10 Aralık 2009 Perşembe

Uefa Şampiyonlar Ligi Fantasy Football #3


UEFA'nın Fantasy Football oyununda Blog İdman Yurdu Ligi kurmuştuk bildiğiniz üzere. Şampiyonlar Liginde grup maçlarını bitirdik. Sezon sonunda vereceğimiz Pierluigi Collina'nın ''Beni Oyun Kurallarım'' kitabını kazanmaya yaklaşan 5 arkadaşı bildirelim ve şu an ki performanslarını tebrik edelim istedik. 1. sırada Güven Yurdatapan'ın fenerbahçe takımı(280) bulunuyor. 2. sırada bir diğer renkdaşımız, aynı zamanda arkadaşımız Davut Başaran'ın ferroklo takımı(279) var. 3. sırada Berkim As'ın Dorchester takımı(277), 4. sırada Burak Kaptan'ın CIPOLLA F.C.(265) takımı ve 5. sırada Alper Öcal'ın Lambuja(265) takımı bulunuyor. Kendilerini tek tek tebrik ediyoruz. Ben denizin takımı DMT(258) 6. sırada, Sencer'in takımı Flamboyant Libadiye(216) 26. ve takımını Sencer'e teslim ederek hayal kırıklığına uğrayan Ümit'in takımı ug spor 27. sırada.
Son sıralara göz atmasak olmaz tabi. 49. sırada Sercan Sözütek'in Çukurovaspor'u, 48 sırada mert mert'in adanaspor'u veee 47. sırada Ali Okancı'nın Pennearabiata'sı var :) Bu arkadaşlar sıkı çalışıp, haftası haftasına takip etsinler takımlarını. Sezon sonunda son 3 takımı önümüzdeki sezon oynanacak lige almayacağız. Şaka bir yana ligi bir süre sonra unutup veya işten güçten düzenleyemeyen arkadaşlar olmasa sonuncuya da Leman dergisinin en kötü karne hediyesi gibi bir hediye vermek isterdim :)
Bildiğim kadarıyla elemeler başlangıcında transfer sınırlaması yok. Klavyenize kuvvet arkadaşlar, düzenleyin takımları.

Şampiyonlar Ligi Grup Elemeleri Analizi


Bana göre Dünya Kupası ve Avrupa Şampiyonasından sonraki en prestijli turnuvadır Şampiyonlar Ligi. Bu sene Platini'nin yeni düzenlemesi çok tartışıldı. Elbette gruplar eskiye nazaran daha güçsüz bir hale büründü ama arka bahçede oynanan UEFA Kupası da çok sıradanlaşmıştı. Yine de beklenen kalitenin üstüne çıktığını düşünüyorum. Arttırılan gelirlerle birlikte 2-3 sene sonra eskisini aratmayacak bir lig olacaktır bence Şampiyonlar Ligi. Kısaca Grup sonuçlarını yorumlarsak;

