13 Eylül 2010 Pazartesi

''Sizinle Gurur'' Duyuyoruz


Dün Twitter da istem dışı olarak ''Finaldeyiz'' trending topic olmuştu. Bugün de ''Sizinle Gurur'' istem dışı olarak trending topic oldu. Evet gurur duyuyoruz. Hatta dün o kadar çok gurur duyduk ki finale çıkmayı kendimize yeterli gördük. Kerem Tunçeri maçtan sonra dünkü yorgunluktan bahsetti ve dünkü yorgunluğun sebeplerinden birini de kutlamalar olduğunu söyledi.

Bugün alınan sonuç dünyanın en doğal sonucudur. Bu yüzden gurur duyuyoruz takımımızla. Final oynamak hayalleri gerçekleştirmek olabilir ama altın madalya kazanmak efsaneleştirirdi bu takımı. 2001 deki Avrupa Şampiyonasını hatırlıyorum da aynen bugünkü gibi coşmuş ve mutlu olmuştuk. Sonrası sırasıyla hüsran, genç kadro, yükseliş şeklinde geçti. Umarım hala öğrenen ve başarıya aç olan bu kadro bozulmaz, aynı şevkle, aynı heyecanla mücadelesine devam eder. O zaman biz bu finali de unuturuz ama şampiyonluğun tadını yaşarız. Teşekkürler 12 dev adam ve teknik kadro.

12 Eylül 2010 Pazar

FİNALDEYİZ !


Maç sırasında dışarıdaydım. Taksim'deki havayı gördüm. Taksim meydandan İstiklal Caddesine doğru, oradan Nevizede'ye kadar her yerde basketbol maçı izleniyordu ve her baskette oley sesleri yankılanıyordu. Eve yollandık, otoparka araç bıraktık. Adam anahtarı alır almaz kulübeye koştu. Eve doğru ilerlerken sokaklarda kimse yoktu. Tüm dükkanlarda milli maç izleniyordu. Adamın biri kepenkleri indirmiş, ışığı kapatmış maçı izler vaziyetteydi. Eve geldim, son dakiklar ve finaldeyiz! Twitterda plansız ve istem dışı olarak finaldeyiz trending topic oldu. Bizim buranın romanları darbukaları alıp, kutlama turuna bile çıktı. Ve bir ara itin bir tarafına soktuğumuz, hasta olmasına rağmen takımını bırakmayan koçumuza da bir teşekkür etmemiz gerekiyor bence.

8 Eylül 2010 Çarşamba

Türkiye 3 - 2 Belçika


Belçika ile oynanan maçlardan ben her zaman korkmuşumdur. 30 Nisan 1997 yılında Belçika ile oynanacak maçtan 3 gün önce Hollanda'yı Bursa da yenmiş, kendine güveni tam bir milli takımımız vardı. Oktay tüm zamanların gelmiş geçmiş en güzel kişisel gollerinden birini Belçika'ya atarken, Luis Oliviera 3 gol birden atarak Dünya Kupası umutlarımızı kırıyordu. O maçtan sonra her ne kadar Euro 2000 grup maçında evsahibi Belçika'yı yendiysek de, yine bir Dünya Kupası eleme grubunda eşleştiğimiz rakibimizi 2 maçta da yenmeyi başaramadık (evimizde 1-1, deplasmanda 2-0). Açıkçası benim maç oynanmadan ufak bir korkum vardı. Bunun üzerine Fellani, Hazard, Van Buyten, Kompany, Lukaku, Dembele gibi isimleri ile yükselişte olan Belçika futbolu da eklenince, kazanma umudum azdı.

