4 Şubat 2013 Pazartesi

Sivas maçında ne eksikti


Fenerbahçe Sivasspor karşısında neyi eksik yaptı?
Mücadele yeteri kadar iyi değil miydi?
Takımı dikine oynamadı?
Kanatları kullanmadı mı?
Pozisyona giremedi mi?

Fenerbahçe Sivasspor karşısında hepsini yaptı. Mükemmel oynamadı, Kuyt ve Meireles beklenenden uzaktı ama takım kazanacak futbolu oynadı. Üstüne bir de penaltı buldu, atamadı.

Sivasspor çok da iyi futbol oynadı. Buna rağmen top devamlı rakip kaledeyken, sayısız korner vuruşu kazanılmışken skor üretilemiyorsa futbol şansından öte başka bir yere bakmak lazım.

Fenerbahçe bu sezon ön direk organizasyonu dışında kornerden gol atabildi mi? (Ben hatırlamıyorum, hatırlayan varsa uyarabilir).

Peki Fenerbahçe bu sezon Beşiktaş ve Galatasaray'ın neredeyse her maç attığı gibi tek pasla santraforu rakip kaleciyle kaç kere karşı karşıya bırakabildi?

Nurullah Sağlam Hayatım Futbol'a verdiği röportajda şöyle diyor; "İstatistiklere bakın dünyada yenilen gollerin en az yüzde 50’si topu rakibe kaptırdıktan sonraki ilk 7 saniyede içerisinde yenilen gollerdir." (bkz: Nurullah Sağlam / Hayatım Futbol)

Çabuk çıkmak için illaki Selçuk İnan'a ihtiyacınız yok. Veli Kavlak, benim bu yaştan sonra balet olma ihtimalinden hallice şut yüzdesine sahip. Ama kapıyor, sağdan kaçan Holosko'nun önüne bırakıveriyor.

Fenerbahçe dün çok koştu, mücadele etti, pozisyon buldu, penaltı kaçırdı, şu, bu eyvallah ama bir kere olsun hızlı çıkmadı, tam 17 kornerden yararlanamadı, sanırım 4-5 tane de tehlikeli olabilecek faul atışından yararlanamadı.

Alex demeyeceğim, demem de o devir kapandı. Lakin duran topları iyi kullanabilen, tek pasla santraforu pozisyona sokabilecek ve forveti çoklayacak bir oyuncusu olsa yenilen gole rağmen ilk yarı bitiminde maçı koparırdı.

Belhanda (veya bir benzeri) bu yüzden gelmeliydi.

18 Ocak 2013 Cuma

Belhanda gelmeli


"Galatasaray Sneijder'i alıyor, Fenerbahçe yönetimi ayakta uyuyor!!!" diye kampanya başatılsa imzamı atarım. Hayır, aslında Galatasaray'ın Sneijder'i alıp almaması bir Fenerbahçeli olarak beni pek alakadar etmez (Ama futbolsever olarak memnun olurum). Lakin Fenerbahçe'nin Belhanda'ya ihtiyacı var. Belhanda, 'Ha o, ha bu' diye nitelendirilecek bir futbolcu değil. Sevgili Salih Demirci (nam-ı diğer Noat Samisa), Hayatım Futbol'a harika bir Belhanda analizi yaptı, okumalısınız: http://www.hayatimfutbol.com/2013/01/11/en-iyilerin-mayasina-sahip-younes-belhanda/

Aynı sayıya ben de Belhanda'yı Fenerbahçe için değerlendirdim. Her ne kadar Abdullah Kiğılı 'çok para' dese de Belhanda bu paraya değer. Lafı da fazla uzatmadan neden Belhanda'yı almamız için önce Salih'in yazısını okumanızı, sonra da aşağıdaki yazıyı okumanızı öneririm.

Fenerbahçe'nin Belhanda'ya ihtiyacı var


Avrupa’nın en iyilerine oyuncu yetiştirmeyi misyon edinen Fransa futbolu, Aykut Kocaman’ın Fenerbahçe’de göreve başladığı günden beri göz hapsinde. İzliyor, izlettiriyor, Fenerbahçe’ye faydalı olabilecek isimlerin peşine düşüyor. İlk yıl Niang ve Dia’yı, ertesi yıl da Sow’u Fenerbahçe’ye kazandıran Kocaman’ın şimdiki hedefinde Younes Belhanda var.

