şampiyonlar ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şampiyonlar ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Mayıs 2011 Pazar

Barça güzel, kaybeden de güzel


Klasik "Finale yakışan bir mücadele oldu" kalıbının oturduğu bir final oldu. Manchester United'ın ilk 7-8 dakikada Barcelona'dan rol çalarak başladığı maç, ilerleyen sürede Barça rutinine döndü. Bunun panzehiri yok gibi birşey. Futbol izlemeye başladığım günden beri en iyi futbol takımını izliyorum. Barcelona'yı La Masia ve total futbolla anlatmaya gerek yok. Ayrıntıya inmeli. Hem de inilecek en ince ayrıntıya kadar inmeli. Başarı ayrıntılarda gizlidir...
Finalin hüzünlendiren tarafı ise Alex Ferguson. Dünyanın en iyi teknik adamı. Çalıştığı süre boyunca futbol çok şekil değiştirdi, onlarca trend geldi geçti. O hepsine uyum sağladı, kendinden birşeyler kattı. Ben onu başarılı bir bilgisayar programına benzetiyorum. Günü gününe güncellemeleri çıkıyor ve o bunları her zaman yükleyip, kuruyor. Arada virüs girdiği de oluyor tabi. Anti-virüs de kendisi. Çağın futbolu diye birşey var. Ama Alex Ferguson sadece bir çağın teknik direktörü olmadı, her çağın teknik direktörü oldu. Şu aralar biraz şansız, çünkü karşısına Barcelona çıktı. 2008'de kazandığı ikinci Şampiyonlar Ligi'nden sonra 2009 ve 2011'i Barça'ya bıraktı. Tarih çok da vefasız değil, mutlaka bunlar da hatırlanacaktır.
***
İzlerken TV'de gördüğüm güzel bir kareyi de aktarmak isterim. Bandırmaspor atkısı güzeldi de bir taraftar daha dikkat çekti. Hani hep konuşulur ya basketbol maçlarına futbol takımının formasıyla gidilmesin, basketbol formaları giyilsin diye. Dünkü maçta da bir taraftar Regal Barcelona formasıyla maça gelmişti.

4 Mart 2011 Cuma

Adidas Finale


28 mayıs'ta Wembley'de oynanacak Şampiyonlar Ligi finalinde tepilecek top İngiltere'de tanıtılmış. Tanıtıma da sanırım Londra'da apar topar getirip foto çekebilecekleri Nasri ile Kalou'yu davet etmişler. Arsenal-Chelsea finalini mi imâ ettiler bilmem ama bence bir İngiliz izleriz finalde. Benim favorim Barcelona-Manchester United finali.
Bundan önceki 10 topun şekli şemali ve ev sahipli yapan memleketler ise şöyleydi;



1-Milano, 2-Glasgow, 3-Manchester, 4-Gelsenkirchen, 5-İstanbul, 6-Paris, 7-Atina, 8-Moskova, 9-Roma, 10-Madrid

17 Aralık 2010 Cuma

Şampiyonlar Ligi son 16 eşleşmeleri


Roma - Shakhtar Donetsk
Milan - Tottenham
Valencia - Schalke 04
Inter - Bayern Münih
O. Lyon - Real Madrid
Arsenal - Barcelona
Marsilya - Manchester United
Kobenhavn - Chelsea

Favorilerimi kalın puntolarla belirttim. En ağır favriler Man. Utd., Barça ve Real Madrid. Lyon-Real maçları izlemekten artık gına geldi. Eskiden zevkli geçse de bu maçlar bu sezon Lyon'a hiç şans vermiyorum (kusura bakma chao). Kobenhavn güzel kura çekti ama maçların oynanacağı tarihe kadar Chelski toparlanır. Maç bugün oynansa Kobenhavn'ın turu geçer. Bence en muallak eşleşme Valencia - Schalke.
İtalyanlar birer birer Avrupa arenasından silinirken 2. tur ile birlikte hepten yok olacaklar gibi. Shakhtar ve Tottenham cayır cayır takımlar. Milan ve Roma'nın dayanabileceklerini sanmıyorum. Sakatlılardan kurtulan Bayern Münih de Inter'i rahat geçer bence.

25 Kasım 2010 Perşembe

Şampiyonlar Ligi Notları #5. Hafta


- Real Madrid'den başlayalım. Şüphesiz bu haftaya damga vuran olaylardan biri Xabi Alonso ve Sergio Ramos'un bilinçli kart görmeleriydi. Futbol tarihi buna benzer bir çok kart görmüştür, kaçını yazmıştır bilinmez. Ama bu kadar da altı deşilmememiştir. Bu olayın bu kadar konuşulmasının başlıca sebebi elbetteki Mourinho. Nam-ı diğer "special one"ın anlattığı yalanı yemedik tabi ki. Ben Mourinho'yu severim de bazen zıvanadan çıkıyor. Hele ki kartı gören iki arkadaş nasıl böyle amatörce görmeyi becerdiler hayret. İnsan bi faul falan yapar yahu.

- Bazen ne kadar zorlarsan zorla olmuyor. Hapoel'in Benfica'yı 3-0 yenmesi aklıma birkaç yıl önceki Arsenal - CSKA Moskova maçını getirdi. Orada durum biraz daha farklıydı. Arsenal'li futbolcular kulübü kuranlara nazire yaparcasına rakibi top atışına tutmuş ama maç 0-0 bitmişti. Benfica da bu maçta sayısız gol fırsatı yakalamış. Tam 21 kez köşe vuruşu kullanmışlar. Maç da şaka gibi 3-0 bitmiş. Olayın vahameti büyük. Benfica elenmiş oldu Şampiyonlar Ligi'nden.

- Roma Olimpiyat Stadında son yılların en güzel geri dönüşlerinden biri yaşandı. Son haftaların formda golcüsü Gomez'in golleriyle 2-0 öne geçen Bayern, ikinci yarıyla birlikte Roma'nın gladyatörlerine karşı koyamadı. Roma puanını 9 a çıkardı. Basel 6 puanda. İkili averaj Basel'den yana. Son maçlarda Roma, Romanya deplasmanına, Basel Almanya deplasmanına çıkacak. Kısacası bu galibiyet Roma'ya 2. tur kapılarını sonuna kadar açtı. Grupta iddiası kalmayan Cluj'dan 1 puan alsa kafi.

- Rooney Şampiyonlar Ligi'nde en son ilk maç olan Rangers maçında oynamıştı. Wigan karşılaşmasında da sonradan girerek açtığı yeni sayfada girişe başlamıştı. Bugün penaltıdan da olsa attığı gol ile girişi tamamladı. Sonucu yıllar sonra görmek dileğiyle gelişmeleri bekliyoruz.

- Şampiyonlar Ligi'nde ev sahibiyseniz rakip kim olursa olsun ibre size terslenmez. Maç öncesi seramoninin getirdiği gazdan mıdır bilmem ama bu böyledir. Braga evinde Arsenal'i 2-0 ile geçti ve puanını 9'a yükseltti. Fakat bu gruptan çıkması için kendisine mucize gerekiyor. Bu gruptaki diğer takım Shakhtar ise Partizan'ı deplasmanda yenmeyi başararak gruptan çıkmayı büyük olasılıklar garantiledi.

- İkinci tura çıkmayı garantileyen takımlar şöyle; A grubu; Tottenham-İnter, B grubu Schalke-Lyon, C grubu; Man.Uni.-Valencia, D grubu; Barcelona, E grubu; Bayern Münih, F grubu; Chelsea-Marsilya, G grubu; Real Madrid-Milan...

