19 Temmuz 2009 Pazar

kısa kısa


- Şu resmi gördükten sonra liechtenstein da yaşayasım var. Herkesin dost olduğu, hiç kimsenin derdinin, tasasının bulunmadığı, güllük gülistanlık bir şehir. Gündüzleri gayet esnek çalışma ortamının olduğu bir yerde çalışıp, akşamları mark'ın barında takılabilirim. Amatör olarak futbol oynarım, belki de milli takıma seçilirim. Eminim orada ki antrenör bütün bir idmanı salt kondisyonla geçiştirmiyordur. Yan komşum Jürgen'nin çiçek açan menekşelerini göstererek ''Hey baksana bunun çiçekleri beyaz dostum. Mor çiçekli menekşeyi nerden bulacağım'' sorusuna ''Çiçekleri 1-2 gün mürekkepte beklet Jürgen'' demek istiyorum. Aynı zamanda asla ve asla orada ki küfürleri öğrenmeyeceğim. Prens'i kafalayıp Schalke 04-Dortmund maçına beraber gideceğiz. Hem de locadan, ''Şu viskiyi içmeden maç izleyemiyorum dostum ahahahah''.

- Lily Allen kadar tatlı ''fuck you'' diyen görmedim. Lily Allen, Nil Karaibrahimgil gibi şarkı tarzları hoşuma gidiyor nitekim. Fuck You'nun videosu da görülmeye değer. Not Fair de önerdiğim diğer şarkı olsun Lily'den. Bir de Lily Allen'ın gözleri milletin çok hoşun gidiyormuş. Eşek gözlerini tercih ederim. Şarkıları güzel ama kadın öyle çok güzel değil millet.

- Beşiktaş'ın formaları görücüye çıktı. Newcastle, Udinese ve Marsilya esintileri sunmuş adidas. Juventus esintisi sunsa daha iyi olurdu. Eğer buna benzer formalar Fenerbahçe için çıkarsa benden bi 90 lira kaybetmiş olur Fenerbahçe ve adidas. Açık konuşuyorum adidas yetkilisi, vaktin varken düşün.

- South Park'ta ki ''ike'' gibi oğlum olsun isterim.

- İş bulmak için kariyer.net'te amaçsızca ona buna, önüme gelene başvuruyorum. Çünkü mezun olduğum bölümle alakalı çalışmak istemiyorum. Birinden mesaj geldi. Telefon edin, randevu alın falan yazmışlar. Cuma günü aradım ''yarın toplantı var, sizde buyrun dediler''. Şirket franchising tarzı çalışan bir emlak şirketi. Franchising tarzı bana göre genelde hep kafa ütüler ve sizin de başkalarının kafasını ütülemenizi ister. Açıkçası bana göre bir iş değil. O işe girmeyeceğimi de bilerek gittim görüşmeye. Merak ettim doğrusu ne ayaklar dönüyor bu işlerde diye. Verdikleri adrese gittim sağa bakıyorum yok, sola bakıyorum yok. Koca şirket yok yahu. Adresi mi yanlış aldım diye bir arkadaşımı aradım adresi teyit ettirdim. Adres doğru. Adresin olduğu yerde de başka bir franhising sistemiyle iş yapan emlakçı var. Binaya yaklaştım telefon numarasını farkettim. Telefon numaraları tutuyor. Aradığım yer oraymış. Sonra neden böyle bir şey olduğunu öğrendim ama geçeyim oraları. Her neyse toplantıya girdim Benle birlikte 3 kişi vardı. Patrondan gelen ilk söz muhteşem ''Ne içersiniz, çay, kahve, soda. Ofisimizde her şey var''. Patron belli ki çok kazanıyor. Şık bir ofis, patronun blackberry'si, en sevdiğim tekerlekli dönerli sandalyeler, kapalı camlar, odalarda klima, yerler parke, etrafta kibar ama kafa ütüleyen cümleler, koridordan gelen cezbedici topuklu ayakkabı sesi ve kıçı başı bir olmuş patron. Yapılabilir bir iş ama 250 liralık eğitim ve ''çok ama çok çalışmalısınız'' sözleri bana göre değil.

- ntvspor'da futbol tatilde programında bir gün İbrahim Üzülmez konuktu. Deli ibo tatile gitmemiş evinde takılıyormuş ailece. Bahçesini ve orada yetiştirdiği domatesleri gösteriyordu. İçimden ''Neden bu adam tatile gitmemiş ki. İnsan bi denize falan girer'' diye düşündüm. Sonradan farkettim adamın evinde havuz var.

