15 Temmuz 2009 Çarşamba
Manchester City'nin 1+8'leri

Ronaldo 1997/98 sezonunda İnter'e transfer olunca Zamorano'nun 9 numarası Ronaldo'ya verilmişti. Zamorano'da 18 numarayı seçerek ortasına + takmıştı. Bu şekilde takımın tek numarasının Ronaldo olmadığını, kendisinin de hala 9 numarayı giyebilecek kapasitede olduğunu ifade ediyordu Zamorano.
Adebayor transferi ile birlikte Manchester City'de 9 numaranın talipleri bir hayli fazlalaştı. Tevez, Bellamy, Mwaruwari, Santa Cruz, Bojinov... Kim gider? Tevez, Adebayor ve Santa Cruz kulübün yeni isimleri. Bojinov 2 senedir pek gözükmüyor ortada. Hala genç sayılabilecek 23 yaşında kendisi. Mwaruwari Portsmouth'tan yıldızların arasına değil, kendi yağıyla kavrulan Manchester City'e gelmişti. Bellamy'de geçen sene pek bir varlık gösteremedi. Mwaruwari Fransa'ya, Bojinov İtalya'ya döner mi? Bence dönmek zorundalar.
Etiketler:
massimo,
yurtdışı futbol
Bedelsiz Gidenlerden

Fenerbahçe’nin 3 yıldır süreklilik gösteren takımın dinamosunu bonservissiz kaçırma durumu ağırlıklı olarak yönetimin yetersizliği olarak gösterildi. Son 3 yılda yönetimin en çok eleştirildiği konu başlığı da buydu zaten. Fenerbahçe en iyi oyuncularını sırasıyla Avrupa’nın büyük liglerinde oynama isteğine kurban veriyor. Önce Tuncay “Premier Lig’de oynamak istediğini” söyledi, sonra Aurelio “La Liga’nın hayallerini süslediğini…” Şimdi ise Lugano Serie A’yı işaret ederek sözleşme yenilemiyor.
Futbolcuların bu istekleri bir yana, yönetimin izlediği “yanlış” politika eleştiriliyor hep. Peki Fenerbahçe yönetimindeki sıkıntı nedir? Futbolcuları hak ettiklerinin daha altında bir ücrete mi oynatmak yoksa beceriksizlik mi? Tuncay’ın gidişini bir yana bırakırsak bence ilkelerden taviz vermeme adına yaşanmıştır bu kayıplar. Aurelio’nun gidişinde, opsiyonlu sözleşmesi devam eden futbolcuya menejeri tarafından 3 milyon Euro civarında bonservis ücreti istenmiştir. Doğal olarak kulüp bu parayı vermeye yanaşmamıştır ve bu parayı Josico transferinde kullanmıştır. Fenerbahçe sportif olarak kar mı etmiştir? Kesinlikle hayır. Ama bana göre doğru olanı yapmıştır. Aurelio konusunda yönetiminin bugüne kadar eleştirildiği nokta hep “biraz daha para verip Aurelio’yu takımda tutmaması” oldu. Ama burada yönetimin tavrı parayı değil ilkeleri kurtarmak namınaydı. Sonuç olarak kendi oyuncusuna bonservis ödemediği için oyuncu gitti.
Tuncay’ın durumu ise daha farklı. Oyuncu gitmek istedi, maddi olarak istekler karşılanmasına rağmen oyuncunun isteği sabitti. Hatta yine Aziz Yıldırım’ın açıkladığı üzere, Tuncay giderken 5 milyon Euro’luk bir anlaşma imzalayıp gitmek istemiş ve Aziz Yıldırım bunu kabul etmemiş. Bu kararın doğruluğu tartışmaya açıktır. Bugün Tuncay’la böyle bir anlaşma yaparsanız yarın Gökhan Gönül de sözleşme yenilerken 5 milyon Euro’ya serbest kalma maddesi talep edebilir veya Aziz Yıldırım farklı bir düşünceyle reddetmiş olabilir. Ama en azından bu teklifle Tuncay’ın kulübe duyduğu saygı göz önüne serilmiş oldu.