Alex’in gidişi sonrası yalancı bahar yaşayan Fenerbahçe sonralara doğru düşüşe geçti ve lig yarışının 6 puan gerisinde kaldı. 7 yıldır işler kötü gittiğinde Alex’in yanlarında olduğunu hisseden sadece taraftarlar değildi. Aynı zamanda Brezilyalıyla oynayan futbolcular da onun varlığından mutluydu. Umudun olmaması için hiçbir neden yoktu. Bir serbest vuruş veya bir korner, Alex de sahadaysa umudun habercileriydi.

Bir Alex değil ama olabilir
Alex’in her günü planlı, programlı. Eve gittiğinde moralini düzeltebilecek 3 tane şirin evladı ve arkasında milyonlarca onu destekleyecek taraftar vardı. Bu taraftan bakıldığında Belhanda bizlere bir Alex performansını garanti etmiyor. Ondan daha ilk senesinde takımı sırtlaması, her kötü anda sahneye olmadık yerde çıkıp filmin mutlu sonla bitmesini istemek biraz zor olur. Fakat Faslı oyuncunun bu kabiliyetleri var. Daha 22 yaşında, mental olarak kendini geliştirebilir.

Cristian’ı kulübeye hapseder
Alex sonrası takımın sistemiyle çok fazla oynamayan Kocaman, forvetin arkasına Cristian’ı yerleştirdi. Fenerbahçe için ‘Alex’siz ama Alex’li oynuyor’ çok da doğru değil. Hocanın tek istediği Alex’in temposundan daha üste çıkabilecek olan Cristian’ın hem hücumda yaratıcı olması hem de takım savunmasına fazladan katkı sağlaması.

Defansif bir oyuncu olarak başladığı kariyerinde deyimi yerindeyse saha içerisinde gidebileceği en uç noktaya kadar gitti. Libero başladı, orta saha oyuncusu olarak oynadı, kanat oyuncusu olarak A takıma çıktı ve şimdi 10 numara rolünde oynuyor. Ofansif bir oyuncunun sezgilerinde defans anlayışını barındırması büyük avantaj. Belki de büyük yeteneklerine rağmen çabuk kaybedilebilecek Arda Turan’ın Manisaspor’da sağ bek oynadığını ve Galatasaray’da sol açık olarak çıkışını gerçekleştirdiğini hatırlatmakta yarar var. Belhanda’nın taktik olarak Cristian’ın başaramadığı başarması büyük ihtimal gözüküyor. Ve o bir isyankar. Gördüğü kırmızı kartlar skora isyanında çıkmış olması negatif gibi gözükse de pozitif olarak değerlendirildiğinde takımı ateşleyebilir.

Kocaman jokeri sever
Kocaman joker oyuncuları seviyor ve zaten bu sezon sık sık da gördüğümüz üzere özellikle hücumda oyuncuların yerlerini değiştiriyor. Maça sağ kanatta başlayan Kuyt’ı 10 dakika sonra santrforda, bir 10 dakika sonra da sol kanatta görmek mümkün. Keza ayı şeyler Sow için de geçerli. Ve aynısı Belhanda için de geçerli olacaktır. Pek tabi ki Faslı oyuncunun tekniği, dripling özelliği, topa hakimiyeti, şut kabiliyeti de hesaba katılırsa Fenerbahçe’nin -devre arasını da hesaba katarsak- daha iyisini bulması pek mümkün değil.

Bu yazı Hayatım Futbol'un 64. sayısı için yazılmıştır 

19 Kasım 2012 Pazartesi

Caner'i asın!