Bu kadarını beklemiyorduk

Bursaspor 5. Şampiyonlar Ligi maçında fark yerken, bu kez gol atmayı başardı, 6-1. Skoru geçen haftalarda yaşanan Bursaspor TV sunucusu hanım ile Trabzonspor arasında ilintiliyebilirsiniz ama ben pek bu konu üzerinde durmak istemiyorum. Hem Bursaspor yönetimi de bu saçma hadiseden dolayı özür de diledi.

Bursaspor'un Şampiyonlar Liginde oynadığı maçlardan sonra üstüne basarak söylediğim şey takımın tecrübesizliğinden çok hocanın tecrübesizliğiydi. Ertuğrul Sağlam hakkında ben hala emin değilim. 27 yıl aradan sonra bir Anadolu takımını şampiyon yaptı ama evet, hala emin değilim. Bursaspor ciddi ataklar yiyerek başladığı maça ısındı ve pozisyonlar buldu. Hele Sercan'ın o aşırtma vuruşu. O pozisyon öncesinde de süratini ve inatçılığını gösterebildiği bir pozisyonu da vardı. Eğer golü atabilseydi Bursaspor'dan çok kendine fayda sağlayacaktı. Peki Bursaspor'un penaltı golünden sonraki düşüşüne ne demeli.

Schuster 60'ların futbolu oynanıyor bu ligde dedi. Ben 90 dan sonrasını biliyorum, gerisini bilmem ama Fenerbahçe'nin 2008'de cl'de çeyrek final oynayan yavaş, ayağa pas yapan, sabırlı futbolu hangi yıla ait olursa olsun şu futbola tercih ederim. Günümüz futbolunda futbolcudan çok hocada bitiyor iş. 2 yıldır takımın başında bulunan kenardaki adam ne yapıyorsa, takım da aşağı yukarı o kadar oynar. Ertuğrul Sağlam bir ara UEFA'nın gelecek vaadeden hocalar listesinin başlarındaydı. O liste hala duruyor mu bilmem ama hocanın bir hayli yavaş geliştiğini belirteyim ben. Elinin altında her yönüyle diğer Anadolu takımlarından üstünlüğü olan bir takım varken ve bu noktalara kadar da ilerlemişken kaçırmasın bu fırsatı. Umarım ileride Şenol Güneş gibi futbol dersi verir bize. 

24 Kasım 2010 Çarşamba

Oynatmaya az kaldı doktorum nerde



Video dün oynanan Cluj-Basel maçından. Kulübenin camını parçalayan adam Cluj'un hocası Sorin Castu. Bıraksalar tüm kulübeyi parçalamaya da niyetliymiş aslında.

Edit : Cluj yönetimi Castu'nun bu davranışından ötürü görevine son verdi.

4 Kasım 2010 Perşembe

Şampiyonlar Ligi Notları #4. Hafta


- Bursaspor 4. maçından da 0 puan ve 0 gol ile ayrıldı. Bursaspor ilk 45 dakikada oynadığı en iyi Şampiyonlar Ligi maçını çıkardı. Manchester United'ın defanstan oyun kurmasını engellemek adına önde 4 kişiyle baskı kurdu, sık sık hataya zorladı. Yakaladığı pozisyonlar organize gelişen ataklar olmasa da yaptığı baskı sonucu kaptığı toplardan gelişti. İkinci yarının hemen başında yapılan hata ve yenilen gol ile her olur olmaz yerde dile getirilen tecrübesizlik bu sefer ortaya çıktı. Sercan Şampiyonlar Liginde kendini göstermek adına aşırı motive oluyor. Daha önceki maçlarda Volkan Şen de bunun izlenimlerini vermişti. Bursaspor zaman zaman oyun disiplininden koparak, takım oyunu oynamakta zorlanıyor. Ertuğrul Sağlam'ın bence kalan 2 maçta çözmesi gereken problem bu. Önce disiplin, sonra kolay gol yememek, en sonra da gol. 1996 da Fenerbahçe'nin 3 gol atarak 7 puan topladığını tekrardan belirtmekte fayda var.

- Bale herkesin dilinde. Geçen hafta yazıklarımızın aksini yazacak durumda değiliz. Adam mükemmel. Piyasasını arttırıyor. Muhtemel transferinde -İngiltere dışında- gideceği kulüpte bek oynacak olması ve yüksek maliyeti transferi zora sokabilir mi diye düşünüyordum ama piyasasını da arttırıyor bu haliyle. Geçen yıl Avrupa'nın en iyi sağ beki görülen Maicon'a nal toplattı desek yeridir. Barcelona Dani Alves'e 41,5 m euro vermişti. Daha yüksek bedelde bir bek transferi gerçekleşmedi sanırım. Buradan referans alınabilir.

- Werder Bremen'in pozisyonu mutlu ediyor beni. 2-3 takım dışında Alman takımlarına ısınamıyorum. Sampdoria'yı da tecrübeleri sayesinde geçmişlerdi. Beter olsunlar. Ne güzel Sampdoria, Cassano, Pazzini izleyecektik.


- Haftanın maçı Milan ile Real Madrid arasındaydı. Milan kötü oynadı ama İnzaghi gibi bir golcü olunca 2-1 öne geçti, az daha da kazanıyordu. Forvet ayrıdır, santrafor ayrıdır, doğru. Ben buna santrafor ayrıdır, golcü ayrıdırı da eklemek istiyorum. İnzaghi anasının karnından futbolcu olmak için değil, sadece gol atmak için doğmuş biri. İzlediğim futbolculardan ayırdığım nadir futbolculardan biridir. Tek işi var, o da gol atmak. Pippo dün attığı 2 golle Avrupa Kupalarındaki 70. golünü atmış. Raul'la beraber en çok gol atan futbolcu şu anda.

- Kobenhavn - Barcelona maçına da teknik direktörler Solbakken ve Guardiola'nın tartışması damga vurdu. Pinto'nun geçen maçta ıslık çalarak rakibi şaşırtmasını Solbakken eleştirmişti. Bu maçta da Kobenhavn'ın sert oyunu yüzünden Guardiola çılgına döndü. Maçın tamamını izleyemediğimiz için pek yorum yapamıyorum. Şu sıralar ligimizde de sertlik tartışmaları yaşanıyor. Aslında tartışmayı başlatan da, bitirecek olan da hakemler.

- Zilina kendi evinde 7 gol yedi Marsiya'dan. Platini sistemi ligi kalitesizleştirdi, Zilina gibi takımlara yer yok sesleri daha çok çıkmaya başladı. Ben Platini sistemi için biraz kararsızım. Şampiyonlar Ligi'nin daha çok uluslu olması önceden beri istediğim birşeydi. 3-4 yıl sonra güçsüz ülkelerin güçsüz şampiyonları hem tecrübe olarak, hem de maddi olarak daha iyi yerlere geleceğini ve rekabeti arttıracağını düşünüyordum. Lakin Platini sisteminin kötü yanı, artan gelirlerin iyi takımlara daha çok para gitmesini de sağlıyor. Bu nedenle sistem ters tepebilir. Sadece Avrupa Ligi'nin kalitesini yükseltmiş olur.

- Shakhtar - Arsenal maçı pol pozisyonlu bir maçtı. Eduardo Emirates Stadyumu'ndan sonra Donbass Arena'da da golünü attı ve sevinmedi. Bu sevinmeme mevzusu yapmacık mıdır, yoksa içten gelen birşey midir bilemiyorum. Empati kurmayı amaçlıyorum ama sonuçta Arsenal'de oynamamışım, orada birşeyler paylaşmamışım. Shakhtar formasıyla Fenerbahçe'ye gola ttığımı düşünüyorum da sanırım sevinmezdim.