Futbolcuların bu istekleri bir yana, yönetimin izlediği “yanlış” politika eleştiriliyor hep. Peki Fenerbahçe yönetimindeki sıkıntı nedir? Futbolcuları hak ettiklerinin daha altında bir ücrete mi oynatmak yoksa beceriksizlik mi? Tuncay’ın gidişini bir yana bırakırsak bence ilkelerden taviz vermeme adına yaşanmıştır bu kayıplar. Aurelio’nun gidişinde, opsiyonlu sözleşmesi devam eden futbolcuya menejeri tarafından 3 milyon Euro civarında bonservis ücreti istenmiştir. Doğal olarak kulüp bu parayı vermeye yanaşmamıştır ve bu parayı Josico transferinde kullanmıştır. Fenerbahçe sportif olarak kar mı etmiştir? Kesinlikle hayır. Ama bana göre doğru olanı yapmıştır. Aurelio konusunda yönetiminin bugüne kadar eleştirildiği nokta hep “biraz daha para verip Aurelio’yu takımda tutmaması” oldu. Ama burada yönetimin tavrı parayı değil ilkeleri kurtarmak namınaydı. Sonuç olarak kendi oyuncusuna bonservis ödemediği için oyuncu gitti.
Tuncay’ın durumu ise daha farklı. Oyuncu gitmek istedi, maddi olarak istekler karşılanmasına rağmen oyuncunun isteği sabitti. Hatta yine Aziz Yıldırım’ın açıkladığı üzere, Tuncay giderken 5 milyon Euro’luk bir anlaşma imzalayıp gitmek istemiş ve Aziz Yıldırım bunu kabul etmemiş. Bu kararın doğruluğu tartışmaya açıktır. Bugün Tuncay’la böyle bir anlaşma yaparsanız yarın Gökhan Gönül de sözleşme yenilerken 5 milyon Euro’ya serbest kalma maddesi talep edebilir veya Aziz Yıldırım farklı bir düşünceyle reddetmiş olabilir. Ama en azından bu teklifle Tuncay’ın kulübe duyduğu saygı göz önüne serilmiş oldu.
Bugün hala sonuca ulaşmamış olsa da Lugano’nun durumu da benzerlik gösteriyor. Bugüne kadar anlaşılamayan oyuncunun durumuyla ilgili Aziz Yıldırım dün detayları açıkladı. Daha önce basında çıktığı gibi istenen yıllık ücret 4 milyon Euro. Olay bundan ibaret olsa yüksek ücretten ötürü anlaşılamadı deriz. Ama işin detayı çok daha enteresan. Talep edilen paranın sadece yarısı Lugano için. Toplamda istenen 16 milyonun 8’ini peşin olarak Juan Figer istiyor. Yani yapılacak 4 yıllık anlaşma karşılığı yıllık 2 milyon da menejer maaş istiyor. Durum bu kadar komik bir hal aldığında anlaşma sağlanamıyor ama olay tarihe “Fenerbahçe’nin tutmayı beceremediği bir başka oyuncu” olarak geçiyor. Bu nedenle ilkelilikle beceriksizliği birbirinden ayırmak gerek. Konuyla ilgili daha ilginç olan şey ise yeni bir transfere bonservis ücreti ödemek yerine ne istiyorsa verilmesi gerektiğini düşünen beyinler. Bugün sen her isteneni verirsen, yarın senden isteneni açıklamaya yüzün olmaz.
Etiketler:
fenerbahçe,
talento,
türk futbolu
12 Temmuz 2009 Pazar
Yaratıcı Forma Tanıtımı
Rapid Wien forma tanıtımını Viyana Şehir Parkında bulunan ünlü vals sanatçısı Johann Strauss anıtı önünde gerçekleştiriyor. Ortada ki Erwin Hoffer'ı aralarında en ciddi tanıtım mankeni seçiyorum. Sağda ki Yasin Pehlivan'nın ise en azından keman yayını tutmak için birinden ders alması lazım.