Caner Erkin yemin billah ediyor, "Ben küfür etmedim. Veysel etti" diyor.
Veysel Sarı yemin billah ediyor, "Ben küfür etmedim. Caner'in de ettiğini duymadım" diyor.
Sonra kırmızı kartın küfürden değil, "Lan" kelimesinden çıktığı anlaşılıyor.
Sonra Veysel Sarı bir daha çıkıyor, "Bunu vermezsen neyi vereceksin lan" dediğini itiraf ediyor. Çocuk kendince küfür etmemiş ki... Ve bence de "Lan" küfür değil. Ayrıca Veysel Caner'in ağzından herhangi birşeyi duymadığını da yine aynı programda tekrarlıyor.
Daha sonra MHK Başkanı Zekeriya Alp televizyona bağlanıyor, Fırat Aydınus'un kendisine Caner'in "Bunu vermezsen neyi vereceksin lan" dediğini belirtiyor. Oysa Veysel birkaç saat önce başka bir televizyonda zaten itiraf etmiş bunu dediğini.
İddialardan bir tanesi de cümlenin "Has.ktir, bunu vermezsen neyi vereceksin lan" olduğu yönünde. Olsun farketmez.
Peki Fırat Aydınus kararı nasıl veriyor? Pozisyon bitiyor, arkasını dönüyor koşar adım orta sahaya koşarken birden o malum sözü duyuyor, arkasını dönüyor, kırmızı kartı Caner'e gösteriyor.

Caner ne "Lan" demiş ne de "Has.ktir" demiş.
Veysel "Lan" dediğini kabul ediyor. "Has.ktir"i kabul etmiyor. Belki de hatırlamıyor. Zaten ağzından "Lan" ve "Has.ktir" kelimeleri her daim çıkan yurdum insanı bunları dese bile hatırlamaz. 

Sonuç
Caner suçsuz. Fırat Aydınus hata yapmıştır ve 26. dakikada çok kritik bir deplasmanda Fenerbahçe'yi 10 kişi bırakan karara imza atmıştır. Caner'i suçlayanlar, "Kişiliği bu, yapsa da yapmadım der" diyenler var. Bir adamı sevmeyebilirsiniz. Ondan nefret de edebilirsiniz. Ona karşı önyargılı da olabilirsiniz. Ama o adamı yapmadığı şeyle lütfen suçlamayın, bir tekme de siz atmayın. Veysel'in itirafı ve Fırat Aydınus'un kırmızı kartı nasıl gösterdiğinin video görüntüsü ortadayken bu kadar da alçalmayın.

16 Kasım 2012 Cuma

Türkiye'de istikrarın adı: MP ANTALYASPOR


16 Kasım 2005’te Türkiye, İsviçre’yi Şükrü Saracoğlu Stadı’nda 4-2 yeniyordu ama ilk maçta alınan 2-0’lık mağlubiyet nedeniyle Dünya Kupası’na gidemiyordu. Maçın ardından çıkan olaylarda antrenör Mehmet Özdilek İsviçreli Benjamin Huggel’e tekme atıyordu. Bu tekme ona pahalıya patladı. 1 hafta sonra görevinde istifa eden nam-ı diğer Şifo, 12 ay ceza almıştı.

***

Ali Bilgin ceza sahasının sağ çaprazında buluştuğu topu önce önüne aldı, ardından kaleye şutladı ve Antalyaspor, Fenerbahçe karşısında 1-0 öne geçti. Maç da bu skorla sona erdi. Yılmaz Vural üst üste alınan 4. galibiyetin ardından mutluydu. Her gün bir televizyon programına çıkıyor, kendisini izleyenleri güldürüyordu. Nasıl mutlu olmasın ki! 12. sıradaydı ama ikinci Galatasaray’dan sadece 9 puan gerideydi. Aynı şekilde düşme hattının da 9 puan ilerisindeydi…

2006/07 sezonunun kalan maçlarında kahkahalar giderek yerini strese bırakmaya başladı. Antalyaspor hiç ummadığı bir noktaya gelmişti. Ligde kalmak sezonun son maçına bakıyordu. Gençlerbirliği maçı ya tamam ya devam maçıydı. Süper Lig’e alışık olan Antalyaspor 2001/02’de düştükten sonra 4 sezon alt ligde mücadele etmişti. Yukarıya çıkmak oldukça zordu. Gençlerbirliği maçı öncesinde stres üst düzeydeydi. Fenerbahçe’ye golü atan Ali Bilgin sezonun son maçında kola alma bahanesiyle kamptan ayrıldı ve bir daha da dönmedi. Bunu tam olarak neden yaptı, küme düşme stresi çok mu fazla geldi bilinmez ama Antalyaspor, Gençlerbirliği’ne yenilerek Bank Asya 1. Lig’in yolunu tekrar tuttu. Kalan 12 haftada Antalyaspor sadece 10 puan alabilmişti. 3 ay önce şen şakrak olan Yılmaz Vural, intihara bile kalkıştı. Yardımcı antrenör Engin Korukır onu engellemese belki de kafasına dayadığı silah çoktan patlamıştı!