Türkiye Milli Takımı maça Onur - Sabri, Ömer, Servet, İsmail - Aurelio, Emre, Selçuk İnan, Hamit, Arda - Tuncay 11'i ile çıktı. Santraforsuz bu takımın neler yapacağını merak ediyordum. Özellikle de Tuncay'ın Van Buyten-Kompany ikilisine neler yapacağı önemliydi. Maç başladıktan 10 dakika sonra Selçuk İnan-Emre ikilisinden biri fazla olduğu anlaşıldı. Selçuk İnan (Çok beğendiğim bir isim olmasına rağmen) orta sahadaki pas trafiğine hiçbir şekilde olumlu katkı sağlayamadı. Takım olarak, sanırım biraz da rakipten korkarak, ayağa oynayıp, Tuncay'ı sarkıtmayı düşünen bir yapıdaydık. Tuncay maç boyu klasik mücadelesini ortaya koydu. Kompany'e ikincisi dolaylı yoldan da olsa 2 sarı kart göstertmeyi başardı. Tuncay'ın asıl performansı 2. yarıda Semih'in yanına gelmesiyle arttı. Elimizde fazlasıyla forvetimiz bulunmasına rağmen safkan golcü olarak sadece Semih var. Kadroya alınmayan Mevlüt de sadece golcü çerçevesine sokabileceğimiz bir oyuncu değil. Arda maçın bir bölümünde mükemmel, bir bölümünde sönük kaldı. Bu normal birşey. 90 dakika harikalar yaratmasını bekleyemeyiz. Top dışında başka şeylerle ilgilenmedi. Çok olumluydu. Hamit ise en fazla güveni veren isimdi. Gurbetçileri milli takıma kolay adapte edemiyoruz. Milli takımın huyu çok farklı. Ülkedeki kaos ortamı gibi top oynuyor. Yediğimiz goller de attığımız gollerde süpriz değil. Hiddink'in çözmesi gereken sorun bu. O da bunu başarmak istiyor ama aldığımız galibiyet yine bir kaos futbolunun galibiyetiydi.

Duran toplar benim 26 yıllık yaşantımda sık sık duyduğum, ülkenin de cumhuriyet tarihinden beri konuştuğu bir mevzu. Herkes kanayan yaramız der durur. Alt yapıdan çözmemiz gereken meseleyi hala çözebilmiş değiliz. Çözmek için çalışan var mı, gerekli önem gösteriliyor mu bilemem. Sırf bu yüzden Sinan Bolat değerlendirilebilir. Bu ülke bir tane daha Tuncay, Semih, Emre, hatta Arda yetiştirebilir ama altyapıda gerekli özen gösterilmez ise stoper ve kaleci yetiştiremez. Volkan Demirel, Rüştü, Onur, Hakan çok iyi kaleciler ama hataları ortak. Bunların içinde en şanslısı Onur. Çünkü Şenol Güneş gibi bir hoca ile çalışıyor.

Biz bu kaos futbolu ile herkesi yenebilme potasiyeline sahip oldumuz kadar, hepsine de yenilebilme potansiyeline sahibiz. Yenebiliriz çünkü Arda çıkıyor, Hamit çıkıyor, Tuncay çıkıyor, Emre çıkıyor, Semih çıkıyor, eskiden Nihat çıkardı. Yani bir şekilde rakibin hatasını affetmeyen bir pozisyon buluruz. Peki ya bizim hatalarımız? Bizim hatalarımızı Kazakistan dan hallice olan herhangi bir takım değerlendirebiliyor. Kısa vadede çözüm beklemek hata olur. Hiddink uzun vadede bunu değiştirebilir. Beklememiz gerekiyor.

2 Eylül 2010 Perşembe

Kazakistan ve Futbol

Milli Takımımız yeni umutlarla başlayacağı Euro 2012 için ilk resmi karşılaşmasına Cumartesi günü Kazakistan karşısında çıkacak. Kazakistan futbolu her ne kadar önemli gözükmese de yabancısı olduğumuz ve tanımadığımız bir ülke. Kazakistan hakkında biraz bilgi almak için Kazakistan'da ikamet eden Akın Kürekçi'den bilgilerini paylaşmasını rica ettim. Sağolsun, kırmadı beni ve bir yazı hazırladı. Kendisi Al Farabi Kazak Devlet Üniversitesi, Matematik Fakültesi mezunu. 2000 yılında ayak bastığı ülkede 2005 yılında mezun olmuş ve 5 yıldır da iş hayatını Kazakistan'da sürdürüyor. Lafı daha fazla dolandırmadan yazıya geçelim.