- Askerde zaman zaman denk geliyordum düğün tv'ye. Bazı kere uzun uzun izledim. Olanlara anlam vermeye çalışıyorum. Gösterilen klasik düğün ama aklımı sağ alt köşedeki yazı tırmalıyor. Viyana/Avusturya... Düşünüyorum, düşünüyorum nasıl Viyana, hangi Viyana. Makara olsun diye mi Viyana yazılmış. Çünkü düğün salonunun Güngören düğün salonundan farkı yok. Basık bir mekan, bol ekolu mikrofon sesi, çifte telli, halay... Hayır hayır burası viyana olamaz diye düşünüyorum. O düğün bitiyor yenisi başlıyor. Paris/Fransa... Gelin damat almışlar kameramanı Eyfel Kulesi'nin önünde poz veriyor. Oradan geçiyorlar Seine Nehri'nde tur atıyorlar 5-6 poz daha çekiliyorlar. Çok mutlular... Sonra düğün salonuna geçiyorlar. Bir anda nasıl Bağcılara gittiler diyorum. Biraz önce gösterlen Eyfel Kulesi ve Seine Nehri ile aynı yer olamaz diyorum. Aynı basık mekan, bol ekolu mikrofon, çifte telli, halay... Bir yanda Paris, bir yanda Viyana, bir yanda Güngören, Bağcılar derken, ha Paris, ha Viyana, ha Güngören, Bağcılar diyorum ve bu yazıyı noktalıyorum.

- Eskisi kadar eğlenceli yazı yazmıyorum blogda farkındayım. Yalnız bu biraz da benim neşemle alakalı. Bu aralar neşesiz olduğum içim dolayısıyla eğlenceli yazılar çıkmıyor. İnşallah bir gün neşeli günler geçireceğim vakit gelir. O gün için size söz veriyorum.

- Souht Park'ın tüm sezonlarını baştan izlemeye başladım. Şu an 2. sezon 13. bölümdeyim. İyi vakit geçiriyor Terrence and Phillip osurukları.

- Dünya Fenerbahçe'liler günü mü ne oluyor bugün. Tüm dünyada ki Fenerbahçe'lilerin günü kutlu olsun. Ali Şen torununu sezeryen ile bugün doğurtmuştu yanlış hatırlmıyorsam. O çocuğun da doğum günü kutlu olsun.

- Gözlemlerime göre bu sene şampiyon Fenerbahçe olacak (hep böyle içi boş bir müjdeyi vermeyi istiyordum).

5 yorum:

Beercholic dedi ki...

lily allen'ın fuck you klibi başlayınca aha 'smack my bitch up' özentisi bir klip daha dedim, süre geçtikçe sözlerimi yuttum çok yaratıcı olmuş :)

nedegilefendim dedi ki...

cola turka'nın da avrupa'da türkiye'den daha büyük bir pazara sahip olduğunu, yeri geldiğinde viyana'nın paris'in güngörenden daha güngören olduğunu paylaşmak isterim.
Yozgat'tan atlayıp gelen insanlar, yurtdışına uyum sağlamak yerine kendilerine sunulan alanda kendi mikrokozmoslarını yaratıyorlar, buralarda her şey hatırladıkları bayrak değerlerin gölgeleri oluyor... Misal Viyana'da Eminönü'ndeki dönerlerden daha kötü dönerler bulabilirsiniz ve bunlara adım başı rastlarsınız bazı bölgelerde. Sadece Türkler, için de geçerli değil tabii bu tavır, içinde bulunduğu kültürle etkileşime girmeyi reddeden bireyler kendi kültürlerini ne yapıp ne edip koruyorlar - kendilerine yeni bir yaşama alanı inşa etmeleri gerekse bile, gettolaşma her daim.

massimo dedi ki...

@nedegilefendim

bu konuları blogda sosyolojik olarak değilde daha çok tebessüm ettirme mahiyetinde yazıyoruz.

yazdıklarına katılıyorum. aslında aynı olaylar istanbul için de geçerli. beni şaşırtan nokta insanların hadi istanbul bir derece ama avusturya'da da aynı anlayışlarını sürdürmesi oldu. bunun için insanları da kınamıyorum. sonuçta bu şekilde yaşamayı seçmişler.

Adsız dedi ki...

30 davud, buket tv için de yorumlarını bekliyorum :)

33 Fatih

massimo dedi ki...

buket tv yi ben severdim 33 fatih :)

Beni dertlere sürükleyen max tv ve aşk tv dir. belki ileride yazabilirim onu :)