***

Antalyaspor bir alt ligde bu sefer fazla beklemedi, 1 yıl sonra tekrar Süper Lig’e çıkmayı başardı. Yeni bir yapı kurulmuş, borç batağındaki kulübün nasıl ileriye götürüleceğine dair çalışmalar yapılmıştı. Fakat sezona iyi başlanamadı. Takımın başına getirilen Josef Jarabinsky ilk 8 haftada sadece 2 puan toplayabilmişti. Antalyaspor'un çıktığı gibi düşeceği tahmin ediliyordu. Yönetim neşteri erken vurdu. Jarabinsky ile yollar ayrıldı.

Mehmet Özdilek de milli takım antrenörlüğünden önce Malatyaspor’da 4 aylık teknik direktörlük ve Sarıyer’de B genç takım antrenörlüğü yapmıştı. Aldığı 12 aylık cezanın bitmesinin ardından da bir süre çalışmadı. Sonrasında Yakacık’ta 1 sezon antrenörlük yaptı ve sezon sonu ayrıldı oradan da ayrıldı.

***

Zorda olan Antalyaspor, Jarabinsky’yle yollarını ayırdıktan sonra yok denecek kadar az bir tecrübesi bulunan Mehmet Özdilek’i kurtarıcı olarak göreve getirdi. Mehmet Özdilek’in Antalyaspor’a, Antalyaspor’un da Mehmet Özdilek’e ihtiyacı varmış. Kurulan yapının devam etmesi için kırmızı-beyazlıların 2008/09 sezonunda ligde kalması gerekiyordu. Bunu da başardılar…

Fakat kasada para yoktu, daha da kötüsü borç vardı. Mehmet Özdilek bonservisi elinde isimlere yöneldi. 4 sezon boyunca Necati Ateş, Pini Balili, Veysel Cihan, Tita, Ali Turan, Mehmet Yılmaz, Uğur İnceman, Deniz Barış, Ali Tandoğan, Ömer Çatkıç, Musa Aydın gibi isimler takımdan geldi geçti, bazıları kalıcı oldu. Özdilek elindeki malzemeyi her seferinde iyi kullandı. Kendine has taktikleri ve organizasyonlarıyla takımı hep ligde tutmayı başardı. Geçen sezon ise keyif veren takım Necati Ateş’in satılmasının ardından tekrar dibe vurdu. Nihayetinde son maçta düşmemeyi başardı. Maddi durumlar önceki yıllarda olduğu gibi kötü değildi. Başkan Hasan Akıncıoğlu yönetimindeki Antalyaspor artık para kazanabiliyordu.

Kadro değişimi

Geçtiğimiz sezon yaşanan başarısızlık futbolculara kesildi. Takımı yenilenme yoluna giderken 13 oyuncu ile yollar ayrıldı. Futbolu bırakan Ömer Çatkıç’ın yanı sıra Orkun Uşak, Sinan Kaloğlu, Mehmet Yılmaz, Ali Turan, Musa Aydın, Kerem Seraş, Doğa Kaya, Ali Zitouni, Erkan Segman, Jaba gibi takımın rotasyonunda daima yer alan isimler takımdan gönderildi. Yerlerine Ömer Şişmanoğlu, Murat Duruer, Ismail Aissati, Emre Güngör, Isaac Promise, Ergün Teber, Koray Arslan, Hakan Arıkan, Nikola Zizic ve Lamine Diarra gibi isimler takıma dahil edildi. Geride kalan 11 haftada en çok süre alan 10 oyuncudan 6’sı yeni transfer. Bu da yapılan hamlelerin ne kadar doğru olduğunu kanıtlar nitelikte.