Kazakistan 2010 Dünya Kupası elemelerinde İngiltere ile aynı gruptaydı.
Wembley'deki maçta İngiltere rakibini 5-1 yendi.

Kazakistan, Orta Asyada Sovyetler Birliği'nden kopan Türki Cumhuriyetler içinde yüzölçümü ile en büyük toprak parçasına sahip ülkedir. Topraklarının Hazar Denizi'nden Çin'e kadar uzanması ve Avrupa'ya yakınlığı ile 2000 yılların başında yaptığı başvurusu sonuçlanarak, 2006 Dünya Kupası elemelerine Avrupa'dan katılmıştır. Kaderin bir cilvesi olarak da Sovyetler Birliği'nden koptuktan 10 dakika sonra bağımsızlığını tanıyan Türkiye ile aynı gruba düşmüşlerdi. Türkiye 2 maçı da gol yemeden farklı skorlar ile kazanmıştı. Bahsetmekte fayda var, bu maçtan 1 gün önce Semih'li, Mehmet Topuz'lu, İbrahim Akın'lı ümit milli karşılaşmasını da Kazakistan ümit milli takımı 2-1 kazandı.

Kazakistan sporuna göz atmaya çalışalım. Kazakistan'da futbol halk tarafından sevilse de 1. spor dalı değil. Tour de France'a katılan, ismini Kazakistan'ın başkenti Astan'dan alan Astana bisiklet takımı, bisiklet sporunun Kazakistan'daki popülerliğinin bir göstergesi. Bu dalda en iyi lokal sporcuları Alexander Vinokourov. Astana'nın da kazak dilinde başkent anlamına geldiğini de belirtelim. İkinci sırayı boks alıyor Kazakistan'da ve Olimpiyatlarda Kazak sporcular madalyalarını sadece bokstan getiriyor diyebiliriz.

Aktobe FK-Hapoel Tel Aviv maçından bir kare. Kaptan
Samat Smakov ve Murat Tleshev
Günümüz Kazakistan futboluna gelince; Kazakistan'nın en üst ligi yeni adıyla Premier Lig adı verilen, 1. deplasmanlı profesyonel lig. Bu ligde 12 takım bulunmaktadır. Ligden her sene 3 takım düşüyor ve 3 takım bir alt ligden yukarı çıkıyor. Rusya sınırındaki Aktobe şehrinin takımı olan ve aynı zamanda adını da taşıdığı Aktobe kulübü, ligi bir kaç senedir domine etmiş bir şekilde. Bu sene Şampiyonlar Liginde Hapoel Tel Aviv'e elenip Avrupa Ligi elemelerine kalırken, elemelerde de Az Alkmaar ile eşleşti. Deplasmanda 2-0 mağlup olup, evinde 2-1 kazanmasına rağmen turu geçemedi. Gerçeği söylemek gerekirse Kazakistan ligi fazla ilgi çekmiyor ve biletlerin ucuz olmasına karşın tribünlerin doluluk oranı fazla değil. (Hatırlatmakta fayda var, bir dönem Galatasaray ve Beşiktaş'ta forma giyen Mehmet Aksu 5-6 sene önce Jenis Astana takımında top koşturdu). Ligler hava şarlarından dolayı Rusya ligi ile aynı zamanda oynanıyor ve tatile giriyor. Kazakistan öyle parlak olan bir yıldız yok. Bir zamanlar Rus takımlarında oynayan Ruslan Baltiev var. Geçen yıl Tobol da forma giymişti ama bu sene ayrıldı. Şimdi de milli takımda zar zor kadroya giren Samat Smakov haricinde Kazakistanlı futbolseverlerin hayranı olduğu bir futbolcu yok diyebiliriz. Kazakistan milli takiminda önlem almamiz gereken futbolcular, ligin en güçlü takımı Aktobe FK'nın forveti Murat Tileshev ve Kostanay şehrinin Galatasaray'in gecen sene ön elemelerde karşılaştığı Tobol takiminin orta saha oyuncusu Nurbol Jumaskaliyev. Kazakistan futboluna ciddi bir atilim gerekiyor. Hava şartlarından da olabilir futsal bu ülkede bayağı ilgi görüyor. Benim düşünceme gore; bu ülkedeki futbolun gelişmesi için iki büyük şehrin, yani Almaty şehrinin takimi Kayrat'in ve Astana şehrinin takimi Lokomotiv'in güçlendirilmesi gerekiyor. Bu iki şehir haricindeki şehirlerin iyi yabancı futbolcular getirmeleri zor gibi gözüküyor. Teknik direktörlüğünü ise Kazakistan'a gelene kadar hep asistanlık yapmış 47 yaşındaki Alman Bernd Storck yapıyor. Suni çime rağmen Kazakistan milli takımının bizi çok zorlayacağını düşünmüyorum.