A Grubu; Kuralar çekildiğinde en çok üzüldüğüm takımlardan biri gruptan çıkamayacağını düşündüğüm Bordeaux olmuştu. Harika bir iş başardılar. Juventus ise özellikle son maçta aldığı mağlubiyetle büyük hayal kırıklığı yarattı bende. M.Haifa ise Şampiyonlar Ligi tarihinin gelmiş geçmiş en kötü performansına sahip olabilir. Attıkları gol sayısı 0.
B Grubu; Beşiktaş'ın CSKA ile 3. lük yarışı yapacağını tahmin ediyordum. CSKA böylesine çalkantılı bir dönemden başarılı bir sonuçla çıktı. Hayal kırıklığı ise Wolfsburg oldu.
C Grubu; Marsilya'nın Milan'ı geçip 2. tura çıkacağını düşünüyordum. Milan evinde oynadığı 3 maçı da kazanamadı. Deplasmanda ise hem Real Madrid'i hem de Marsilya'yı yenmeyi başardı. Zürih ise topladığı 4 puanı da Milan'dan aldı.
D Grubu; İlk 2 hatta ilk 4 kafalardaki gibi şekillendi ama A.Madrid'in performansı rezalet. La Liga'da da reziller gerçi. Apoel ve klasmanı takımlar Şampiyonlar Liginin en keyif verici takımları. Çoğu Türk gibi ben de seviyorum güçlünün karşısındaki güçsüz takımın başarılı olmasını. Fenerbahçe ve Beşiktaş o devre gelmeden klasman atladılar. Galatasaray 90 larda o zevki tattırdı taraftarına. APOEL'in 3. olmasını isterdim.
E Grubu; Lyon ortalama Şampiyonlar Ligi puanını aldı. Genelde 2. olarak her zaman bir üst tura çıkmayı başarıyorlar. Fiorentina, Bordeaux gibi büyük iş başardılar. Bu gruptaki hayal kırıklığı Liverpool ise geçmişin hatalarını yaşıyor. O kadar çok kıytırık, kıyafetsiz futbolcuyla dolduki takım, birkaç önemli eksikle dağıldılar. Benitez'e İspanya yolları gözüksün artık.
F Grubu; Sıralamada süpriz yok ama sonuçlar süpriz geçti. Hem Rubin hem de Dinamo Kiev teşekkürü hak etti.
G Grubu; Bu gruptan Stutgart çıktıysa sebebi Unirea'nın tecrübesizliği ve Rangers'tır. Rangers'tan bu kadar kötü performans beklemiyordum. Unirea ise APOEL gibi gönüllerin takımı oldu.
H Grubu; Tecrübesizliğine yenik düşen takımlardan biri de Standard Liege oldu. Her sene üstüne koyarak ilerliyor. Önümüzdeki yıllar daha fazla süpriz yapacaktır. Sinan Bolat milli takım için gözden ırak gönülden ıraktı. Yeni gelecek olan teknik heyet ilk 11'e koyarsa şaşırmam. Az ise teknik direktör kurbanı oldu. Ronald Koeman da artık ne kadar kıyafetsiz olduğunu kanıtladı bana göre. Zico ise her zamanki efendiliğiyle yoluna devam ediyor. Arzu ettiği takımlardan birinin başına geçecektir elbet.
İstatistikler;
Gol Krallığı; 6 g0l; C.Ronaldo - 4 gol; Dzeko, Owen, Krasic
Asist Krallığı; 4 asist; Fabiano, Necid, Vargas, Wendel - 3 asist; Gilardino, Seedorf, Malouda, Pjanic, Arshavin
En çok gol atan takımlar; Real Madrid(15), Fiorentina(14), Lyon(12), Arsenal(12)
En az gol yiyen takımlar; Bordeaux(2), Porto(3), Lyon(3), Barcelona(3), Sevilla(4), Chelsea(4)
En çok gol yiyen takımlar; Debreceni(19), Zürih(14), Rangers(13), A.Madrid(12)
En az gol atan takımlar; M.Haifa(0), Beşiktaş(3), A.Madrid(3), Juventus(4), APOEL(4), Rubin(4), Rangers(4), Olympiakos(4), AZ(4)
Topla oynama süreleri; (Tabii ki) Barcelona %69(50 dk), Liverpool %59 (34 dk), Manchester United %56(36 dk)
En çok kart gören takım; İnter (16 sarı/1 kırmızı), Real Madrid (17 sarı), Marsilya (14 sarı/ 2 kırmızı)
En az kart gören takım; Liverpool (3 sarı), Wolfsburg (3 sarı/ 1 kırmızı)
İlginç istatistikler var. Özellkile kart sayılarını karşılaştırınca. En çok kart gören 2 takımın finali hedefleyen takımlar olması ve en az kart gören 2 takımın beklentilerin altında kalıp Avrupa Ligine gidecek olması tartışılabilir. Bitecek olan Avrupa Ligi ile karşılaştırabiliriz verileri. Unutmadan, en çok ofsayta düşen oyuncu pek tabii ki adamım İnzaghi.

9 Aralık 2009 Çarşamba

Mantalite


CSKA'da Dzagoev diye bir futbolcu var. Ben çok beğenirim. Tahminim Mustafa Denizli de beğeniyordur ve bu akşam rakibi olduğu için biraz da çekiniyorrdur. Aynı şekilde Şampiyonlar Liginde takımlarının başında bulunan bir çok teknik direktör de beğeniyordur ve rakip oldukları zaman biraz çekiniyordur. Yalnız içlerinden sadece 1 tanesi adam markajı uygulatır bu oyuncuya. Bu isimi tahmin etmek hiç zor değil, Mustafa Denizli. O Mustafa Denizli ki geçmişte, çok uzun yıllar önce ince ince hesaplar yapar, maçı kafasında oynar, rakibi kitler, süpriz isimleriyle maçları kazanırdı. O devir kapandı artık. Çok şükür bizim takımlarımızda o devri atlattı. Biz artık kendi oyunumuzu oynayarak sahada başarılı olabiliyoruz. Zaten global futbol anlayışı da artık böyle. Mustafa Denizli belki bu sene de Beşiktaş'ı şampiyon yapacak. Belki yine çifte kupa ile sezonu bitirecek ama bu mantalite ile daha ileri gidemeyecek.

