- 31 Aralık herkesin övdüğü, yermediği bir gün. Ben yeriyorum arkadaş. İçimde bir kıpırtı var ama sevmiyorum bu günü. 31 Aralık demek sadece yıl sonu değil, ay sonu demek, paraların suyunu çektiği gün demek. Bir patron da cebinden balyayı çıkarıp ''yarın yılbaşı, ihtiyacın olur'' diyip para vermez. Bayram öyle mi? Patron kucaklar koliyi gelir. Bulgurundan pirincine, fasulyesinden salçasına kadar hepsi vardır. Bir de çıkarıp 50 lik attın mı demeyin keyfime.
- 70 ler, 80 ler, 90 lar konuşulur ya hep, 2000 lerde ne oldu acaba. 90 lardan çok mu farklıydı ? 80 ler çok farklı gelir ama 90 lar bizdendi. 2010 a geldik 90 lardan aklımda bi tek pop müzik kalmış. 90 lar pop güzeldi sevgili okur. Belki de ben çocuk olduğum olduğum için bana öyle geliyor. 2000 ler sanırım rock müzik yılı olarak geçti. Rock partisi düzenlemeyen üniversiteyi aşağıladılar, rock dinlemeyen üniversite gencini hor gördüler. Kıraç dinleyen adam bile prim yaptı. 2000 lerin sonlarına doğru alterno gençlik ve elektronik müzik revaçta. Sanırım 2010 lar böyle alterno çocuqlarla geçecek. Benim için 2000 ler patates kızartması, cola ve asla eriyeceğine inanmadığım bir göbek olarak geçti.
- 2000 lerin sonlarına doğru bir dizi furyası başladı. Anneler, babalar ulusal kanallara takılırken, gençler ve kendini genç hissedenler lost, himym, six feed under izlediler. En büyük damgayı şüphesiz Kurtlar Vadisi vurmuştur. Tüm bölümlerini toplasan 4 te 1 ini izlemişimdir ama bok atacak değilim, güzel diziydi. ''Racon kesmiyoruz, kafa kesiyoruz'' sahnesi yerli Tarantino'ydu.
- Her aralık ayı aynı zamanda Milli Piyango ayıdır. Bir ara her sene 1 tane yarım bilet alırdım. 2 sene üst üste son 2 rakamı bulmuştum. Biriyle hesap makineli casio saat almıştım. Diğerini de arkadaşlarla yedik. 3. kez yarım bilet alışımda son 2 yi tutturamadım. Ayrıca büyük ikramiyenin her sene çeyrek bilete çıktığını farkettim. 4-5 senedir bilet de almıyorum.
- Büyük ikramiye çıksa ne yaparım onu da bilmiyorum. Benim gibi bir adam o parayı bulunca sadece oturur. Parayı değerlendirecek bırak bir yatırımı, mahalleye dükkan bile açmam. Yine çeyrek bilete çıkacağını varsayarak 7,5 milyon lira üzerinden hayal kuralım. Açık konuşayım Şükrü Saraçoğlu'nun en güzel yerinden kombine almam. Mantıklı düşün. İstediğin maçı istediğin yerde izleyek durumdasın. İlk önce Panathinaikos vs Olympiakos basket maçına giderim. Oradan sağ çıkarsam doğru Buenos Aires'e Boca Juniors vs River Plate maçına. Bu 2 maçı atlatırsam Avrupa kolay. (Hatırlatayım dedim, bu haftasonu Old Firm var.)
- Geçen sene yılbaşı gecesini askerde, Ağrı'da geçirdim. Filmlerle tek benzer yanı kardı(gerçi İstanbul'da o bile denk gelmiyor). Akşam yemeğinde herkese yarım muz ve yaklaşık yarım kilo karışık çerez ikram ettiler. Çerezi severim. Kendiminkini bitirip arkadaşın beyaz leblebilerine ortak olmuştum. Ertesi gün de tatildi. Bütün gün 3. sınıf Amerikan filmi izlemiştik. Acaba Sencer ne yapar. İskenderun'da kesin balık yedirirler buna.
- Orta okulda iken yılbaşı çekilişi yapmıştık. Herkes birine hediye alıyor ama sözde kim kime hediye alıyor bilinmiyor. Ben Evren'e hayatı boyunca kullanmayacağı bir dolma kalem almıştım. Osman'da bana hayatım boyunca kullanmayacağım bir noel baba mumu almıştı. Bir kere kullanayım dedim annem ''yakma o hediye'' demişti. Ha bir de aslında bana hediye alması gereken kişi Mine idi. Gitmiş Osman'la değiştirmiş kaltak.