Maçın oynanacağı stat olan Astana Arena Stadı, çatısı açılıp-kapanan 30.000 kişi kapasiteli bir stadyum. İnşaatını Sembol İnşaat isimli Türk firmasının yaptığı bu stadyum, yaklaşık 3,5 yılda 160 milyon euro gibi bütçe ile yapıldı. Bu stadyumda en büyük dezavantajımız suni çim olacak. Şimdiden medyamızda gereksiz çim tartışmalarını duyar gibiyim. Stadın açılışı 2009 yılında, Kazakistan Cumhuriyeti'nin kurucusu ve ilk devlet başkanı Nursultan Nazarbayev tarafından hem doğum günü, hem de Astana'nın başkent seçildiği gün olan 6 temmuz da yapıldı. Yeni bir başkent olan Astana, sıfırdan yapılanan bir şehir olduğu için o yıl yapılmaya başlanan büyük projelerin açılışları 6 Temmuz gününe denk getirilmeye çalışılır.


Mesela bu sene dünyada türünün ilk örneği olan Khan Shatyry Entertainment Center açıldı. Astana şehri tamamen düz arazi üzerine kurulmuş olup, çok rüzgar aldığından ve buna ek olarak kışları -50 dereceye varan soğuk havasından dolayı, halkı o şehirde tutabilmek için en son teknolojiler ile milyarlarca dolara çok modern bir şehir kuruluyor.

Yazıma Kazakistan'a geldiğinizde her yerde göreceğiniz 2030 rakamından bahsedip son vereyim. Kazakistan 2030 yılında dünyanın en refahlı ülkelerinden biri olmayı amaçlıyor. Bunun için ellerindeki kömür, petrol, uranyum ve diğer maden rezervleri yeter mi onu Allah bilir ama lisede okurken hiç sevmediğimiz 100 küsür maddelik kimya tablosundaki bütün elementler Kazakistan topraklarında bulunmaktadır.


Akın Kürekçi

1 Eylül 2010 Çarşamba

Avrupa'da Transfer 2010/11 vol.8

Son birkaç hafta bu seriyi güncellemeyince transferler biriktikçe birikti. Ben de transferin son gününe sarkıtarak hepsini bir anda yayınlamaya karar verdim. Son gün alternatifsizlikten yapılan transferler olduğu gibi ses getirecek bomba transferler de oldu.