Musa Nizam ve Deniz Barış’ın stoper ikilisini oluşturduğu takımda Koray Aslan sağ bekte, Ergün Teber sol bekte görev alıyor. İbrahim Dağaşan ve Uğur İnceman orta sahanın ortasında yer alırken Aissati onların önlerinde Tita solda, Isaac de solda konuşlanıyor. En uçta ise Lamine Diarra var. Geçen sezon takımın büyük yükünü çeken Tita ve Uğur İnceman’ın yanına eklenen Diarra, Isaac ve Aissati hücumu zenginleştiren isimler oldu.

En büyük silahı hızlı hücumlar
Süper Lig’in gerçeklerini göz ardı etmeyen Mehmet Özdilek, bu sezon daha efektif bir futbol sunuyor. Her ne kadar an itibariyle lider Galatasaray ile aynı puanı paylaşsa da hem hücumda hem de defansta önemli sıkıntılar yaşıyor. Yenik duruma düştükleri hiçbir maçta varlık gösteremediler. Topa daha çok sahip olduğu statik oyunda elinde bu futbola uygun yetenekler olmasına rağmen boş alan yaratmakta güçlük çekiyor. Takımın dikkat çeken özelliği ise eksik yönlerini göz ardı etmeyip bunun üzerine gitmesi. Antalyaspor topla daha çok oynamaya, daha fazla pas yapmaya ve topa sahip olmayı düşünen bir ekip.

Kırmızı-beyazlıların en kolay gol yolu ise hızlı hücumlar. Kendi yarı sahasından çabuk çıkmayı başarıyor ve Aissati, Isaac ve Diarra gibi hızlı, Tita ve Uğur gibi teknik oyuncularla sonuca gitmeyi başarıyor. Tempolu oyunu seviyor ve iki kanat beki Koray Arslan ve Ergün Teber sık sık ileri çıkışlarıyla oyun kurulumunda destek veriyor.

Eksikler giderilirse…
5 maçlık galibiyet serisinde Kasımpaşa deplasmanında tökezleyen Güney ekibinin önünde Beşiktaş ve Bursaspor maçları bulunuyor. Devre bitimine kadar ligin iyi ekipleri Orduspor ve Eskişehirspor’la da maçları var. İlk 4 sırada yer almak onlar için şu an lüks gözüküyor ama eksiklerini giderdiklerinde bunu başarmamaları için hiçbir engel yok. Oyun içi metotlarıyla da zaman zaman dikkat çeken Mehmet Özdilek, Fenerbahçe’nin 47 maçlık serisine son verdikleri mücadelenin ardından mütevazı ama bir hayli de iddialıydı. Medical Park Antalyaspor, Spor Toto Süper Lig’de zevkle izlenesi ve dikkat edilesi bir takım olduğu kanıtladı.

Lamine Diarra

1983 doğumlu Lamine Diarra 2001’de Avrupa’ya ayak bastı. İsviçre’nin Neuchatel Xamax, Baden ve Aarau kulüplerinde forma giydikten sonra bir sezon Bosna-Hersek’te Zrinjski Mostar takımında oynadı. Ardından yarım sezon Portekiz’de Beira-Mar’da oynadı ve 1 milyon 800 bin avro karşılığında Sırbistan’ın Partizan takımına transfer oldu. Asıl çıkışını burada yapan Senegalli forvet, 4 sezonda 56 gol atma başarısı gösterdi. 1 sezonda kiralık olarak Birleşik Arap Emirlikleri takımı Al-Shabab’ta forma giydi. Antalyaspor’a ise bonservis bedeli elinde olarak geldi.

Diarra, fiziksel ve teknik yapısıyla Süper Lig’e oldukça uygun bir oyuncu. Ligin sert stoperleriyle boğuşmayı beceren 29 yaşındaki forvet, topu kolay kolay kaybetmiyor ve top dağıtımıyla da dikkat çekiyor. Bunun yanında hantal bir görüntü sergilemeyerek rakibin oyun kurmasını engelleyen presi, topla driplingi yeterli düzeyde. Medical Park Antalyaspor formasıyla 11 maçın tamamında forma giydi. İlk 6 haftada gol atma başarısı gösteremezken sonraki üç maçta 4 gol attı. Fenerbahçe’nin Şükrü Saracoğlu Stadı’ndaki 47 maçlık yenilmezlik serisinde 2 gol atarak bu başarıda büyük pay sahibi oldu.