21 Ekim 2010 Perşembe

Şampiyonlar Ligi Notları #3. Hafta


- Bursaspor'un maç yazısını yazmadık madem öyle kısaca değinelim. Bursaspor'un ligdeki konumuna baktığımızda bu yıl Süper Lig şampiyonluğunun meyvesini yemekten öte tekrar şampiyonluğa oynayan bir ekip görüyoruz. Yani bir Sivasspor örneği yok ortada. Dolayısıyla Şampiyonlar Liginde en azından bir hareket göstermesini bekliyorum ben. Bizler hocaları eleştirirken genellikle kendi kafamızdaki futbola göre değerlendiriyoruz. Sahadaki futbol bizim düşüncelerimiz çerçevesinde olunca olumlu eleştiri, bizim düşüncemizin aksi olunca olumsuz eleştiri oluyor. Açıkçası Ertuğrul Sağlam'ın 3 maçlık performansı -her ne kadar 2 si Britanya deplasmanı olsa da- beni ümitvar etmiyor. Şampiyonlar Liginin 1. kuralı gol yeme, yenilme. Bunları başardığın zaman her zaman bir ümit olur maçta. Rangers bu mentalite ile 5 puan toplamış durumda. Ben hocanın yerinde olsam 4 lü defansın önüne Hüseyin, Svensson, Ergiç 3 lüsünü, onların önüne de Turgay, Sercan, Volkan 3 lüsünü koyarım. Ama dediğim gibi hocanın Insua'yı oynatmaktaki düşüncesi nedir bunu öğrenmek lazım. Şu da bir gerçek ki Bursaspor 0 gol attı ve 0 puan topladı. 

- Bu hafta hem rakip kaleye hem de kendi kalesine gol atanlar oldu. Rangers - Valencia maçında Edu güzel bir kafa golüyle önce takımını öne geçirdi, aynı güzellikte olmasa da yine güzel bir golle Valencia'nın beraberlik golünü kendi kalesine attı. Bayern Münih - Cluj maçında da Cadu önce takımını öne geçirdi, sonra Bayern'e beraberliği getiren golü kendi ağlarına attı. Bayern'in ikinci golünü de Cluj'lu Panin kendi kalesine attı. 3. golü Gomez attıysa da ben o golü yine Cluj'a yazardım.

- Inter - Tottenham maçı ise çok ilginç bir maç olmuş. Maçın başlamasıyla İnter golü attı, 8. dk da Gomes kırmızı kart gördü ve penaltıdan 2-0 oldu. Devre bittiğinde skor 4-0 dı. Inter için harika olan bu başlangıca Gareth Bale isyan etti. Attığı goller bir Playstation turnuvasında atılsa bu oyunda bug var denilirdi. Gelişimi muazzam ivmelenmiş durumda. Lakin onu almak isteyen daha büyük bir kulüp muhtemelen bek kullanmak isteyecektir ve bir bek için de yüksek bonservis vermek istemeyebilirler. Twitter da Fırat Selçuk Cudicini için ''senede 1 cl maçı yapmazsa ölecek hastalığı olan'' yazmış. Gerçekten de öyle.

- Liglerinde kötü performans sergileyen Schalke ve Lyon maçlarını kazandılar. Şampiyonlar Ligi'nin golcü oyuncusu Raul'un attığı 2 gol büyük ustalık kokuyor. Raul attığı bu gollerle 68 gole ulaştı.

- Haftanın maçı Real Madrid ile Milan arasındaydı. Acaba geçen seneki süprizle karşılaşırmıyız umuduyla izledik ama malesef. Özil müthiş oynadı. Keza Ronaldo da öyle. Bir ara Milan'lı kasaplar Ronaldo'nun ayağını eline verecek sandık ama kazasız belasız kurtuldu. Mourinho Ronaldo için bir şans. Ben Ronaldo'da toparlanma emareleri görüyorum. Zamanında Beckham'a medyatik yüzü nedeniyle haksız yere çok fazla yüklenildiğini söylerdim. Ronaldo da artık daha aklı başında davranmaya başlamış gibi. Saha içindeki gereksiz hareketleri de bence azalıyor.

- Deplasmanda kazanan 2 takım var. Biri Spartak Moskova deplasmanında kazanan Chelsea, diğeri Roma deplasmanında kazanan Basel. Chelsea'yi bir kenara bırakalım, normal sonuç. Basel Roma'yı 3-1 yenerek haftanın süprizine imza attı. Basel teknik direktörü Thorsten Fink, Bayern Münih formasıya Şampiyonlar Liginin en dramatik finalini kaybetmiş, 2 sene sonrada kupayı kazanmış bir isim. Teknik direktörlük kariyeri Matthaus'un ayrılmasıyla Trapattoni'nin Salzburg'unda yardımcı hocalık ve geçen yıl Almanya 3. liginde FC Ingolstadt 04 takımın teknik direktörlüğünden ibaret. Basel bu sezon ilk Şampiyonlar Ligi galibiyetini alarak grubu da karıştırdı. Bayern'in ardından 3 takım, Cluj, Basel ve Roma 3 er puanda. Her şey olabilir bu grupta. Roma teknik direktörü Ranieri için geçen yıl gösterdiği performans nedeniyle özür dilemiştim. Geri aldım o özürü.


- Basel'in 2. golünü atan Inkoom'dan bahsetmezsek olmaz. 2009 da oynanan u-20 Dünya Kupasında takımın yıldızlarından biriydi. Geçtiğimiz yaz da Gana'nın Dünya Kupası kadrosundaydı ve 2 maçta forma giydi. Her geçen gün kendisini geliştiriyor ve yakın gelecekte daha büyük bir kulüpte görme imkanımız var. Gana'nın 2014 Dünya Kupasında da büyük iş yapacağını tahmin ediyorum. Inkoom zirve transferine 2014 de imza atabilir.

Toplu Sonuçlar; İnter4-3 Tottenham, Twente 1-1 W.Bremen, Schalke 3-1 H.Tel Aviv, Lyon 2-0 Benfica, Rangers 1-1 Valencia, Man. Utd. 1-0 Bursaspor, Panathinaikos 0-0 Rubin Kazan, Barceolna 2-0 Kopenhang, Roma 1-3 Basel, Bayern 3-2 Cluj, S.Moskova 0-2 Chelsea, Marsilya 1-0 Zilina, Ajax 2-1 Auxerre, R.Madrid 2-0 Milan, Braga 2-0 Partizan, Arsenal 5-1 Shakhtar.

30 Eylül 2010 Perşembe

Şampiyonlar Ligi Notları #2. Hafta


- Braga'nın Sevilla süprizi ağzımızda bir parmak bal olarak kaldı. Deplasmanda oynadıkları Arsenal maçında 6-0 mağlup olmuşlardı. Bu hafta evlerinde Shakhtar'a da 3-0 mağlup oldular. Partizan ise evinde Arsenal'e 3-1 mağlup oldu. Bu maçta Partizan lehine 2 tane olmak üzere, 3 kez penaltı düdüğü çalındı. Partizan bu penaltılardan biri yüzünden 10 kişi kalırken, tek penaltı golünü Caio attı. Partizan'ın diğer penaltısını kaçıran da Caio. Penaltıyı kurtaran Fabianski de şu an için göze girmiş durumda. Wenger de Fabianski'ye maç sonu gaz vermiş ama kalenin hala Almunia'da olduğunu söylemiş.