Fabio Quagliarella - Napoli > Juventus - 4.500.000 euro (Kiralık-satın alma ops. 10m euro)
Alberto Aquilani - Liverpool > Juventus - (Kiralık-satın alma ops. 16m euro)
Milos Krasic - CSKA Moskova > Juventus - 15.000.000 euro
Armand Traore - Arsenal > Juventus - 500.000 euro (kiralık)
Leandro Rinaudo - Napoli > Juventus - 600.000 euro (kiralık)
Alessio Cerci - Roma > Fiorentina - 4.000.000 euro
Nicolas Burdisso - İnter > Roma - 8.000.000 euro
Marco Borriello - Milan > Roma - 2.000.000 euro (kiralık)
Zlatan İbrahimoviç - Barcelona > Milan - 24.000.000 euro (ilk yıl kiralık)
Kevin-Prince Boateng - Genoa > Milan - kiralık
Robinho - Manchester City > Milan - 18.000.000
Kakhaber Kaladze - Milan > Genoa - bedelsiz
Hernanes - Sao Paulo > Lazio - 13.500.000 euro
Jose Ernesto Sosa - Bayern Münih > Napoli - 4.000.000 euro
Jonathan Zebina - Juventus > Brescia - bedelsiz
Javier Mascherano - Liverpool > Barcelona - 22.000.000 euro
Alexis - Valencia > Sevilla - 5.000.000 euro
Martin Caceres - Barcelona > Sevilla - kiralık
Fernando Cavenaghi - Bordeaux > Mallorca - kiralık
David Trezeguet - Juventus > Hercules - bedelsiz
Royston Drenthe - Real Madrid > Hercules - kiralık
Markus Rosenberg - W. Bremen > R.Santander - 750.000 euro (kiralık)
Ciprian Deac - CFR Cluj > Schalke 04 - 3.000.000 euro
Jose Manuel Jurado - A.Madrid > Schalke 04 - 11.000.000 euro
Klaas-Jan Huntelaar - Milan > Schalke 04 - 14.000.000 euro
Wesley - Santos > Werder Bremen - 7.500.000 euro
Diego - Juventus > Wolfsburg - 15.500.000 euro
Sebastian Rudy - Stuttgard > Hoffenheim - 4.000.000 euro
Mauro Camoranesi - Juventus > Stuttgart - bedelsiz
Mickael Silvestre - Arsenal > Werder Bremen - bedelsiz
Sebastien Squillaci - Sevilla > Arsenal - 6.500.000 euro
Raul Meireles - Porto > Liverpool - 13.000.000 euro
Paul Konchesky - Fulham > Liverpool - 4.000.000 euro
Bebe - Guimares > Manchester United - 8.800.000 euro
Hatem Ben Arfa - Marseille > Newcastle Utd. - 2.500.000 euro(kiralık)
Stipe Pletikosa - Spartak Moskova > Tottenham - kiralık
Rafael Van der Vaart - Real Madrid > Tottenham - 10.000.000 euro
Marc-Antoine Fortune - Celtic > W.B.A. - 3.000.000 euro
James Milner - Aston Villa > Man. City - 30.000.000 euro
Ramires - Benfica > Chelsea - 22.000.000 euro
Carlos Salcido - PSV > Fulham - 2.000.000 euro
Eidur Gudjohnsen - Monaco > Stoke - kiralık
Asamoah Gyan - Rennes > Sunderland - 16.000.000 euro
Aleksandr Hleb - Barcelona > Birmingham - kiralık
Yannis Tafer - Lyon > Toulouse - kiralık
Loic Remy - OGC Nice > Marseille - 15.500.000
Andre-Pierre Gignac - Toulouse > Marseille - 16.000.000 euro
Yoann Gourcuff - Bordeaux > Lyon - 22.000.000 euro
Alberto Zapater - Genoa > Spoting Lizbon - 7.000.000 euro
Nicolas Otamendi - Velez > Porto - 4.000.000 euro*
Geremi - Ankaragücü > Larissa - bedelsiz
Salvatore Bocchetti - Genoa > Rubin - 9.500.000 euro
Carlos Eduardo - Hoffenheim > Rubin - 20.000.000 euro