Bristol Rovers tanıtımını baraj kurarak seçmiş. Arkası dönük arkadaşlar ise toptan kendilerini hala korumayı sürdürüyor.
İspanya Milli takımı ise Konfederasyon Kupası öncesi adidas'ın sloganı ile poz veriyor. Yüzlerine boyalar sürerek savaşa hazırız mesajı vermek istiyorlar galiba. Gerçi Senna'nın boya sürmesine gerek yoktu.
Benfica ise 3. formasını taraftarın oylamasına sunuyor. Turuncu forma oyların yaklaşık %45 ini alarak birinci sıraya çıkmış durumda. 31 Temmuz'a kadar sürecek oylama.Bir kaç avrupa takımı daha bu şekilde taraftar oylamasına sunuyor formalarını. Bildiğim kadarıyla Real Soseidad 3 farklı tarzda hazırlanan 1. formasını oylamaya sunmuştu. ''3. formada taraftara süprizimiz var'' diyerek tanıtım yapılacağına, bu tarz bir tanıtım daha mantıklı geliyor bana. Satış açısından daha garanti bir yol gibi.
9 Temmuz 2009 Perşembe
Sistem Dediğin...

Futbolda sistemlerin varlığını ilk olarak bir Commodore 64 oyunu olan Kick Off ve Sensible Soccer’da görmüştüm küçükken. Çok da hoşuma gitmişti. Geriye düşünce 3 forvet, öne geçince 5 defansla oynamak. Her zaman işe yaramamıştı ama beni rahatlattığı kadar rakibi de tedirgin etmeye yarardı bu sayısal sistemler. O zamanlar 3-5-2’nin hakim olduğu dünyada 4-4-2 ile ilk tanıştığımız zamanlardı. Tabi mecbur kalmadıkça 3-5-2’den sapmak istemiyorduk. Çünkü kadroları ona göre kurmaya alışmış bünyelerimiz orta sahadan birini kesmeye kıyamazdı. Tabi bek kavramı da henüz yerleşmemişti.
Ne zaman ki 4-4-2 yaygınlaştı ve 3-5-2 tedavülden kalkmaya yüz tuttu, birçok yeni terimle terimle tanışmak durumunda kaldık. Kağıt üstünde defansta oynuyor görünen oyuncular rakip ceza sahası civarında görünmeye başladığında anlamıştık bir gariplik olduğunu. Bek oynuyorlardı ama geride görünmüyorlardı pek. Hatta açıkta oynayan oyuncular onların yerine geçiyordu ara ara. Önlibero olayına hiç girmiyorum, onun kabulü biraz daha zor olmuştu çünkü. Libero dediğin Müjdat’tı ve Müjdat’ın önünde de kimseye gerek yoktu kafamda.
4-4-2 denilen sistem zamanla kendi içinde çeşitlenmeye başladı ki budur asıl kafaları karıştıran. Bugüne kadar 3-5-2, 4-4-2, 4-3-3, 3-4-3, 5-3-2 gibi 3 haneli sistemlere alışmaya çalışırken 4-2-3-1, 4-1-3-2, 4-1-4-1 ve hatta 4-1-2-1-2 gibi ne idüğü belirsiz kavramlar çıkmaya başladı. Normalde defans-orta saha-forvet hattından oluşan sayısal sistemler artık defans-defansif orta saha-ofansif orta saha-forvet şeklinde dizilmeye başlamıştı. Baklavaya falan değinmiyorum yine.