- Van der Vaart için Twente maçı çok enteresan geçmiş. İlk yarıda penaltı kaçırınca çok morali bozulmuş ve bir anlık hırs ile sarı görmüş. Soyunma odasında kendini o kadar iyi toplamış ki ikinci yarı başlar başlamaz çok güzel bir gol attı. Golde sakinlik var, zeka var, teknik var. Maça da öncekinden çok daha motive olması 60. dakikada yeni yetmeler gibi bir hareket etmesine ve ikinci sarı kartı da görmesine neden olmuş. 10 kişilik Tottenham'ı kurtaran ise Gareth Bale oldu. Önce içeriye muazzam süzülüp penaltı almış, 85. dakikada da Twente'yi yere seren güzel bir gol atmış. Hergün futboluyla büyüyor. O kadar hızlı büyüyor ki Tottenham'ı memnun edebilecek bir transfer teklifi almasını da zorlaştırıyor bence.

- Rubin Kazan, Barcelona ile oynadığı son 3 maçtan 2 beraberlik 1 galibiyet çıkarmış. Pep'in son 3 maçtır yenemediği tek rakipmiş. Barcelona futbolda yeni bir akım başlatabilir. Hücumcu bekler ve defansif ortasaha sayesinde tekrardan 3lü savunma görüntüsü çıkabilir ortaya. Barcelona dün çok açık 3 lü defans oynadı. Aşağıda UEFA'nın resmi sitesinden aldığım ve kendimce düzenlediğim bir grafik var. Sadece 2 bekin bulunduğu pozisyonları ekledim. Yine aşağıdaki grafiğe göre orta yuvarlağı Mascherano kontrol ederken, hemen sağında Pique sağ içi, solunda da Puyol sol içi topladı. Grafik karışmasın diye onları eklemedim. Kalan 8 oyuncunun da eklediğinde grafikte rakip yarı alanın nasıl kıpkırmızı olduğunu, Barcelona'nın nasıl hiç alan bırakmadığını tahmin edersiniz. Noat Samisa detaylı bir şekilde yazmış. Okumanız tavsiye edilir. Ben de bir kaç güne Fenerbahçe'nin de son yıllarda uyguladığı bu format, Alex ve başarısız futbol hakkında bir yazı hazırlayacağım. Fenerbahçe Zico'dan beri 3'lü oynuyor. Aurelio'nun katılımıyla Schuster de bunun tohumlarını ekmeye başladı.

- Ajax-Milan maçında İbrahimoviç eski takımına gol atmayı başardı. Fakat İbrahimoviç son günlerde yakışıksız hareketler yapmaya başladı. başına buyruk yapısı, ben en büyüğüm davranışları onun futbolunu olumlu yönde etkilese de Sacchi ile girdiği ağız dalaşı, antremanda genç arkadaşına şakayla karışık da olsa tekme atması ve son olarak da Ajax maçında çarpıştığı oyuncu yerde kıvranırken bırakıp pozisyonuna devam etmesi çok yakışıksız. Barcelona başarısızlığı ağır tahribata yol açmış.

- Inter de geçen sezon Milito sesleri yakılanırken, bu sene Eto'o sesleri yankılanıyor. Eto'o 3 gol atarak çıkışını sürdürmüş. Benitez'in güvenip, oynattığı 18 yaşındaki Coutinho da Roma maçında bana ışık vermişti. Özetlerden izlediğim kadarıyla bu maçta da fena oynamamış. 18 yaşında, kısa ve İtalya için çelimsiz gözüken bu adam, İtalya en önemli kulüplerinden birinde 2 maçtır çok önemli maçlara çıkıyor. Hem hocaya alkış, hem de Coutinho'ya.


- Cüneyt Çakır ile devam edelim. Bir Türk hakemini büyük bir arenada görmek sevindirici ama abarttığımızı düşünüyorum. Öyle ki Cüneyt Çakır saç tıraşı olup maça gelmiş. Maçı güzel yönetti. Kendisini çelişkiye düşürecek bir pozisyon da olmadı. 2 penaltı çaldı ve 2 side bana göre penaltıydı. Zaten kale çizgisindeki asistanı Fırat Aydınus'un da önünde oldu penaltılar. Başarılar dilyorum.

Rangers 1 - 0 Bursaspor


Bursaspor kendi açısından grubun kaderini belirleyecek maçlardan birine daha çıktı ve mağlup ayrıldı. Valencia maçından sonra tecrübesizlikten bahseden kişi sayısı çok fazlaydı. İlk maç için bu görüşe katılmamıştım. Bu maçta da yenilen gol için tecrübeden bahsedebilirim ama oyunun devamında Bursaspor'un yine teknik direktör hatası ile mağlup olduğunu düşünüyorum.

Bursaspor sahaya Ivankov - Ali Tandoğan, Stepanov, Ömer, Vederson - Svensson, Ergic - Volkan, Batalla, Ozan İpek - Sercan 11'i ile çıktı. Rangers ise Manchester United deplasmanında olduğu gibi 5 li bir defans ile sahadaydı. Tahminimce Ertuğrul Sağlam, Rangers'ın da kader maçı sayılan bu maç için 5 li defans ile çıkacağını düşünmedi. Aksine risk alacağını düşünerek, Volkan, Sercan, Ozan İpek gibi hızlı oyuncularıyla sonuca gidebileceğini düşünmüş olabilir.

Maçın başındaki görüntü Rangers'ın klasik ada futbolu oynayacağıydı. Bursaspor için çok kolay kitleyebileceği bir takım görüntüsü vardı. Nitekim oyun da böyle başladı ve Şampiyonlar Ligi seviyesindeki bir takımın yememesi gereken klasik ada golü geldi. Bu dakikadan sonra ipler tamamen Rangers'ın eline geçti. Ergic'in sakatlanmasında Insua'nın oyuna girmesi bir riskti ama alınabilecek cesur bir riskti. Fakat şunu da bilesiniz, bu değişikliği aynı seviyede başka bir takıma karşı yaparsanız sahadan fark yiyerek ayrılırsınız. Bursaspor'un daha çok topla oynamaya başlaması ve Rangers'ın kale önüne set kurması Turgay'ın oyuna girmesi gerektiğini işaret ediyordu. Turgay ise oyuna 72. dakikada girdi. Hem de Sercan'ın yerine. Üstelik sahada kötü oynayan Ozan İpek dururken. Sercan'ın kalabalık içerisinde kaybolduğunun ben de farkındayım ama pekala Sercan o kalabalıktan çıkarılıp, sol forvete yerleştirilebilir ve Turgay'ın açtığı alanları doldurabilirdi. Kim ne derse desin bence bu bir teknik direktör hatasıdır.

İkinci yarıda dikkatimi çeken bir diğer nokta da Bursasporlu futbolcuların oyundan kopması, rakip takımın defansını geçemedikleri için umutsuzlaşması ve sabırlı bir şekilde alan daraltarak ileri gitmek yerine uzaktan şutlara ve kişisel yeteneklerine başvurmasıydı. Tecrübesizlikten bahsedeceksek burada bahsedebiliriz.

Bunların dışında, Insua'nın oyuna girdikten sonra kalabalığa girmeyip, daha geride topu yönlendirmesi maçın iyi hareketlerindendi. Ozan İpek geçen sene çok övülen bir isimdi ama ben ileriki yıllar için pek ışık görememiştim. Bu sezona da kötü başladı. O kanadı da hareketlendirecek birilerini hazırlamak gerek. Batalla da etkisizdi bugün. Kalabalık içinde kayboldu. Svensson'un ağır görevi 20. dakikada bitti. Net bir yorum yapmak hata olur.

İlk 2 için Bursaspor'un şansını konuşmak başından beri hatadır ama bir 3.lük elbette yakışırdı. 3. olabilmek için evinde Valencia'ya 3 puan vermemeli, Rangers'tan da deplasmanda 1 puan almak gerekirdi. Şu anda puan tablosu 4-4-3-0. İki Manchester maçını da 0 puan olarak hesaplarsak (ki en doğal sonuç) 3. lük şansı mucizelere kalır. Bursa'da Rangers'tan alınacak 3 puan itibar açısından önemlidir.

