30 Temmuz 2008 Çarşamba

Bürokrasi

Önemli not: Bu yazı bürokratik sıkıntılardan bahsetmektedir ve size de sıkıntı verebilir.


Yaklaşık 10 gündür buralara uğrayamamamın birincil nedenlerindendir bürokrasi. Eğer son birkaç haftada kendisiyle karşılaşmasaydım şu anda Hamburg civarında bir yerlerden daha farklı şeyler yazıyor olabilirdim.

Benim derdim vize almaktı, önümde herhangi bir gözle görünür engel de yoktu. Dün (28 Temmuz) başlayacak olan bir organizasyon için Almanya'ya kültürel vize alma çabasındaydım. Organizasyon tarihinden yaklaşık 20 gün önce vize randevusu almaya kalktık, 28'ine verdiler. O zamana kadar uygun vakit yokmuş, olabilir. Normaldir. 28'inden önce vizeyi alamamış olursam gidemeyeceğim için alternatif türetme yoluna gittim. Bir arkadaşımın da önerisiyle Ankara'daki Alman Büyükelçiliği'nden randevu almayı denedim. Ne de olsa İstanbul kadar yoğun olamazdı. Denedim ve tahmin ettiğim gibi İstanbul'dan 1 hafta önceye randevu aldım. Benimle aynı durumda olan 2 kişiyle birlikte 21 Temmuz sabahı Ankara'da olmamız gerekecekti. Fakat randevu alırken de bize hatırlatıldığı üzere ikamet ettiğimiz şehrin bağlı olduğu yerden, yani İstanbul'dan almamız gerekiyordu. Ama İstanbul da zamanında vermiyordu. Ankara'ya gittik evrakları tamamlayarak.

8,5 saatlik kısmi uykusuz bir tren yolculuğu sonrasında Ankara'ya indik ve büyükelçiliğin yolunu tuttuk. Görüşme için içeri girdiğimizde camekanların arkasındaki teyzelerin insanları kadrolu olarak terslediğini gördük. Hiçbiri sevimli görünmüyordu. Bizim üçlüden ilk olarak ben görüşmeye girdim. Evraklarımı inceleyen bayan beklenen şekilde İstanbul'dan neden almadığımı sordu, ben de açıkladım durumu; uçaktan sonraki günlere randevu verdiklerini ve çok geç olduğunu. Kısacası buradan alamazsak gidemeyeceğimizi. Bürokrasi bizim için bu noktada başladı:

Teyze kalkıp biyerlere gitti. Bir süre sonra geri geldi ve diğer arkadaşlarını da çağır dedi, çağırdım. Amiriyle konuştuğunu ve İstanbul'a durumumuzun aciliyetini bildiren bir mail attıklarını söyledi. Bu durumda İstanbul'dan bize erken bir görüşme ayarlanacak ve vizeyi zamanında alabilecektik. Telefon numaramı aldı ve gün içinde arayacağını söyledi. İlginçtir aramadı. Aynı gece Ankara'ya geldiğimiz aynı trenin aynı vagonunda İstanbul'a döndük. Sabah direkt Konsolosluğa gittik başımızın çaresine bakmaya. Kapıdaki konsolosluğun sahibi edalı amcaya durumdan bahsetmeye çalıştık ve şöyle bir çalışma çıktı ortaya:

- Buyurun ne vardı?
- Vizeyle ilgili bir acil durumumuz vardı, kiminle görüşebiliriz?
- Bizde acil durum doğum ve ölümdür, size ne oldu?
- Durumumuz bu, böyle böyle randevu sorunu yaşadık, Ankara'ya gittik, ordan bizi buraya yönlendirdiler. Buraya da bir yazı göndermiş olmaları lazım.
- Hahahahhaaa sizi uyanıklar, Ankara'ya gittiniz demek. Hahahahahahaa. Çok mu akıllısınız siz?
........

* * *

Alman disiplini dedikleri garip bir şeymiş. Nihayetinde adam bize bir numara verdi ve burayı arayıp durumu anlatın, şansınızı deneyin dedi. Bir telefon kulübesinden arayarak durumu açıkladık. Telefonun diğer ucundaki kadın bize bir fax numarası verdi ve oraya bir dilekçe yazmamız gerektiğini söyledi. Bu arada günlerden Salı ve en geç Cuma'ya kadar vizeyi almış olmamız gerekiyor. Hemen bir internet kafe bulduk ve aciliyet belirten bir dilekçeyle durumumuzu anlattık. Hangi tarihler arasında Almanya'da olmamız gerektiğini ve nasıl bir programa katıldığımızı. Dilekçeyi email ve fax yoluyla gönderdikten sonra beklemeye başladık. Bekleme esnasında Schengen alabileceğimiz başka ülkeleri düşünmeye başladık ve Fransız Konsolosluğu'na da geçerken uğradık. Aracı bir firmayla anlaşmış Fransızlar ve şaşırtıcı derecede hızlı bir sistemleri var. Randevusuz çalışıyorlar ve gün içinde evraklarınızı teslim ederek 2 gün sonra pasaportunuzu alıyorsunuz. (Tabi gerekli evrakları ertesi güne yetiştiremediğimizden Fransa fırsatını da değerlendiremedik.)

Şimdi insan düşünüyor, Almanya'ya vize almak için 3 hafta sonrasına sadece randevu alabilirken Fransa'ya vizeyi toplam 2 günde alabilmenin mantığı nedir? Bürokrasi dedikleri sabır turnusoluna bağlılıklarından geliyor Almanların yayvanlığı sanırım...

Sonuç olarak dün sabah Almanya'da olmamız gerekiyordu. Konsolosluk yetkilileri sağolsunlar dün öğleden sonra mailime cevap verdiler. Almanya'ya kültürel mi, ticari mi, turistik mi gitmek istediğimi sormuşlar. Ona göre yardımcı olacaklarmış. Dilekçede 2 haftalık bir öğrenci programına katılacağımdan bahsetmişim ama sanırım okumaya üşenilmiş. Sabrımdan taviz vermedim ve kültürel vize almak istediğimi söyledim. Vizemi de dün sabaha yetiştirmelerini rica ettim. "Ama dün geçti" tadında bir cevap gelmezse her şeyi hoş görücem. Zira konsolosluk adam gibi çalışsa muhtemelen Metallica'yı ilk ve tek canlı izleme fırsatını kaçıracaktım. Ayrıca Çarşamba MTK maçını sms'ler ile takip edecektim. Buna da şükür, hem milli piyango biletime de amorti çıktı...

3 yorum:

Okhy Dokhy dedi ki...

abi yazıyı okurken çok sıkıldım.tam bir dram gerçekten.ama her işte bir hayır var bak.
bundan iyisi,saracoğlunda james hetfield ile seyretmek olurdu maçı.
konsolosluğa teşekkürlerini ilet,bu senin boynunun borcu artık.
ayrıca almanyaya gitmişken evlenip kal abi(türküm evet)

massimo dedi ki...

abi sen metallica yı canlı izleme fırsatına eriştin mi yoksa

ömer dedi ki...

yaşadıkların çok can yakıcı ama böyle olayları bu şekilde anlatabilirsen yinede büyük haz alırsın herhalde. Birde yazının sonlarında bi küçük polyana gördüm. gidemedim ama amorti kazandım mutlu olmalıyım. Neyse bugün git yarın gelci bütün yetkililiere selam olsun.