Ama gelin görün ki tahta üstünde muntazam şekilde dizilen bu sistemler sahaya dağılıp oyuna başladığında o kafa karıştıran hallerinden uzaklaşıyorlar. Kadro yapısına göre bu takımları kimi zaman klasik 4-4-2, kimi zaman ise 3-5-2 dizilişiyle izliyoruz farkında olmadan. Zaten ön liberolu 4-4-2 sistemleri 3-5-2’nin oyun içi revize edilmiş halidir. Hızlı ve ileri çıkma alışkanlıkları olan beklerle oynayan takımlarda bekler çıktıkça defansif özellikleri yüksek olan ön liberolar defansın arasına kaynayınca farkında olmadan uzun süreler 3-5-2 oynayan takımlar izliyoruz. Özellikle ülkemizdeki büyük takımlarda bu özellik kaçınılmaz. Bir de 4-2-3-1 gibi çift ön liberolu oynayan ve oyun içinde ağırlıklı olarak 4-3-3 dizilişiyle izlediğimiz takımlar vardır. Bunun kağıt üstü ayrımı biraz daha açıktır aslında. Kanatlarda forvetten devşirme oyuncular görülür daha çok. 4-4-1-1 vardır bir de. Bu gizli kahraman 4-4-2’den başkası değildir. Genellikle orta sahadaki “1” forvetle takılmaktan hoşlanır ve hocanın söyledikleri diğer kulaktan çıkmışçasına 4-4-2’ye yelken açar bu takım. Belki de hoca eksik anlatmıştır. 4-1-3-2 ise başta bahsettiğim 3-5-2’nin ta kendisidir. 4’lüdeki bekler aslında orta sahanın kenarlarında takılırken oradaki “1” yalnızlığını tandemdeki ikiliyle beraber gidermeyi tercih eder. 4-1-2-1-2 vardır bir de. Kafaları karıştırmaktaki başarısı türevlerinin çok önündedir. Bu sebepten kendisine baklava sistemi de denir. Orta sahadaki 4’lü taktik tahtasında baklava şeklinde dizilir ve orta saha kanatsızdır. Böyle söyleyince hemen tanıdınız sanıyorum. Evet bu akıllara zarar sistem de 3-5-2’den başkası değildir. Süratli ve çift yönlü yeteneklere sahip bekler kanatları çekip çevirirler, rakibin domine etmesini önlemekle görevlidirler.
Bu arada geç de olsa belirtmek isterim, bütün bunları bilgilendirme maksatlı yazmıyorum. Sadece bol rakamlı sistemlere yorulan kafalara üzüldüğümden bu çaba. Yanlıştır demiyorum. Sayısal olarak örnekleri çoğaltılabilecek bütün bu sistemler kendi içinde doğrudur ama hepsi bir şekilde bilinen en basit sistemlerin tarifidir. Bugünlerde transfer döneminde sıkça duyduğum sistem oyuncularına üzüldüğümdendir biraz da bu yazı. “O oyuncu 4-3-3 oyuncusu değil” diye nice istikballer köreliyor kim bilir. Bu sebeptendir ki sistem karmasaşına pek itimadım yok. Benim için sistem çeşitliliği Amerika ’94’te Kamerun’un 1-1-8’inde saklıdır. Kaldı ki yeniliklere bu kadar açık olmayan dünya futbolu da barındırmadı bu sistemi. Halbuki ne koçyiğitler bu sistemle kendini bulabilirdi...
Ne zaman ki 4-4-2 yaygınlaştı ve 3-5-2 tedavülden kalkmaya yüz tuttu, birçok yeni terimle terimle tanışmak durumunda kaldık. Kağıt üstünde defansta oynuyor görünen oyuncular rakip ceza sahası civarında görünmeye başladığında anlamıştık bir gariplik olduğunu. Bek oynuyorlardı ama geride görünmüyorlardı pek. Hatta açıkta oynayan oyuncular onların yerine geçiyordu ara ara. Önlibero olayına hiç girmiyorum, onun kabulü biraz daha zor olmuştu çünkü. Libero dediğin Müjdat’tı ve Müjdat’ın önünde de kimseye gerek yoktu kafamda.