16 Eylül 2010 Perşembe

Şampiyonlar Ligi Notları #1. Hafta


- Barcelona uzay futbolu oynamaya devam ediyor. Maçı izleyemedim. Özetlere göre 5 gol atan Barcelona fazlasıyla da cömert davranıyor. Geçen yıl Arsenal Nou Camp da Barça nasıl durdurulabilirin ipuçlarını vermişti. İnter de durdurup, kupaya uzanmıştı. Barcelona bence yine kupanın favorisi. Bazılarının beğenmediği futbolu oynamadan Barcelona'yı elemek imkansız gibi birşey.

- Twente - İnter maçı Twente için makul bir sonuçla bitmiş. İnter'in attığı ilk gol Milito'nun klasik ceza sahası hareketlerinden gelmiş. Bu hareketler artık bana bana bir dönemin Hasan Şaş'ını hatırlatmaya başladı. Tabi Milito ile Hasan kıyaslanamaz. Milito futbolunu bırakana kadar göstere göstere bu hareketleri yaparak golünü yazar. Twente'li Janssen'in ise ayakları çok sağlam. Attığı bir golün yanında bir tane de Milito'nun kendi kalesine atmasına vesile olmuş.

- Yıllardır yaptığı yatırımların karşılığını alamayan bir Tottenham vardı. Harry Redknapp'ın gelmesiyle arzu edilen futbolu oynamaya başladılar. İlk defa katıldıkları Şampiyonlar Ligine güzel başlayıp, 2-0 öne geçmişler. Werder Bremen için en doğru tanım ''son düdük çalmadan maçı bırakmıyorlar'' tanımıdır. Sampdoria'yı da Sampdoria'nın bitti dediği anda bitirdiler.

- Manchester United - Rangers maçı beklenenin aksine berabere bitti. Maçın en kötü sahnesi Valencia'nın ayağının kırıldığı an. Beğendiğim bir oyuncuydu. Umarım kısa sürede sahalara döner. Sahalara dönmesi beklenen bir diğer isim de Rooney. Bedenen sahadaydı ama alıştığımız futbolu yoktu. Çok top ezdi. Rooney sağlam karakterli bir isim. Kısa sürede toparlayacaktır.


- Yıllar sonra çocuklarımıza anlatacağımız bir Zidane vardı. Arkasından Messi çıktı. Tahmin ediyorum bunun devamı Müller olabilir. Bugün de çok klas bir gol attı. Hücum bölgesinin her noktasında oynayabilmesi de onun değerini arttırıyor. Maçtan 1-2 cümle bahsedersek; Roma özellikle 2. yarı çok aciz durumlarda kaldı. Bayern'in baskın, Roma'nın direnen takım olacağı zaten belli olan birşeydi ama van Gaal'in hamlelerine cevap veremedi Ranieri. Klose ise golcülün bir kez daha tanımını yapmış.

- Marsilya'nın yenildiğine bakmayın. Baştan sona üstün oynamışlar. Yedikleri gol de çok pis bir gol. Chelsea ise ligdeki tarifeyi Zilina'ya da sunmuş. Bu takıma artık Mourinho'nun takımı denmesi yanlış. Muazzam golcü bir takım yarattı.

- Milano'da konuşulan İbrahimoviç, Madrid'de ise Özil. Milan ilk yarıda çok pozisyon vermiş. Her iki golde de Ronaldinho ve İbrahimoviç var. İlk golde Boateng'in kafayı geriye doğru bırakması şahane. Real madrid ise topa tuttuğu Ajax kalesini çok tırt bir golle kırması da futbolun enteresanlıklarından. Özil yine sade, basit ve oyunu hızlandıran futboluyla yüceltilmiş.

- Son madde Arsene Wenger'e. O böyle fark yiyen takımların Şampiyonlar Liginde bulunmasından rahatsız ama şunu bilmesi gerekir ki her hoca onun kadar harika değil.

15 Eylül 2010 Çarşamba

Bursaspor 0 - 4 Valencia


Bursaspor bugün tarihinde ilk defa Şampiyonlar Ligi maçına çıktı. Neler yapacağı herkesin merakıydı. Sonunda 4-0 mağlup oldu ve alışık olduğumuz üzere tecrübeden dem vuruldu. Evet tecrübesiz bir takım Bursaspor ama bu acı mağlubiyetin tecrübeyle çok ilgisi yok. Maça çıkan kadro belki oyunun ilerleyen dakikaları için belki mantıklıydı ama yenilen 2 kötü gol planları alt üst etti. Malesef ki bunu düzeltecek hamleler yanlış yapıldı.

Turgay maç öncesinde sakattı. Turgay bu takım için alternatifsiz ve önemli bir isim. Bursaspor'un sahada ayağa pas yapabilecek, hızlı çıkabilecek bir görüntüdeydi. Nunez ve Turgay farklı yapıda oyuncular. Turgay top tutabilecek, defansı rahatsız edebilecek, çevresindeki hızlı isimleri kaçırabilecek bir isimken, Nunez pas yapabilecek, takım arkadaşlarıyla birlikte kaleye gidebilecek bir isim. Maç da aslında Bursaspor'un sıkıntıya sokmayan yavaş bir tempoda giderken Tino Costa'nın muazzam golüyle Valencia 1-0 öne geçti. Bursaspor oyunun devamında kaleye gitmekte zorlanırken free-kick ten 2. gol geldi. Bu yarıda Bursaspor kaleye gidemeyen, yeterli pas alış-verişi sağlayamayan, uyumsuz bir yapıdaydı. Valencia ise sakin, pas yapan, bulduğu boşluklarda kaleyi yoklayan bir görüntü çizdi.

İkinci yarıda değişiklik yapılacağını umarken o değişiklik gelmedi. Seyircinin desteğiyle Bursaspor etkili başlamıştı ama oyunun devamında ilk yarıdaki kıvama döndüler. Sercan ve Turgay'ın oyuna girerken Hüseyin ve Nunez oyundan çıkan isimler oldu. Hüseyin'in çıkması büyük bir riskti ve bu riski göze aldılar. Bana göre biraz körü körüne bir riskti bu. Sercan ve Turgay'ın girişleri oyuna hareketlik kattığı kesin. Bu ikili mutlak bir gol pozisyonu hazırlarken, bir tane de Turgay'a yapılan net penaltı verilmedi. Lakin Hüseyin'in çıkması Bursaspor'un defanstan oyun kurarken bocalamasına sebebiyet verdi. Atılan 3. golün sebebi bu değişiklikti. 4. gol de Hüseyin'in olmayışından geldi ama zaten oyun 3. golde kopmuştu. Ertuğrul Sağlam hatayı gördü ve oyuna Svenson'u aldı. Maçı da 5. yi yemeden tamamladı.

Tarihinde ilk defa Şampiyonlar Ligi oynayan bir takım olsa bile tecrübesizlik diyerek kestirip atmak hata olur. Ertuğrul Sağlam için de alınacak dersler var. Rangers'ın Manchester beraberliği kötü oldu. Şampiyonlar Liginde alınan değil puan, 1 gol dahi olsa kardır. Evinde oynayacağı en kritik 2 maçından birini kaybetti. İskoçya'dan puan ile dönmek zorundalar.

25 Mayıs 2010 Salı

Uefa Fantasy Football #5


Hatırlarsanız sene başında Uefa Fantasy Football yarışması düzenlemiştik. Şampiyonlar Liginin bitimiyle de şampiyonmuz belli oldu. İlk 3 şu şekilde;

1- CIPPOLA F.C. - Burak Kaptan - 682 puan
2- fener1503 - Emrah Çulha - 601 puan
3- DMT - İlker Yılmaz (ben) - 598 puan

Burak Kaptan'ı tebrik ediyoruz. Şaibesiz, temiz bir lig oldu. Ödül hak edene gidecek. Bize mail ile adresini yollarsa kitap ödülü için kendisiyle iletişime geçilecek.