7 Aralık 2009 Pazartesi

Roma 1-0 Lazio

Maç öncesi Roma son 5 maçının 4 ünü kazanmış, Lazio ise 12 maçtır galibiyet alamamış 2 rakip olarak olarak çıktılar derbiye. Roma'nın taraftar desteği ile birlikte Lazio'yu evire çevire yeneceği düşünülüyordu, en azından kendim böyle düşünüyordum. Umduğum gibi bir maç olmadı. Lazio derbi bilinci ile sahadaydı.

Maçın ilk yarısı inanılmaz sıkıcıydı. Dün oynanan Genoa-Parma maçının bile yarısından daha az bir izlenilirlik sundu Roma takımları. Bunun nedenlerinden bir tanesi arka arkaya patlayan ses bombaları nedeniyle maçın 13. dk da uzun bir süre durmasıydı. İlk yarı boyunca her iki takımda rakip kalede etkili olamadılar.

İkinci yarıda ise derbi tam olarak hakkını vermese de izlenebilir bir maç çıktı ortaya. Baskın olan takım ise Lazio idi. Geçen hafta Barça-R.Madrid maçında son dakikalarda Messi'nin kaçan golünde aldığım hazzı bu akşam bana Roma kalecisi Julio Sergio yaşattı. Zarate'nin direkten dönen topunu Mauri'nin şutunu öyle bir çıkardı ki gol olsaydı kesinlikle o hazzı alamayacaktık. Oyun Lazio'dan yana gözüktüğü dakiklarda Cassetti beklenmedik bir gol attı. Doğrusunu söylemek gerekirse güzel bir goldü. Hiç bir Lazio'lu defans oyuncusunun Cassetti'yi kaale almaması pahalıya patladı.

Maçın hakkı beraberlikti denebilir ama Lazio'nun +0,5 gol önde olduğunu söylemek gerek. Maç sonunda Totti Lazio taraftarına el hareketi yapınca, futbolcular arasında biraz gerginlik yaşandı. Totti baktı kavga çıkmayacak, koşarak tribünlere gitti ve o anda saha içindeki futbolcuların elektrikleri nötr oldu. Çünkü Totti Lazio takımına her şeye rağmen Roma'nın kazandığını hatırlattı. Ayrıca umarım Totti yeniden saçlarını uzatıyordur.

6 Aralık 2009 Pazar

Eskişehirspor 2-1 Fenerbahçe

Kasımpaşa mağlubiyeti sonrası Twente maçında takım toparlandı diyorduk ki Eskişehirspor yenilgisi ligdeki kötü gidişi devam ettirdi. Geçen haftanın baklavalı dizilişinde sağ içte Cristian, sol içte M.Topuz olunca, bayramdan bayrama yapılan yuvarlak tepsideki biçimsiz ev baklavaları aklıma gelmişti. Ayrıca Emre'siz ve formsuz Alex'li Fenerbahçe, fındığı, fıstığı olmayan bir tatlıdan farksız geliyor bana. Daum bu kez dikdörtgen tepside eski dizilişi 4-4-1-1 i çıkardı sahaya. Güiza yerine Semih tercih edilmişti bu sefer. Topuz sağ dış, Andre Santos sol dış dizildiler orta alana.
Fenerbahçe'nin son haftalardaki sorunu dizilişten çok motivasyon ve organizasyon ile alakalı. Kazım'ın ilk haflarda sağ kanatta oynadığı futboldan eser kalmayınca ve Andre Santos'un sol kanattaki verimsiz futbolu Fenerbahçe'nin hücum varyasyonlarını kısıtladı. Kanatlar şu an da Andre Santos, Kazım ve M.Topuz arasında değişip duruyor. 3'ü de etkisiz. Bugün Uğur Boral ikinci yarıda bir şans buldu. Önümüzdeki hafta Uğur Boral'a sarılabilir Daum. Niteki bugün sol kanat defansif olarak da çok aksadı. Bir çok kornere sebebiyet verildi ki bir çoğunda ayak koyan isim Bilica idi. Güiza mı, Semih mi tartışmasına hiç girmek istemiyorum. Çünkü Semih de çok formsuz. Geçen sezon Güiza ile gol atma yarışına giren Lugano, bu sezon Güiza+Semih'e karşı yarışıyor.

Ligde 17 deplasman var (bu sene 16 oldu). İBB maçı deplasman sayılıyorsa bu Eskişehirspor deplasmanı deplasman oğlu deplasman oluyor bu ligde. Buradan çıkarılacak bir 3 puan benim için ekstra bir güzellik olurdu. Aynı Bursa ve Diyarbakır deplasmanları gibi. Daum Fenerbahçe'yi toparlar. Lakin çok yara aldı. Önümüzdeki 2 maçın çok ayrı bir önemi var artık. Bu arada bir tebrik de esesbandosuna gelsin. Maça ayrı bir renk katarak güzel bir hava oluşturdular.