4-4-2 denilen sistem zamanla kendi içinde çeşitlenmeye başladı ki budur asıl kafaları karıştıran. Bugüne kadar 3-5-2, 4-4-2, 4-3-3, 3-4-3, 5-3-2 gibi 3 haneli sistemlere alışmaya çalışırken 4-2-3-1, 4-1-3-2, 4-1-4-1 ve hatta 4-1-2-1-2 gibi ne idüğü belirsiz kavramlar çıkmaya başladı. Normalde defans-orta saha-forvet hattından oluşan sayısal sistemler artık defans-defansif orta saha-ofansif orta saha-forvet şeklinde dizilmeye başlamıştı. Baklavaya falan değinmiyorum yine.
Ama gelin görün ki tahta üstünde muntazam şekilde dizilen bu sistemler sahaya dağılıp oyuna başladığında o kafa karıştıran hallerinden uzaklaşıyorlar. Kadro yapısına göre bu takımları kimi zaman klasik 4-4-2, kimi zaman ise 3-5-2 dizilişiyle izliyoruz farkında olmadan. Zaten ön liberolu 4-4-2 sistemleri 3-5-2’nin oyun içi revize edilmiş halidir. Hızlı ve ileri çıkma alışkanlıkları olan beklerle oynayan takımlarda bekler çıktıkça defansif özellikleri yüksek olan ön liberolar defansın arasına kaynayınca farkında olmadan uzun süreler 3-5-2 oynayan takımlar izliyoruz. Özellikle ülkemizdeki büyük takımlarda bu özellik kaçınılmaz. Bir de 4-2-3-1 gibi çift ön liberolu oynayan ve oyun içinde ağırlıklı olarak 4-3-3 dizilişiyle izlediğimiz takımlar vardır. Bunun kağıt üstü ayrımı biraz daha açıktır aslında. Kanatlarda forvetten devşirme oyuncular görülür daha çok. 4-4-1-1 vardır bir de. Bu gizli kahraman 4-4-2’den başkası değildir. Genellikle orta sahadaki “1” forvetle takılmaktan hoşlanır ve hocanın söyledikleri diğer kulaktan çıkmışçasına 4-4-2’ye yelken açar bu takım. Belki de hoca eksik anlatmıştır. 4-1-3-2 ise başta bahsettiğim 3-5-2’nin ta kendisidir. 4’lüdeki bekler aslında orta sahanın kenarlarında takılırken oradaki “1” yalnızlığını tandemdeki ikiliyle beraber gidermeyi tercih eder. 4-1-2-1-2 vardır bir de. Kafaları karıştırmaktaki başarısı türevlerinin çok önündedir. Bu sebepten kendisine baklava sistemi de denir. Orta sahadaki 4’lü taktik tahtasında baklava şeklinde dizilir ve orta saha kanatsızdır. Böyle söyleyince hemen tanıdınız sanıyorum. Evet bu akıllara zarar sistem de 3-5-2’den başkası değildir. Süratli ve çift yönlü yeteneklere sahip bekler kanatları çekip çevirirler, rakibin domine etmesini önlemekle görevlidirler.
Bu arada geç de olsa belirtmek isterim, bütün bunları bilgilendirme maksatlı yazmıyorum. Sadece bol rakamlı sistemlere yorulan kafalara üzüldüğümden bu çaba. Yanlıştır demiyorum. Sayısal olarak örnekleri çoğaltılabilecek bütün bu sistemler kendi içinde doğrudur ama hepsi bir şekilde bilinen en basit sistemlerin tarifidir. Bugünlerde transfer döneminde sıkça duyduğum sistem oyuncularına üzüldüğümdendir biraz da bu yazı. “O oyuncu 4-3-3 oyuncusu değil” diye nice istikballer köreliyor kim bilir. Bu sebeptendir ki sistem karmasaşına pek itimadım yok. Benim için sistem çeşitliliği Amerika ’94’te Kamerun’un 1-1-8’inde saklıdır. Kaldı ki yeniliklere bu kadar açık olmayan dünya futbolu da barındırmadı bu sistemi. Halbuki ne koçyiğitler bu sistemle kendini bulabilirdi...
Etiketler:
talento,
türk futbolu,
yurtdışı futbol
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)