23 Mayıs 2010 Pazar

Mourinho'nun Eseri; 2-0


Maç öncesinde taktik savaşına sahne olacak bir maç bekliyordum ve maç da aynen öyle başladı. Mourinho her zamanki gibi iyi analiz etmiş rakibini. Bu da beklenen bir şeydi ama benim beklediğim başka bir şey de van Gaal'in rakibini iyi analiz etmesiydi ve maç içinde daha önceki maçlarda yaptığı gibi hamleleriyle skoru değiştirmeye çalışmasıydı. Yeterli ve uygun hamleyi yapamadı van Gaal. Böylelikle Mourinho da ajandasının dışına çıkmadan maçı planladığı gibi bitirdi.

Sezon başı sık sık Real Madrid'den dem vurduk. Dağıtılan Hollandalı topluluğundan Robben ve Sneijder gitmemeliydi. Bugün her ikisi de geldikleri takıma final oynattı. Az konuşulan konu ise Bayern'in Lucio'yu satmasıydı. Çok büyük bir hataydı Bayern için. Bugün onun acısını kupayı kaybederek çektiler. Demichelis ve van Buyten sezon başından beri sinyal veriyordu. Milito'nun 35. dakikada attığı gol Bayern gibi takımın yiyeceği gol olamaz. Zamanında Demichelis orta sahada oynadığı için boşa sızlanmış. Defansı da kotaramıyor bu haliyle. Demichelis hediyesi ilk gol Mourinho'nun işini kolaylaştırdı. Biz de bekledik bakalım van Gaal nasıl değişiklikler yapacak diye. İkinci yarının hemen başında Bayern beraberlik şansını yakaladı ama topa vuran Muller'di. Muller'in gol kaçırması artık alışılagelmiş bir durum oldu. Bu sene çok aşama kaydetti ama gol vuruşlarını daha fazla geliştirmesi gerekiyor. Hocası onu hücum hattının her noktasında kullanabildiği için çok tutuyor. van Gaal 63. dakikada girmesi gereken oyuncuyu sahaya sürdü ama çıkması gereken oyuncuda hata yaptı. Yine Muller'e güvendi ve Hamit'i çıkardı. Hamit o ana kadar çok iyi oynamasa da kötü performans sergilemiyordu. Böylelikle Bayern forveti ikiledi ve kanatlarda da 2 hücumcu ile oynamaya başladı. 70. dakikada da Milito Inter'i 2-0 öne geçirince, kupanın sahibi de belli olmuştu. 2-0 dan sonra gömülü Inter savunması ve pas yapmaktan başka hiç bir şey yapamayan bir Bayern izledik maç bitimine kadar.


Tabi Inter'in kilidini açmak kolay değil. Açamadı da Bayern Münih o kilidi. Robben sık sık sağdan içeri girip uzaktan şut denedi ama bu şutlar ayarında değildi. Bir ara bıkkınlık verdi ve O da vazgeçti. Muller'in oyunda 90 dakika kalması sorgulanabilir ama Bayern kulübesine baktığımızda da pek alternatif göremiyoruz. Ribery'in olmaması Bayern'i Bundesliga'da bile zaman zaman sıkıntıya sokarken, şampiyonlar ligi finalinde sıkıntıya sokmaması düşünülemez.

Inter bu kupayı sonuna kadar haketmiştir. Önce Chelsea, sonra Barcelona ve en sonunda Bayern Münih'i geçmek, ligde hem şampiyonluk hem de ülke kupasını kazanmak büyük başarıdır. Mourinho her geçen gün kendisine bir kaç tane daha düşman ekliyor. Bazıları hem çok çalışır hem de mütavazi takılır. Mourinho mütavazi takılmıyor ama eminim çok çalışıyor. Çok büyük hırsları var. Bu hırslarını da dışarıya vuruyor. Birçok kişiyi rahatsız ediyor haliyle. Ben nötrüm. Hatta az birşey de olsa sempati besliyorum. Adam hakkıyla çatır çatır kazanıyor bu başarıları. Çenesi çok çalışıyor ama O da bundan besleniyor. Onun World of Warcraft adamı da bu.


Ayrıca Mourinho maç sonunda beklenen açıklamayı da yaptı. Son maçına çıktı Inter'le. Büyük ihtimalle kendisini Real Madrid'de izleyeceğiz. Daha üst nokta Portekiz milli takımı olur. Birkaç sene Real Madrid'de çalışır, bir kaç kupa alır ve Portekiz milli takımı ile jübilesine hazırlanır gibime geliyor. Ne de olsa bundan sonra ''Mourinho'nun önü açık''!

22 Mayıs 2010 Cumartesi

Bayern Münih vs İnter Milan (Maç Önü)


Pozisyonu az, mücadesi yüksek ve zevkli bir final bekliyorum. Usta-çırak doğal olarak birbirine benzer tarzdalar fakat birisi Hollandalı olarak düşünüyor. Her iki hoca da taktik dehası. Takımlarını bir makine düzeninde oynatmak, seri imalat yapmak onların tarzı değil. 90'lı yılların finalleri de böyleydi. Maç içinde hamleye karşı hamle, hamle üstüne hamle gelecek. Tam bir taktik savaşı izleyeceğimizi düşünüyorum. 90 dakikalık skor tahminim 1-1. Muhtemel ilk 11'ler;

Bayern Münih; Butt, Lahm, van Buyten, Demischelis, Badstuber, van Bommel, Schweinsteiger, Hamit, Robben, Muller, Oliç

İnter; Julio Cesar, Maicon, Lucio, Samuel, Chivu, Zanetti, Cambiasso, Sneider, Pandev, Eto'o, Milito

8 Nisan 2010 Perşembe

Şampiyonlar Ligi Çeyrek Final Maçları

Şampiyonlar Ligi kulüpler düzeyinde futbolun en iyi oynandığı organizasyondur. Hatta ben bunu oturur ciddi ciddi Avrupa Şampiyonasıyla, Dünya Kupasıyla kıyaslarım. Milli düzeyde oynanan turnuvalara göre artıları da vardır bence. Bu daha kapsamlı tartışılabilecek bir konudur. Sadece nazarımdaki önemine dikkat çekmek istedim. Her yıl bu mevsimde muhteşem maçlar izliyoruz. Yine çok güzel 4 maç izledik. Ekran karşısına oturduğunuza pişman olmuyorsunuz.

İngilizlerden başlayalım. Yakın geçmişte yarı finalde 3 İngiliz takımı varken şimdi hiç yok. 2002/03 sezonundan beri ilk defa İngilizler Şampiyonlar Liginde yarı final göremeyecekler. Bunların uzun uzun detaylandırılmasına gerek var mıdır? Bence yoktur. Liverpool tek olarak ele alınabilir belki ama Manchester United bildiğimiz Manchester United, Arsenal bildiğimiz Arsenal'di bu sene. Arsenal'in şansızlığı Barcelona ile eşleşmesiydi. Manchester'ın şansızlığı ise Rafael'in gördüğü kırmızı karttı. 2-1 yenildiğin maçın rövanşına çıkıyorsun ve ilk 7 dakikada 2-0 öne geçiyorsun. Dakikalar 41'i gösterdiğinde 3-0 öndesin. Başka ne istersin ki... Daha da önemlisi 42. dakikada kaç kişi United 2 gol yer ve elenir diye düşünür ki... Oliç çıktı sahneye ve 43. dakikada umutları yeşertti. 50. dakikada Rafael kırmızı kartı görünce bir takıma hayal kırıklığı, diğer takıma moral geldi. Budur zaten futbolun güzelliği. Tüm emekleriniz 1 hata ile heba olabiliyor. Arsenal'e gelirsek; Barcelona önünde her iki maçta da yapabileceklerini yapmaya çalıştı. Elinden geldiğince, gücü yettiğince mücadelesini sürdürdü. Barcelona ve Man. Utd. dışında eşleşebileceği her takıma karşı benim favorimdi zaten. Aslında politikasını pek tavsip etmem ama dünya gözüyle böyle bir takım görmenin mutluluğunu da yaşıyorum.