- Eskiden yılbaşı daha mı güzeldi yoksa bizim aile mi gençti çözemedim. Ya biz birilerine giderdik ya da birileri bize gelirdi. Bir de hep dansöz beklenirdi TV de. Şimdi Victoria's Secret'i bekliyor çağın genci. Eskiden daha şeymişiz. Neyiz tam bilemiyorum ama Dansöz izlemek Victoria's Secret izalemekten daha güzel gibi.
- Bu kısa kısa nasıl dolar diye merak ederken, aslında yılbaşı için yazılabilecek çok şeyin olduğunu farkettim. Daha uzatabiliriz ama uzamasın bence. Kısa kesmekte fayda var.
- Az daha unutuyordum. Sosis Kafa adında bir blog açtım. Yazmak istenen ama bu bloga yazılamayacak bazı postları oraya atıyorum. Herhangi bir iddiası olmayan, eğlenceli olacağına inandığım, olmasa da olur bir blog. Yine de beklerim.
31 Aralık 2009 Perşembe
29 Aralık 2009 Salı
Benim de Söyleyeceklerim Var! (iki)
''Karşı takımın oyuncusu bizim bomboş ceza alanımızı geçip boş kalemizin önünde topu ayağıyla sabitledi ve yere eğildi. Sonra kafasıyla yavaşça sürdü kalemize doğru. Böyle bir gol, siz sevgili okurlamın da bildiği gibi normal bir mahalle takımını dağıtmasına, golü yiyen takımın kaptanının topu tutup havaya rastgele degaj çekip uzaylamasına sebebiyet vermesine, ardından dikilen topun sahibinin aşağıdaki bayırda topun peşinden küfür ederek koşmasına ve maçın bitmesini sağlamasına rağmen biz maçı bitirmedik. Kaleye doğru gidip ''Ver lan eldivenleri ben geçicem kaleye. Sen bas! Kıran kırana oynucaz'' diyerek ittim denyo kalecimizi.''
Uzun zamandır bakıyordum, bulamıyordum Taksim'deki kitap evlerine. Artık arkalara mı sakladılar ne yaptılar bilmiyorum ama dün mizah kitaplarının içinde pırıl pırıl parlıyordu 10 tl lik fiyatıyla. Hazır 2. si çıkmış iken ilk kitabı da basıp, raflara yerleştirelim demişler. İlk kitabı bir çok kişiye verip ihya etmiştim ama sonunda biri hacıladı. Yakın çevre kusura bakmasın, bunun hacılanmasına izin veremem.
Etiketler:
life is life,
massimo
28 Aralık 2009 Pazartesi
Son 10 Yıldaki 10 unutulmaz Fenerbahçe Maçı

Ne de çabuk atlatmışız 3650 günü. 10 yıl önce bugün lise 2 sıralarındaydım. Fenerbahçe çok kötü bir sezon geçiriyordu. Avrupa Kupalarında MTK'ya elenmiş, Rıdvan Dilmen istifa etmiş, İtalyanlara benzemeyen, çek orjinli çirkin bir italyan, Zdenek Zeman teknik direktör olmuştu. 90'lı yıllar Fenerbahçe aşkımızın ebedileştiği fakat sadece 1 şampiyonluğun görüldüğü yıllardı. 2000'ler başlangıcına 1 şampiyonluk sığdırıyorduk ama takım eski çalkantılı günlerindeydi. 2003 yılı ile birlikte neredeyse 0 dan başlanan ve hergün adım adım ilerleyen bir takım gördük. Özetle 2000-2009 yılları arası 5 şampiyonluk sığdırdığımız bir dönem oldu. Ziyadesiyle unutulmaz maçlar yaşadık. Bunlardan 10 lu bir demet sunmak isterim sizlere.