Antalya'nın gözü Gazprom'da

Yeşil saha içinde Mehmet Özdilek’e güvenen ve yıllardır aynı teknik adamla çalışmanın faydalarını gören Medical Park Antalyaspor, kulübün finansal yapısını güçlendirmek adına sponsor arayışlarını sürdürüyor. Başkan Hasan Akıncıoğlu’nun bu konudaki girişimi ise oldukça ilgi çekici. Yaklaşık üç hafta önce Rusya başta olmak üzere birçok futbol ülkesinde sponsorlukları ve yatırımları bulunan Gazprom’la ortaklık kurmak istediklerini söyleyen Akıncıoğlu, Antalya’ya her sene 3 milyona yakın Rus turist gelmesinin Rus şirketinin ilgisini çekeceğini düşünüyor.

Gazprom’un sahibi olduğu Zenit’e yaptığı yüksek yatırımların yanı sıra birçok sponsorluğu da bulunuyor. Chelsea’yle de sponsorluk ilişkileri bulunan Rus şirketi son olarak Yunanistan’ın ekonomik krizdeki kulüplerinden PAOK’a ortak oldu ve yatırım yaptı. Sırbistan’dan Kızıl Yıldız da sponsor olunan kulüplerden bir tanesi. Fakat tüm bu yatırımların ortak noktası Gazprom’un bu ülkelerde kârlı yatırımlarının bulunması. Antalyaspor’un çalıştığı kulüplere seviye atlatan Gazprom’la bir ortaklık kurup kuramayacağını ise zaman gösterecek.

Rus futbolcu da izleniyor

Antalyaspor Başkanı Hasan Akıncıoğlu’nun Rus yatırımcı çekme adına girişimleri sadece şirketlerle görüşmekten ibaret değil. Kulübe bir Rus futbolcu da kazandırmak için çalışmaları sürdürdüklerini ifade eden Akıncıoğlu, Ocak ayı transfer döneminde bunu gerçekleştirebileceklerini açıkladı. Daha önceki girişimlerin sonuçsuz kalmasının sebebi ise Rus Ligi’nde verilen maaşların yüksekliği ve Rus futbolcuların genellikle ülke dışına çıkarken takındığı çekingen tavır. Birçok Rus milli futbolcu da Avrupa’da yaşadığı kısa dönemli deneyimlerin ardından Rusya’ya dönmüştü.
*Bu yazı Hayatım Futbol'un 56. sayısında yayınlanmıştır.

9 Eylül 2012 Pazar

Aykut Kocaman daha çok konuşmalı

Fenerbahçe Teknik Direktörü Aykut Kocaman dün gece Lig TV'de Maraton programına katıldı. Fenerbahçeliler olarak oturup büyük bir merakla izledik. Aykut Kocaman bu tip uzun konuşmalarda derdini net olarak anlatabiliyor. Şampiyonluk kazandığı dönemin o buhranlı devre arasında NTVSpor'a çıkmış ve aynı dünkü gibi derdini net olarak anlatmıştı. Muhakkak verilen mesajlar oyuncularında kulağına gidiyor. Hatırlarsanız o dönem Güntekin Onay'ın "Brezilya Milli Takımı'nda oynayan Andre Santos Fenerbahçe'de neden forma giyemiyor" sorusuna verdiği cevap şampiyonluğu getiren en önemli cevaplardan: "Brezilya Milli Takımı'nda oynayan bir oyuncu neden Fenerbahçe'de oynayamıyorun cevabını en iyi Andre Santos verir."

Öncelikle bir soruyla başlamak gerek; Aykut Kocaman'ın samimiyetine inanıyor musunuz? Bazen içi derin, düşünülmesi gereken ve karşı tarafı hedef alan çok şey söyleyebiliyor ama genel olarak ben samimi olduğuna inanıyorum.

Antrenör takımı

Kocaman, program boyunca en çok 'antrenör takımı' kelimelerini vurguladı. Aykut Hoca iş ahlakı üst düzey olan birisi. Oyuncusunun da kesinlikle böyle olmasını istiyor. Özellikle bu sezon alınan oyuncuların ortak özelliği saha içindeki oyun karakterlerinin aynı olması. Egemen, Kuyt, Meireles, Mehmet Topal ve Hasan Ali mücadeleden kaçmayan yapıdalar. Aykut Kocaman'ın karakteri bu, inandığı doğru bu.