Bayern'i ise yarı finalde görmek güzel şey. Gerçekten özlediğim bir takımdı. Elber'i, Effenberg'i, Kahn'ı, Bassler'i, Ze Roberto'yu, Salihamidzic'i, Lucio'yu, Hitzfeld'i,.. vb hiç unutamam. Şampiyonlar Ligi deniyorsa Bayern'in adı geçmelidir. Man. Utd.'yi inançları ile yendiler. Her iki maçta da geride gelip skoru kendi lehlerine çevirmeyi başardılar. Bu sene şansları da yaver gidiyor. Muhtemelen finale kadar uzanacaklar.

Mourinho'ya ise bu sefer ekmek çıkmadı. Karşısında atışacağı, ver-kaç yapacağı, orta keseceği isim yoktu. Molada saydım ben onu. En sessiz çeyrek final mücadelesine imza attılar. Bu sessizlikte hazırlanmıştır mutlaka Barcelona'ya. Porto döneminde Real Madrid ile oynayacakları maç için asistanları ile nasıl hazırlandıkları yazılmıştı kitabına. Allem edip kallem etmişler ve Real Madrid'i durdurmanın taktiğini bulmuşlar ama kadroyu saydıklarında 12 kişi çıkmış karşılarına. Doğal olarak yenilmişler. Şimdi karşılarında Barcelona var. İlginç bir maç olacak.

Barcelona ise kupanın mutlak favorisi. Seneye de favorisi olacaktır. Belki uzun yıllar en büyük favori kalacaktır. Belki de dünyanın gelmiş geçmiş en iyi takımına tanıklık ediyoruz. Bir takım daha iyi oynayabilir mi acaba bilmiyorum. Tüm oyuncuları Messi alçakgönüllüğünde olursa olur ancak. Bir futbolcu bu kadar iyi olacak ve bu kadar da alçak gönüllü olacak, takdir edilesi bir davranış.

Fransızlar ise yarı finali garantilemişti. Gönlümden geçen Bordeaux idi. Lyon bugün 1-0 yenilmesine rağmen geçti turu. Man. Utd.-Bayern maçı 2-0 olunca açtım Bordeaux-Lyon maçını. İlk yarının son 30-35 dakikasını izledim. Sağlam baskı kurdular. Golü atacakları belliydi. Nitekim ilk yarıyı da 1-0 önde kapatmayı başardılar. İkinci yarıda da baskılı oynamışlar ama kaleciye takılmışlar (bknz). Gönlüm sene başından beri Bordeaux'daydı. Kanımca hakettiler de yarı finali. Lyon'un çok daha iyi kadrolar gördüğü ve çok daha iyi futbol oynadığı günler oldu. Onlar da daha önce haketmişti. Sanırım adalet bu yönden işledi.

Tahminim Bayern ile Barça'nın final oynayacağı yönünde.

19 Mart 2010 Cuma

Şampiyonlar Ligi Çeyrek Final Eşleşmeleri


Mantık Manchester United - Barcelona finali diyor, gönül Bordeaux-Arsenal istiyor. Please O.Lyon - İnter olur. Barcelona'nın işi Manchester United'dan daha zor olduğunu söylemek gerek. Barcelona Arsenal maçı kaçmaz. Umarım Star TV Papatyam'ı ıska geçer de her iki maçı yayınlar.

grafik marca dan

25 Şubat 2010 Perşembe

İnter 2-1 Chelsea


Maç, öncesinde Mourinho ve Ancelotti'nin atışmaları ile başlamıştı. Tabi söz konusu futbol olunca ne kadar laf ederseniz edin sahada oynanan futbol adamı vezir de eder rezil de. Ancelotti sayısız kez bu stadyumda İnter'e karşı maç oynadı. Chelsea 11 inde ise İvanoviç ve Anelka dışındaki oyuncular Mourinho döneminin yıldızları.

Maçın golle başlaması pozisyon ve tempo açısından değil de topla oynama yüzdelerinde farklılık yarattı. Bu oyun tarzı Ancelotti'nin sevdiği bir tarz. Milan'dan aşina olduğumuz üzere, oyun bu düzende sürdüğü müddetçe gol atacaktı zaten Chelsea. Ben İnter'in ilk yarıda daha efektif olmasını beklerdim. Sol bek oynayan Malouda'yı ilk yarı boyunca hiç zorlayamadı İnter. Aksine Ivanoviç bile sık sık ileri çıkıp bugün başarılı bir performans sergiledi. Motta-Cambiasso-Stankoviç 3 lüsü Chelsea orta sahasına göre yaratıcılıktan uzaktı ve ilk yarı boyunca devamlı adam kovalamak zorunda kaldılar.

Kalou'nun ikinci yarının başında gelen golü maçın seyrini değiştirir mi derken Cambiasso'nun golü geldi. Ardından Motta-Balotelli, Eto'o-Pandev değişiklikleri canlandırdı İnter'i. Poazisyon bulma konusunda yine sıkıntı çekseler de ilk yarıdaki kadar pasif kalmadılar. Belki Pandev ile Balotelli'nin pozisyonlarını değiştirip ters ayak deneselerdi pozisyon şansları daha da artacaktı.

2-1 elemeli maçların en pis skorudur. Ne ev sahibine elle tutulur bir avantaj sağlıyor, ne de deplasman takımına avantaj sağlıyor. Gördüğüm kadro yapısı ve oyun formasyonu itibariyle avantaj Chelsea'de. Morinho'nun elindeki malzeme ile Stamford Bridge'de istediği sonucu alması zor.


fotolar; corrieredellosport.com

19 Aralık 2009 Cumartesi

ŞL ve Avrupa Ligi Eşleşmeleri

İlk önce bizi ilgilendiren Avrupa Ligi ile başlayalım. Fenerbahçe Lille ile, Galatasaray da Atletico Madrid ile eşleşti. Tabiki zorlu rakipler. Lille gibi sistematik ekiplerden devamlı çekinirim. Bizim takımlarımızın yıllardır tıkır tıkır işleyen bir sistemleri olmadığı için bu tarz takımlar hep sıkıntı yaratmıştır bize. İsmen büyük ama Lille gibi otomatiğe bağlamamış takımları da hep tercih ederim. İlk maçların oynanmasına tam 2 ay var. 2 ay sonra Lille bildiğimiz Lille gibi çıkacak Fenerbahçe'nin karşısına. Atletico Madrid'in ise 2 ay sonrası muamma. Forlan ve Agüero'nun santrafor olduğu takım Şampiyonlar Liginde topu topu 3 gol attı. Fenerbahçe 2 ay sonra bugünden daha güçlü olacaktır. R.Carlos'un yerine yapılacak yabancı transferini merakla beklemekteyiz. Satrafor gelmez kanaatimce. Tahminim ilk yarı boyunca aksayan sol açık mevkine yapılır transfer. Galatasaray'ın ise sıkıntısı futbolcuda. Linderoth ne olacak, defansa takviye gelecek mi gibi sorular çözülmeli. Sezon ortasında çok iyi bir transfer yapamayabilirsiniz ama Beşiktaş'ın devre arası Ernst transferi gibi bir transfer yaparsa Galatasaray daha kuvvetli olur.