7 Şubat 2001 Fenerbahçe - Galatasaray 4-4
21 Nisan 2001 Fenerbahçe - Gaziantepspor 4-3
6 Kasım 2002 Fenerbahçe - Galatasaray 6-0
17 Nisan 2005 Fenerbahçe - Beşiktaş 3-4
18 Eylül 2005 Beşiktaş - Fenerbahçe 1-2
14 Mayıs 2006 Denizlispor - Fenerbahçe 1-1
22 Şubat 2007 Az Alkmaar - Fenerbahçe 2-2
19 Eylül 2007 Fenerbahçe - İnter Milan 1-0
4 Mart 2008 Sevilla - Fenerbahçe 3-2
2 Nisan 2008 Fenerbahçe - Chelsea 2-1
Bu maçlar arasında beni en çok sevindiren maç Sevilla deplasmanı olurken, en çok üzen maç da Alkmaar deplasmanı idi. Şampiyonluğun kaybedildiği Denizli maçından daha çok üzüldüm hakikaten. En çok şaşırtan maç ise evimizde oynadığımız İnter maçıydı. Zira Deniz Barış'ın Cambiasso'yu maymun ettiği bir maçtı.
Etiketler:
fenerbahçe,
massimo,
türk futbolu
27 Aralık 2009 Pazar
''I Trust Rafa''
İnançlarını tavsip etmediğim biri ama gerçekten de bu günlerde buna ihtiyacı olan bir adam Rafa Benitez. Liverpool'da herkesin herkese inanması gerekiyor. Zincirleme işliyor bu çark. En mühimi de Benitez'in inandığı futbolcular. Wolves karşısına eli yüzü düzgün bir ilk 11 çıktı ama yedeklere kaç kişi inanıyor bilemem. Benitez'in güvendiği dağlara çoktan kar yağdı ve yağmaya devam ediyor.
Etiketler:
massimo,
yurtdışı futbol
25 Aralık 2009 Cuma
Udinese & Man. City'nin Teknik Direktör Hamleleri

Udinese sezona iyi başlamıştı, biz de övmüştük. Överken de teknik direktör Pasquale Marino'yu ve Di Natale'yi öne çıkarmıştık. Udinese genç bir takım. Yaş ortalaması 25. 30 yaşın üstünde sadece 3 oyuncu var. Genç oyuncuların fazla bulunduğu bir takımın ani yükselişleri ve düşüşleri normaldir. 7. haftada İnter mağlubiyeti ile başlayarak, 10 maçta 7 mağlubiyet 2 galibiyet ve 1 beraberlik elde ettiler. İlk 6 maçta 8 gol atan Di Natale, İnter maçı dahil 10 maçlık periyotta 3 gol atabildi. Sonuçta Marino kovuldu. Yerine Torino eski teknik direktörü Giovanni de Biasi getirildi. Pek tanımam Biasi'yi. Neler getirecek göreceğiz.

Bir diğer hoca değişikliği ise Manchester City'de yaşandı. Tottenham yıllardır yaptığı yatırımın meyvelerini yabancı hocalardan yiyemedi. Son yıllardaki güzel kadrolarının başarısız olma nedenleri bence hep hatalı teknik adam seçimleriydi. Ligin baş aktörlerinin altındaki takımlar, baş rol oynamak adına çok paralar harcayarak güzel kadrolar kuruyorlar. Bu güzel. Yalnız bu kadroyu bir de yabancı bir teknik direktör ile süsleyeyim derken duvara tosluyorlar. Tottenham Harry Redknapp'ı getirerek yıllar sonra huzura kavuştu. Baş rol oyuncuları bir şekilde paçayı kurtarabilir ama diğer takımların teknik direktörleri için ligin dinamiklerini bilmek çok önemli. Şimdi dönelim Manchester City'e. Büyük paralar harcadılar. Menejer olarak da benim çok beğendiğim Mark Hughes'in devam etmesini düşündüler. Bence doğru karardı. Sezona da iyi başladılar. Arsenal'i yenip, Man. Utd.'a Old Trafford'da kök söktürdüler. 8. hafta ile beraber beraberlik komasına girip üst üste 7 kez berabere kaldılar. 7 beraberliğin ardından gelen Chelsea galibiyeti güzeldi ama Bolton beraberliği ve yarıştıkları Tottenham'a 3-0 yenilmeleri Arapları sıcak denizlere itmiş. Mancini de beğendiğim hocalardan biri ama dedim ya ligin dinamiklerinin bilmek önemli. Ancelotti düşündüğümün aksine iyi iş çıkarıyor, Zola ise zaten ligi bilen adamdı. Bakalım Mancini neler yapacak.
Etiketler:
massimo,
yurtdışı futbol
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)