'Antrenör takımı' tümcesine verdiği örneklerden biri de medyanın etkisi üzerine. Milli takımın son Hollanda maçında da görüldüğü gibi tercihler hep eleştiri konusu. Burada hocaya katılıyorum ama; Abdullah Avcı'nın Selçuk İnan'ı oynatmaması örneğini verdiği gibi kendisi için yapılan Alex ve Cristian eleştirileri de (Geçen sezonki Emre'yi kadroya almayışı da) bir örnek. O zaman Aykut Kocaman daha çok konuşacak. Neden oynatmadığını daha net bir şekilde ifade edecek. 'Benim tercihim bu yönde oldu, sorgulamayın' diyerek geçiştirmeyecek, daha şeffaf olacak. Çünkü büyük oranda böyle geçiştirdi. 3 kişi bu açıklamadan tatmin olduysa 7 kişi olmadı, speküle edildi.

Koşu mesafesi

Aykut Kocaman takımın koşu mesafesini çok önemsiyor bu çok net ortada. Geldiği günden beri mücadele, mücadele, mücadele diyor. Bunu da Avrupa Ligi rakibimiz B.M'Gladbach'ın takım halinde maç başına toplam 130 km mesafe katettiğini, Fenerbahçe'nin ise Spartak Moskova maçında 113 km katettiğini örnekleyerek verdi (Yine Kocaman'ın notlarına göre 2003 yılında ortalama 97 km, geçen sezon da 99 km mesafe katetmişiz. Neden 2003'ü söylediğini tahmin edersiniz).

Devre arası veya maç sonunda tv'ye yansıyan koşu mesafelerini çok umursamam. Çünkü önemli olan verimdir, önemli olan topu koşturmaktır. Barcelona topu koşturuyor artı kendisi de koşuyor. Bir dönem biz topu koşturuyorduk. Bu da bize Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final bile getirdi. Ama özellikle son haftalarda biz koşsak da topu koşturmakta büyük sıkıntı çekiyoruz. Topu koşturmak için sadece iyi oyuncular değil, ahenk de gerekli. Bu ahengin yakalandığını söylemek zor.

Bu konudaki bir diğer mesele de kondisyon seviyesi. Mücadele ettiğimiz Avrupa ekipleri de aynı tempoda oynamak zorunda. Aykut Kocaman ki İstanbulspor dönemini iyi hatırlarız sezona iyi başlayan ekipler yaratan bir hoca ama Fenerbahçe'de durum tam tersi. Sezon başı tüm sezonun geleceğini etkiyor. O zaman biz sezon başında da sezon ortasındaki kadar diri bir takım olmalıyız, yüklemeyi buna göre yapmalıyız. Kocaman aynı programda bakın ne diyor, "Futbolda taktiksel olarak herşey denendi, geliştirildi. Artık yapabileceğimiz tek şey fizik gelişim. Bunu da Amerika'dan, Avrupa'dan öğreniyoruz." Soru şu; Madem öyle rakibimiz Amerikalı bir kondisyoner getiriyorken biz neden getirmiyoruz?

Sonuç

Transferler ve Alex hakkında söylediklerine pek girmek istemiyorum. Alex sorununun Kocaman kaynaklı değil, yönetim kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Gürcan Bilgiç'in yazısı fikir verecektir.

Transferin içinse scout sistemine inanıyorum. Son gün transferinden hayır çıkmaz diye birşey yok ama şu transfer Haziran sonunda bitse, hazırlık kampında 1. öncelik olarak eksikler görülmese de sezonun planlaması yapılsa daha doğru olmaz mı? Şartları öne sürmek yerine bazı gerçekleri de kabul etmek gerek.

Aykut Kocaman'ın programdaki performansı kısmen beni tatmin etti. Felsefesini doğru aktarması önemli ama aynı şekilde sahadaki uygulamanın da başarılı olması şart. Ayrıca bazı konuların şeffaflıkla aktarılması, Aykut Kocaman'ın daha çok konuşulması zarar değil fayda sağlayacaktır.