Lille-Fenerbahçe / Liverpool-Unirea
A.Madrid- Galatasaray / Everton-S.Lizbon
Hamburg-PSV / A.Bilbao-Anderlecht
Rubin-H.Tel-Aviv / Villarreal-Wolfsburg
H.Berlin-Benfica / Kobenhavn-Marseille
Panathinaikos-Roma / S.Liege-Salzburg
Ajax-Juventus / Fulham-Shakhtar
C.Brugge-Valencia / Twente-W.Bremen

Mourinho şanslı adam. Bu tarz adamların şansı karşılarına hep intikam anlarının çıkmasıdır. Chelsea vs Barcelona maçları muhteşem keyifli geçti. Şimdi de İnter'in başında iken Chelsea ile eşleşti. Barcelona'lı futbolcuları suçlayabileceği herşeyle suçlamıştı Mourinho. Yalnız bu kez kendi evlatları Terry, Lampard, Drogba ile mücadele edecek. Bu sefer saldırabileceği tek kişi Ancelotti. Umarım alt eder. Bir başka ilginç ziyareti Milan forması ile Beckham gerçekleştirecek. Bu eşleşme de duygusal sahnelere sebep olur. Barcelona ise şimdiden bay geçiyor. Sevilla nispeten kolay bir gruba düşmüştü. Çekebileceği en zayıf halkayı çekmiş. Porto ve Arsenal maçları da beni hiçbir zaman cezbetmedi. Zico'ya ise başarılar. İşi çok zor.

Lyon-R.Madrid
Milan-Man.Utd
Porto-Arsenal
B.Münih-Fiorentina
Stuttgart-Barcelona
Olympiacos-Bordeaux
İnter-Chelsea
CSKA Moskova-Sevilla

10 Aralık 2009 Perşembe

Şampiyonlar Ligi Grup Elemeleri Analizi


Bana göre Dünya Kupası ve Avrupa Şampiyonasından sonraki en prestijli turnuvadır Şampiyonlar Ligi. Bu sene Platini'nin yeni düzenlemesi çok tartışıldı. Elbette gruplar eskiye nazaran daha güçsüz bir hale büründü ama arka bahçede oynanan UEFA Kupası da çok sıradanlaşmıştı. Yine de beklenen kalitenin üstüne çıktığını düşünüyorum. Arttırılan gelirlerle birlikte 2-3 sene sonra eskisini aratmayacak bir lig olacaktır bence Şampiyonlar Ligi. Kısaca Grup sonuçlarını yorumlarsak;

A Grubu; Kuralar çekildiğinde en çok üzüldüğüm takımlardan biri gruptan çıkamayacağını düşündüğüm Bordeaux olmuştu. Harika bir iş başardılar. Juventus ise özellikle son maçta aldığı mağlubiyetle büyük hayal kırıklığı yarattı bende. M.Haifa ise Şampiyonlar Ligi tarihinin gelmiş geçmiş en kötü performansına sahip olabilir. Attıkları gol sayısı 0.
B Grubu; Beşiktaş'ın CSKA ile 3. lük yarışı yapacağını tahmin ediyordum. CSKA böylesine çalkantılı bir dönemden başarılı bir sonuçla çıktı. Hayal kırıklığı ise Wolfsburg oldu.
C Grubu; Marsilya'nın Milan'ı geçip 2. tura çıkacağını düşünüyordum. Milan evinde oynadığı 3 maçı da kazanamadı. Deplasmanda ise hem Real Madrid'i hem de Marsilya'yı yenmeyi başardı. Zürih ise topladığı 4 puanı da Milan'dan aldı.
D Grubu; İlk 2 hatta ilk 4 kafalardaki gibi şekillendi ama A.Madrid'in performansı rezalet. La Liga'da da reziller gerçi. Apoel ve klasmanı takımlar Şampiyonlar Liginin en keyif verici takımları. Çoğu Türk gibi ben de seviyorum güçlünün karşısındaki güçsüz takımın başarılı olmasını. Fenerbahçe ve Beşiktaş o devre gelmeden klasman atladılar. Galatasaray 90 larda o zevki tattırdı taraftarına. APOEL'in 3. olmasını isterdim.
E Grubu; Lyon ortalama Şampiyonlar Ligi puanını aldı. Genelde 2. olarak her zaman bir üst tura çıkmayı başarıyorlar. Fiorentina, Bordeaux gibi büyük iş başardılar. Bu gruptaki hayal kırıklığı Liverpool ise geçmişin hatalarını yaşıyor. O kadar çok kıytırık, kıyafetsiz futbolcuyla dolduki takım, birkaç önemli eksikle dağıldılar. Benitez'e İspanya yolları gözüksün artık.
F Grubu; Sıralamada süpriz yok ama sonuçlar süpriz geçti. Hem Rubin hem de Dinamo Kiev teşekkürü hak etti.
G Grubu; Bu gruptan Stutgart çıktıysa sebebi Unirea'nın tecrübesizliği ve Rangers'tır. Rangers'tan bu kadar kötü performans beklemiyordum. Unirea ise APOEL gibi gönüllerin takımı oldu.
H Grubu; Tecrübesizliğine yenik düşen takımlardan biri de Standard Liege oldu. Her sene üstüne koyarak ilerliyor. Önümüzdeki yıllar daha fazla süpriz yapacaktır. Sinan Bolat milli takım için gözden ırak gönülden ıraktı. Yeni gelecek olan teknik heyet ilk 11'e koyarsa şaşırmam. Az ise teknik direktör kurbanı oldu. Ronald Koeman da artık ne kadar kıyafetsiz olduğunu kanıtladı bana göre. Zico ise her zamanki efendiliğiyle yoluna devam ediyor. Arzu ettiği takımlardan birinin başına geçecektir elbet.
İstatistikler;
Gol Krallığı; 6 g0l; C.Ronaldo - 4 gol; Dzeko, Owen, Krasic
Asist Krallığı; 4 asist; Fabiano, Necid, Vargas, Wendel - 3 asist; Gilardino, Seedorf, Malouda, Pjanic, Arshavin
En çok gol atan takımlar; Real Madrid(15), Fiorentina(14), Lyon(12), Arsenal(12)
En az gol yiyen takımlar; Bordeaux(2), Porto(3), Lyon(3), Barcelona(3), Sevilla(4), Chelsea(4)
En çok gol yiyen takımlar; Debreceni(19), Zürih(14), Rangers(13), A.Madrid(12)
En az gol atan takımlar; M.Haifa(0), Beşiktaş(3), A.Madrid(3), Juventus(4), APOEL(4), Rubin(4), Rangers(4), Olympiakos(4), AZ(4)
Topla oynama süreleri; (Tabii ki) Barcelona %69(50 dk), Liverpool %59 (34 dk), Manchester United %56(36 dk)
En çok kart gören takım; İnter (16 sarı/1 kırmızı), Real Madrid (17 sarı), Marsilya (14 sarı/ 2 kırmızı)
En az kart gören takım; Liverpool (3 sarı), Wolfsburg (3 sarı/ 1 kırmızı)
İlginç istatistikler var. Özellkile kart sayılarını karşılaştırınca. En çok kart gören 2 takımın finali hedefleyen takımlar olması ve en az kart gören 2 takımın beklentilerin altında kalıp Avrupa Ligine gidecek olması tartışılabilir. Bitecek olan Avrupa Ligi ile karşılaştırabiliriz verileri. Unutmadan, en çok ofsayta düşen oyuncu pek tabii ki adamım İnzaghi.