerya 1996 olimpiyatlarında altın madalya alıp, 1998 dünya kupasında da İspanya ve Bulgaristan'ı saf dışı bırakıp 2. tura yükselmişlerdi. Danimarka'ya elenip fazla ileri gidememişlerdi ama oynadıkları futbol ile herkesi kendilerine hayran bırakmışlardı. O zamanlar bizi ilgilendiren Uche, Okocha, Amokachi gibi isimlerin yanı sıra Oliseh, İkpeba, Lawal, Kanu, West, Babayaro gibi isimler de vardı.

Gana u-20 takımı küçük yaşlardan beri başarılar kazanan bir takım. Gana u-17, 2 yıl önce Kore'de düzenlenen u-17 Dünya Kupasında 4. oldu. Osei (Twente), Quansah (Nice), Opare (R.Madrid) o kadronun yıldızlarıydı ve bugün u-20 kadrosundalar. Buna teknik direktör Sellas Tetteh'i de ekleyelim. Gana A Milli Takımının Dünya Kupası elemelerinde Agyemang Badu (R.Huelva B) 1 kez, Samuel Inkoom (Basel) 3 kez forma giydi. Takımın kaptanlığını Abedi Pele'nin oğlu Andre Ayew (Marseille) yapıyor. 2010 Dünya Kupasında Ayew'i görebiliriz. Çünkü takımının finale uzanmasındaki en etkili 3 isimden biri oldu (Ayew-Osei-Adiyiah). Ayew forvet arkası görev yapan, süratli ve teknik bir oyuncu. Biraz da turnuvanın müstakbel gol kralını, Dominic Adiyiah'ı konuşalım. Alt yapı eğitimini Hollanda da Feyenoord'da almış. Şu an Fredrikstad'da oynuyor. Turnuva öncesinde pek adından bahsedilmiyordu ama şampiyonada final öncesi attığı 8 golle öne çıkmayı başardı (Bu alanda rekor 11 golle Saviola'ya ait). O da hızlı, gol vuruşları iyi ve güçlü fiziki yapısıyla dikkat çekiyor. Bu isimlere Sampdoria'da oynayan Mohammed Rabiu ismini de ekleyelim. 2010 Dünya Kupası için değil ama 2014 de bu Gana takımı bu oyuncular ile önemli başarılar elde edebilir.

Final şansları hakkında biraz bahsedersek, Brezilya şampiyonanın başından beri rakiplerinden çok farklı. Onları zorlayacak çok takım yok. Muhtemelen kupayı kaldıracaklar ama Gana fiziki olarak üstünlük kurabilirse şansı olabilir. Gana defansif olarak pek iyi değil ama gol yememeyi başarırlarsa hızlı oyuncuları ile kontra ataklarla gol şansı yakalayabilirler.

13 Ekim 2009 Salı

İsteyenin Bir Yüzü


"Yabancı hoca istiyorlarsa, ben aynı zamanda Alman vatandaşıyım."

Yılmaz Vural'a ait bu söz. Milli takıma seçilecek yeni hoca hakkında konuşurken sarf etmiş. Espri kabiliyeti olan teknik adamları seviyorum. Bence taktik bilgisi, motivasyon gibi özelliklerin yanında kıvrak zeka da barındırmalı iyi bir teknik direktör. Yılmaz Vural bu kıvraklığa yeterince sahip ama kıvraklığı sadece zekasıyla sınırlı değil. Bugün kendisinin adı milli takımla geçmiyorsa bunun da payı büyüktür.

Geçenlerde Haber Türk'te yapılan bir haberde, A Milli Takım'a nasıl bir hoca seçilmesi gerektiğine dair birkaç madde sıralamış ve genel hatlarıyla kendini tarif etmişti. Bugün ise açık açık belirtmiş milli takıma talip olduğunu. Kendisinin bu görev için gerekli vasıflara sahip olduğundan bahsederken son olarak yukarıdaki cümleyi sarf etmiş. Aslında önemli bir noktaya dikkat çekmiş. Alacağınız yabancı nitelikli biri olsun diyor Yılmaz Vural. "Yoksa biz ne güne duruyoruz" demeye getiriyor akabinde. Haksız da değil. Milli takımın eksiklerine karar verilmeden yeni hoca seçimi yapılırsa bir sonraki hüsran sonrası -ki bu da 2-3 yıl demek- beyaz bir sayfa açmak üzere Fatih Terim'e dönüş olacak ve 2012'ye geldiğimizde milli takımımız hala 2009 Ekim'ini yaşıyor olacak.